Kadınların özgürlük mücadelesinde AÇLIK GREVLERİ

- Füsun ERDOĞAN
421 görüntüleme

Bir mücadele aracı olarak açlık grevleri ve ölüm oruçlarının tarihi hayli eskiye dayanır…

Her ne kadar bugün dünyanın değişik yerlerinde açlık grevleri ve ölüm oruçları ağırlıklı olarak tutsakların baş vurduğu bir mücadele biçimi olsa da, tarihsel olarak adaletsizlikler karşısında bireylerin, grupların başvurdukları bir eylem biçimi de olmuştur.

Hıristiyanlık öncesi İrlanda’da açlık grevi adaletsizliği protesto etmek için yaygınca kullanılan bir mekanizmaydı. “Troscadh” veya “Cealachan” olarak adlandırılan bu eylem mağdur olan kişi tarafından adaletsizliği gerçekleştiren kişinin kapısının önünde yapılırdı. Ev sahipliğinin kültürel olarak çok büyük önem arz ettiği İrlanda kültüründe bir kişinin evinin önünde aç birinin bulunması büyük bir utanç olarak kabul edilirdi.

Benzer bir gelenek aynı şekilde Hindistan’da da bulunuyordu. Bu ülkede birinin kapısının önünde açlık grevi yapmak topluma adaleti yerine getirme, adli mekanizmaları harekete geçirme çağrısıydı.  MÖ. 750 yılına kadar dayanan bu gelenek 1861 yılında İngiliz sömürgecileri tarafından yasaklandı. Bir eylem biçimi olarak açlık grevleri, otoriteye, siyasal iktidara karşı bir adalet talebi olarak belirgin bir şekilde kullanılması İngiliz ve Amerikan kadın hakları savunucuları arasında gelişti.

Kadınların oy hakkı mücadelesinde açlık grevleri…!

1864 yılında İskoçya’nın Inverness şehrinde doğan Marion Wallace Dunlop, döneminin önde gelen kadın hakları savunucularından biriydi. Kadınların oy verme hakkını ve toplumsal eşitliği savunan Kadın Sosyal ve Politik Birliği’nin (WSPU) aktif bir üyesi olan Dunlop, toplumun düzenini bozduğu iddiasıyla, 1908 yılında iki defa gözaltına alınarak tutuklanır. Dunlop 1909’un Temmuz’unda tutuklandığında, Holloway Cezaevi’nde yasal haklarını kullanması engellendiği için açlık grevine başlar. 

İngiliz hapishanelerinde bir ilk olan Dunlop’un açlık grevi, 91 saat sürer. İngiliz idaresi Dunlop’un sağlık durumunun kötü olduğunu gerekçe göstererek Dunlop’u serbest bırakır. Ve bu eylem kısa sürede WSPU’nun baskıya karşı başvurduğu barışçıl temel bir eylem tarzı olarak kabul edilir. İngiliz hükümeti ise aynı yılın Eylül ayında hapishanelerde açlık grevine giren eylemcilerin zorla beslenmelerini öngören bir yasayı Meclis’ten geçirir. Bu yasaya göre 1910 yılında İngiliz kadın hareketinin öncüsü Emmeline Pankhurst’un kardeşi Mary Jane Clarke açlık grevi eylemi sırasında zorla beslenmesinin yarattığı sağlık sorunları nedeniyle hayatını kaybetti.

Amerikalı kadın hakları savunucusu Alice Paul, Virginia’daki Occoquan Çalışma Evinde kadınların oy verme haklarının sağlanması için açlık grevi yapar. Bu eylem de siyasal bir taleple bir kadın eylemci grubu tarafından gerçekleştirilen ilk açlık grevi olarak tarihe geçti.

Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da Açlık Grevleri deneyimi… 

Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da da açlık grevi ve ölüm orucu eylemi tarihi boyunca, devletin zindanlardaki baskı ve zulmüne karşı başkaldırının adı olmuştur. Nazım Hikmet’in hapishanede gerçekleştirdiği açlık grevi eyleminden sonra Kuzey Kürdistan’ın kalbi Diyarbakır Zindanlarında; “insanlık dışı”, “onur kırıcı” işkencelere karşı ilk kez PKK’li tutsaklar 14 Temmuz 1982’de ölüm orucu eylemini gerçekleştirdi. 

