Kara bir kelebek etkisi: Covid-19

- Neşe KOÇAK
77 görüntüleme

Başlangıçta bir çoğumuz için “dünyanın diğer ucundaki” küçük bir kasabadan çıkan bir virüs salgınıyken hızla yayılması ve kontrol edilememesi ile birlikte hepimizin yaşamında etkisi yadsınamaz bir gerçeğe dönüşen, bu güne kadar düşlediğimizin aksine -kara- bir kelebek etkisi: Covid19.

Giyilecek donu her daim önce tayin sonra temin etmekle kendini mükellef kılmış devletler ve sistemleri birbirlerinin ellerinden maskeler kaçırmak ve bu kaçırmalara kılıf bulmakla meşgul olurken; Fransa’da insanlar pencere önlerine kırmızı eşarplar bırakıyordu. İsviçre’de Kürt kadınları Rosara’yı kuruyor, Türkiye’de cezaevlerindeki adaletsizliği önlemek için çağrılar yapılıyor, Hindistan’da virūsün mü açlığın mı daha öldürücü olduğu sorusu cevabında kuşku bırakmıyordu.

İltica kamplarında ve cezaevlerinde Dünya Sağlık Örgütü’nün pandemiye yaklaşımı ile ancak rus ruleti oynanabilecekken kadın sığınma evleri görebileceğimiz en steril ölüm manifestolarından birinde kadınların enfeksiyon riski nedeni ile kendilerine sığınamayacaklarını açıklıyordu!

Muhtemelen dünyanın bir çok ülkesinde kadınlar, olabilecekleri kestirebilmek için gözlerini kısıp zamana bakıyordu. Hâlâ dünya genelinde yeterli testin olmayışı kimin hasta kimin sağlıklı olduğunu anlamamızı zorlaştırırken, yetersiz karantina imkanları nedeniyle istenilen izolasyon da bir türlü sağlanamıyor. Sayılarsa, insanı ve değerlerini zorlamaya devam ediyor.

“Katilinle evde kal”

“Bir zenci ayakları varsa onları mutlaka kullanmalı. Aynı yerde çok uzun süre oturursa, biri o ayakları bağlamanın bir yolunu bulabilir.” Böyle diyordu Morrison “Sevilen” isimli romanında.Oysa şimdi, uzunca bir süredir ayaklarının bağlanmasına karşı durabilmek için sokaklardan güç almış sayısız kadına, virüse karşı yaşamı çoğaltabilmek için evde kalmalarının gerekliliğini söylemek zorunda kaldık. Bu bazı kadınlar için “katilinle evde kal” veya “açlık ile evde kal”dan farksız değilken. Güç dengelerini ve sermayesini öncülleyen sistemin dışında, dayanışmaya dayanan çağrıların da eşzamanlı yapılması bu açıdan değerlendirilirse; şüphesizki değeri ve gerekliliği anlaşılacaktır. Bireyselleşmeyi durmaksızın her an ve her yerde örgütleyen bu yıkıcı ve tüketici sisteme karsı bilinç ve dayanışmanın örgütlenmesi gerekliliği ile birlikte hepimizin sorumluluklarımızın artmasının tesadüfî olmadığı da.

Pandemiyi sağlık çalışanları olmaksızın yenemeyeceğini bilen sistemin, buna rağmen kendi çıkarları doğrultusunda önce sağlık çalışanlarını feda ediyor olmasının ardındaki körlük, halk sağlığını hiçleştirmekten imtina etmeyen barbar iştah, gerçekleri çarpıtan açıklamalar, insanların bilgi alma haklarına el konulurken öne sürülen “bilimsel tutumlar” ,”topluma dair kaygılar” ; kadını yine ve yeniden salt bir biçimde evdeki hijyen ve beslenmeden ibaret kılmaya çalışan kurnaz aklın kendini tekrarı, çocukların ötelenebilirliği, 65 yaş üstünün katlanıp kenara kaldırabileceğinin sanrısı… Her biri şu cümlenin tekrarına bir neden değil midir?

“Derin dişil içgüdüleri yeniden öğrenmek için, öncelikle bunların nasıl görevlerini yapamaz hale geldiklerini görmek hayati bir önem taşır.”*

 

*Kurtlarla koşan kadınlar – Clarissa P. Estes