Kendim için zor olanı ama onurlu olanı tercih ettim

- Newaya Jin
268 görüntüleme

Gerilla

mansetGerilla en sevdiğim sözcüklerden biri. Kendimi içinde bulduğum, tanımladığım, hissettiğim, kısacası insan olmaya dair bütün güzelliklerin adı…

Ama bir o kadar da insana gerçeği en yalın hissettiren, gösteren keskin bir çizgi. İşte bizler de bu keskinlik arasında günlük olarak gel-gitleri yaşasak da gerillalalık bir başka kokar bu topraklarda.

Her gerillada bir dünya gizlidir. Bu duygular dünyası… İnsanların belki de anlayamadığı, keşfedemediği yön de bu olsa gerek. Gerilla duyguların, umutların, sevgi ve sevdaların bileşkesidir.

Girdikçe keşfetmeye daha fazla ihtiyaç duyduğun bir dünya. Med-Cezir kadar çekici ve etkileyici. Bence gerillayı yaşamayan, onun gerçeğini tanımlayamaz. Gerilla olmayı tadında yaşamak, tatmak bir başka oluyor. İşte son günlerimde yüzlerce Kuzey yolcusu yoldaşları gördükçe gerillacılık duygularım, özlemlerim kabarıyor.

Her saat, her gün keşfettiğim bu güzelliklerden bir şeyler yitirmek istemiyorum. Gördükçe yaşamak, hissetmek, özgürlüğü gerilla tadında haykırmak istiyorum.

Özgürlük dediğin nedir ki bazen anda yakaladığın duygudur, umuttur ya da en güzeli sevgidir.

İşte bu! Ben bir gerilla delisiyim, aşığıyım, sevdalısıyım, GERİLLA ÖZGÜRLÜKTÜR.

13 Nisan 2007

Zaman ve mekan

Bir şeylere başlanılan yer haritanın bir ucunda olsa ve ondan uzaklaşmak için haritanın bir diğer ucunu hedeflesen bile katettiğin ve aştığın sadece kilometreler ve coğrafya oluyor. Dönüp arkana baktığında yaşadıklarınla arana giren sadece zaman, mesafe senle mekan arasına gruken-bingol-106irmiştir. Ama senle yaşadıkların arasına girmeyi başaramamıştır. Mesafeler ve mekan bunu başarmış olsaydı yaşadıklarını içine doldurmak için yedekte bavullar bulundurmaya da ihtiyacın olmayacaktı. Zaman yaşananları çoğaltır ve azaltır, kimi zaman da ağırlaştırır. Onları seninle taşıyabilecek başka birilerinin olmasını dilesen bile nafile. Çünkü yaşadıkların sana aittir. Gittiğin her yere onlarla yolculuk edersin. Geçirdiğin bir geceden sonra gözünü açtığın bir sabah değildir yaşadıkların. Onlar gecede kalmıştır, ardına düştüğün gelecek de değildir, geceden sabaha taşımak için biriktirdiklerindir.

Zaman affedici midir gerçekten? Zamana bırakılan bolca umut ve hayalleri taşıyacak mı zaman? İnsana ait kılar mı zaman?

Ve zaman sadece yaşananları anlaşılır kılar, olgunlaştırır. Zamanla dost olanların mesafelere sıkıştığı bugünlerde neler yaşıyor yüreğim bir bilsen dost!

Kalbim tufan misali akıyor zamana. Tutmaya çalışırken, zamanın akışını geciktirdiğim çok şey oluyor.

Dağlı kadın olmak

Dağlı kadın olmak, kendini dağlarda yaratma kararlılığına ulaşmak, yaşadıklarının acısını hissetmekle başlıyor. Bu kararlılığa ulaştıktan sonra dağlarda her gün sınanarak, çözümlenerek yürümek kendini yaratmak zorlu ve çetin olsa da, kadın olmanın farkına varmanın mutluluğu direnç veriyor insana. Hayatta her şeyin üstünden atlayabilirsin, ama kendi üstünden atlayamazsın. Kendini mutlaka bir yerlere koymak istersin ve o zaman önünde tercihler sıralanır. Kendin için zor olanı, ama onurlu olanı tercih ettiğimi söyleyebilirim. Ucuz ve sıradan bir yaşamı yaşamaktansa, dağlı bir kadın olarak ölmenin onuruna erişmeyi öncelikli tercihim olarak görüyorum. Ne mutlu dağlı kadınlar olmanın şansına ve onuruna sahip olanlara. Dağlıların vatanı dağlı kızların yüreğinde saklı.