Kürt siyasetinin dönüm noktalarından biri ve bu topraklarda ilk ölüm orucu direnişi olarak tarihte yerini alan eylemde PKK’nin önder kadrolarından Hayri Durmuş, Kemal Pir, Ali Çiçek, Akif Yılmaz yaşamlarını yitirdi. Tarihi günü anlatan tanıklar, “Orada bir irade savaşı vardı ve o savaşı bedenini ortaya koyanlarla birlikte bir halk kazandı” sözleriyle tanımlıyor eylemi. 

11 Nisan 1984’de Metris hapishanesindeki Devrimci Sol ve TİKB davası tutsakları, tek tip elbise dayatmasının sona erdirilmesi, işkenceden vazgeçilmesi, politik tutukluluk hakkı ve sosyal ve insani şartlar için açlık grevine başladılar ve bu eylem dört yüz tutsakla 45. günde ölüm orucuna dönüştürüldü.  Direnişin altmışıncı ve yetmişinci günlerinin başında Abdullah Meral, Haydar Başbağ, M. Fatih Öktülmüş, Hasan Telci yaşamlarını yitirdiler. Açlık grevleri, özellikle tek tip dayatmasının durdurulması ile kesin olarak Şubat 1986’da sona erdirildi. Hapishanelerdeki kadın tutsakların da katıldığı bu eylemde, TİKB davasından Aysel Zehir, ölüm orucu savaşçısı olarak yer aldı.

Yatağa zincirledikleri hastane odasında müdahaleyi kabul etmeyen Aysel, her kendine geldiğinde koluna taktıkları serumu çekip atmış, zorla müdahale sonucu korsakoflu yaşamaya mahkum edilmiştir.

Ölüm Orucu eyleminde bir ilk: Ayça İdil Erkem

1990’lı yıllar boyunca toplumsal muhalefetin değişik kesimleri hak arama mücadelesinin bir biçimi olarak açlık grevlerine başvururken, açlık grevleri ve ölüm oruçları tutsakların devletin baskı ve zulüm politikalarına karşı mücadele etmenin temel araçlarından biri oldu. Ve bütün bu eylem ve direnişlerde kadınlar da kitlesel olarak yer aldılar.

1996 yılında Necmettin Erbakan ve Tansu Çiller’in koalisyon hükümetinin adalet bakanı Mehmet Ağar’ın çıkarttığı “Mayıs Genelgesi” olarak bilinen genelgenin iptali için, 43 hapishanede süresiz-dönüşümsüz açlık grevi başlatıldı. Çok ciddi sağlık sorunları olan tutsaklar dışında kadın ve erkek tutsakların tümü açlık grevine katıldı. 45. gününden itibaren eylemin ölüm orucuna çevrilmesiyle birlikte, ölüm orucuna başlayan 355 tutsağın içerisinde hiç azımsanmayacak sayıda kadın savaşçı yer aldı.

1996 yılında gerçekleşen Ölüm Orucu ve Süresiz Açlık Grevi’nde ölümsüzleşen Ayça İdil Erkmen hem dünyada hem de Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da ölüm orucunda hayatını kaybeden ilk kadın eylemci oldu.

Ayça İdil, bedeni ve bilinciyle gösterdiği direnişin 68. gününde, 26 Temmuz 1996’da ölümsüzleşti.  Ayça İdil, “Ben bir mitralyözüm” sözüyle belleklere kazınan cüretiyle, kadının özgürlük mücadelesinde de bir sembol oldu.

Mevsimler, yıllar ve ölümsüzleşenler…

Devletin siyasi tutsaklara yönelik F-Tipi Hapishane uygulamasına geçme politikasına karşı 20 Ekim 2000 tarihinde DHKP-C, TKP/ML ve TKİP tutsaklarınca başlatılan açlık grevi, bir ay sonra ölüm orucuna dönüştürüldü.

19 Aralık 2000’de gerçekleşen hapishaneler katliamıyla birlikte F-Tipi hapishanelere götürülen siyasi tutsakların tümü belirlenen gruplar halinde ölüm orucu eylemine başladıklarını duyurdular. Geçmiş tüm süreçlerden farklı olarak, kadın tutsaklar mevsimler, yıllar boyu süren bu eyleme kitlesel olarak katıldılar. 2000-2007 tarihleri arasında süren ölüm orucu eyleminde 25 kadın tutsak ölümsüzleşti. Dışarıda TAYAD’ın başlattığı ölüm orucu eyleminde ise, 6 kadın yıldızlaştı… Yüzlercesi ise, devletin zorla müdahalesi sonucunda korsakovlu yaşamaya mahkum edildi. 

Tecrite karşı açlık grevleri…

 12 Eylül 2012 tarihinde, PKK ve PAJK’lı 483 tutsak Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecrite son verilmesi ve Kürtçe)nin anadil olarak kamuda kullanılması talebiyle açlık grevine başladı.

67. gününde tutsakların taleplerinin karşılanmasıyla bitirilen açlık grevinde, 483 tutsağın önemli bir kısmını kadınlar oluşturdu. Açlık grevi sonrası hastanelere kaldırılan tutsaklara müdahalede önemli sorunlar yaşandı. Tutsaklar o halde uzun süre hastanelerde morgla aynı katta bulunan mahkum koğuşlarında bekletildiler…

Nuriye Gülmen, Esra ve Semih Özakça…

2016 yılında Olağanüstü Hal ilanından sonra binlerce kamu görevlisi görevlerinden ihraç edildi. Akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça “işimizi geri istiyoruz” diyerek 8 Mart 2017’de açlık grevine başladılar. Nuriye ve Semih’in, eylemlerinin 75. gününde gözaltına alınarak tutuklanması üzerine bir başka eğitimci Esra Özakça bedenini açlığa yatırdı. Eyleminin 100. gününde kalp sorunu yaşayan Esra açlık grevine son verdi. Nuriye Gülman ve Semih Özakça ise, açlık grevinin 324. gününde 26 Ocak 2018 tarihinde eylemlerini sona erdirdiler.

14 Temmuz’in izinde bir kadın: LEYLA

14 Temmuz 1982’de Amed Zindanında bedenini açlığa yatıranların izinden giden Leyla Güven 7 Kasım 2018 tarihinde görülen duruşmasında; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit kırılıncaya kadar bedenini süresiz-dönüşümsüz açlık grevine yatırdığını açıkladı!..

Tarih bir kez daha kadınlara öncülük misyonunu yüklemişti ve Leyla kendi içinde bunu tartışmış, çevresindeki herkesten aldığı kararı gizlemiş ve duruşma günü elini kaldırmıştı…

Orta Anadolu Kürtleri’nden olan Leyla, 1964 yılında Konya’nın Cihanbeyli ilçesine bağlı Yapalı beldesinde doğmuş. 17 yaşında ailenin isteği üzerine evlendirildiği teyze oğluyla ilişkisi 5 yıl sürmüş… Leyla evlilik sonrası yerleştiği Almanya’dan iki çocuğunu da yanına alarak memleketine geri dönmüş. Çocuklarını büyüttükten ve kendi ayakları üzerinde durmalarını sağladıktan sonra, tüm zamanını çalışmalara ayıran Leyla, 1999 seçimlerinde Konya’da milletvekili adayı oldu. 2001 yılında Ankara’ya giden Leyla, HADEP Merkezi Kadın Kolları yöneticiliği yaptı. Parti Meclisi üyesi de olan Leyla, 2004’e kadar bu görevleri yürüttü. 

2004 yılında yapılan yerel seçimlerde Adana’nın Seyhan ilçesine bağlı Küçük Dikili Belde Belediye Başkanlığı’na seçildi. 5 yıl belediye başkanlığı yapan Leyla, 29 Mart 2009 Yerel Seçimleri’nde ise, Urfa Viranşehir Belediye Başkanlığı’na seçildi. Ancak seçildikten 8 ay sonra, “KCK Operasyonu” adı altında yürütülen siyasi soykırım saldırısı kapsamında gözaltına alınarak tutuklandı.

Binlerce siyasetçiyle birlikte tutsak edilen Leyla, 5 yıl Diyarbakır Hapishanesi’nde tutuklu kaldı. 7 Haziran 2015 seçimlerinde Urfa’da HDP’den milletvekili adayı oldu ve seçilerek Meclis’e gitti. Leyla, büyük bir baskı altında gerçekleştirilen 1 Kasım 2015 seçimlerinde seçilemedi. Kadın ve siyaset çalışmasına hiç ara vermeyen Leyla, 26 Mart 2015 tarihinde gerçekleştirilen Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Olağanüstü Kongresi’nde DTK Eşbaşkanı seçildi.

Türk devletinin Afrin’e yönelik işgal saldırısına karşı yaptığı açıklamalar nedeniyle Amed’de gözaltına alınan Leyla 31 Ocak 2018’de yeniden tutuklandı. Yıllarını direniş ve mücadeleyle geçiren Leyla, bu dinamizmin onu adım adım özgürlüğe götürdüğün bilincinde…  “Örgütlenen, kurumsallaşan, mücadele eden kadın kimliği Kürdistan’da Sayın Öcalan’ın özgürlük fikirleri sayesinde açığa çıktı. O nedenle bir Kürt kadını olarak kendimi böyle buldum, iradeleştim, kimlik sahibi oldum.” Leyla’nın tecridin kaldırılması için bedenini açlığa yatırmasının sırrını tam da burada aramak gerekir. 

Leyla’nın direnişi her yerde

Leyla’nın açlık grevi Türkiye ve Kuzey Kürdistan hapishanelerinde, Avrupa’da, Ortadoğu ve dört parça Kürdistan’da eylem ve direnişlerle büyüdü. Önce Türkiye ve Kuzey Kürdistan hapishanelerinde tutsak bulunan PKK ve PAJK’lı tutsaklar 16 Aralık 2018’den itibaren 9 hapishanede süresiz dönüşümsüz açlık grevine başladı. Bu ilk grupta yer alan 40 tutsağın 12’si kadındı… Sonraki günlerde bu sayı katlanarak büyüdü ve gelinen aşamada 300’ü aşkın kişi eylem halinde.

17 Aralık 2018’de, Leyla’nın direnişini Avrupa ve dünya kamuoyuna taşımak için aralarında milletvekili, akademisyen, gazeteci, hukukçu, siyasetçilerin de olduğu 14 kişinin başlattığı süresiz dönüşümsüz açlık grevi direnişi Avrupa’daki eylemlerin merkezi oldu. 

Leyla Güven’in açlık grevi eyleminin 65. gününde devlet Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’la kardeşi Mehmet Öcalan’ı görüştürdü. Devletin açlık grevleri ve ölüm oruçlarında tutsakların talebini karşılamak yerine bu türden oyunlara başvurması ne Leyla’yı ne de açlık grevi eylemcilerini ikna etmeye yetmedi…

Leyla eyleme başlarken “Tecrit kırılıncaya kadar” demişti ve Öcalan üzerindeki tecrit sürüyor. Eyleminin 79. gününde, 25 Ocak’ta görülen duruşmada mahkemenin Leyla’yı apar topar tahliye etmesi, devletin eylemi kırma girişimi olarak tarihe geçti… Bütün gözlerin Leyla’ya döndüğü o gün, Leyla bir kez daha eylemini sürdüreceğini açıkladı. Görmeyen gözler görünceye, işitmeyen kulaklar duyuncaya ve Öcalan üzerindeki tecrit kalkıncaya kadar Leyla eylemini sürdürmekte kararlı! 

Leyla eylemine başlarken Kasım’ın ilk haftasıydı. Mevsim güzden kışa dönüyordu. Sonra günler, aylar geçti… Ocak da bitti, Şubat yarılandı. Bu derlemeyi hazırladığım günlerde Leyla dalya demek üzereydi. Eyleminin 98. gününde hastaneye kaldırıldı. Tedaviyi kabul etmediği için evine geri götürüldü. Hücre hücre bedeni açlığa direnirken, kızı Sabiha, annesinin “yaşamak ve yaşatmak için” bedenini açlığa yatırdığını söylüyor… 

Amed’de Leyla faşizme karşı hücre hücre direnirken, zindanlarda yüzlerce tutsak, Hewlêr’de Nasır Yağız, Galler’de İmam Şiş, Strasburg’da 14 eylemci, Kanada Toronto’da Yusuf İba, Kandıra Cezaevinde Sebahat Tuncel ve Selma Irmak, Mexmûr’da İştar Meclisi Üyesi Fadile Tok direnirken, direnişi kitleselleştirmek dışarıdaki bizlere düşüyor…