Xalê Yusuf’a…

Yani Babama…

Uzun süredir sizlerden haber alamadım. Özellikle seni çok merak ediyorum. Sağlığın her zaman içimde bir korku yaratsa da ölüme inat yaşam umudun ve bağlılıkların seni yaşatıyor.

Beni çok merak ettiğini biliyorum, ama bu ayrılıklara ve yokluğuma alışmak için uzun süredir direniyorsun…

İçinde bulunduğumuz savaş, ülke koşulları, her an şahadet haberlerine yol açacak zeminlerdir. Aldığın her solukta beni andığını, özlediğini söylemen yükümü ağırlaştırıyor be baba… Sana “Xalê Yusuf” diye hitap eden onlarca yoldaşlarımın hitap tarzı, daha fazla hoşuma gidiyor. Sevenlerin ne de çokmuş, sen yüreği yufka, bir o kadar da açık sözlü ve dürüst bir insansın. Belki de senden aldığım bazı özelliklerdir beni bu hayata bağlayan.

ruken-bingol-62İnan seni görmek, sevgiyle bağrıma basmak, iki dost gibi paylaşmak en büyük hayalim. Ama en büyük korkum da bir gün ölümünün haberini almak olacak. Sadece baba-kız arasındaki kan bağı değildir beni sana bağlayan, senin bana olan desteğin, partiyi tanıştırman, her zaman sonsuz güvenin, sadakatin beni sana bağlıyor anlıyor musun? Benden daha fazla militan olduğunu biliyorum. Toplumsal ahlak ve vicdanın sende giderek somutluk kazanması ve evini, çevreni bu gerçeklikle örgütlemen beni sana daha fazla bağladı…

Seninle özgür topraklarda buluşma sözümüz vardı… Bazen rüyalarımın konuğusun… İnan seni çok seviyor ve özlüyorum. Ayrılıklara inat, mutlaka bir gün kucaklaşma umuduyla kavgam devam ediyor. Sizlerin emeğine laik olmak ve benimle gurur duymanızı sağlayacak duygularınızı asla yitirmemeniz için, bütün gücümle mücadele edeceğimi bilmenizi isterim. Bu yolda asla geri dönüşün olmadığını sen öğrettin bana. Bütün zorluklara inat direnmeyi, ısrarlı olmayı daha ilk gençlik yıllarımda sen kazandırdın.

Hastanede komadayken “sesimi duyduğunda ses tonundaki değişiklik, yani sevincin” asla unutamayacağım anlardı. Boğazım düğümlenmiş, gözyaşlarım kendiliğinden akarken, moral vermeye, sana takılmaya çalışıyordum, ama sen o halinle bana moral veriyordun. Ondan sonra sağlığının iyiye gittiğini duydum.

Sağlık sorunun ciddi olmasaydı belki buralara gelip yılların özlemini çektiğin özgür dağları ve savaşçıları görmen sana hayatın en büyük armağanı olurdu. Buralarda olumsuz bir durum yaşarsın diye, ziyaretini bu nedenle ben istemedim.

İmkan oldukça sizlere yazmaya çalışacağım. Beni benden daha fazla takip ettiğini, sorduğunu, gelen gidenler, tanıyanlar hep söylüyorlar.

Umarım şimdilik iyisindir. Seninle olan sözleşmeyi unutmadım. Gerçekleşme dileğiyle sevgi ve hasretle kucaklıyorum…

6 Ağustos 2009

Sümbül- Helele

Yüreğimin ezgisine

Cilo’nun yamacında, Mate köyünün karşısında bulunan yamaçtayız. 1 saat önce Oramar karakoluna havan atacak eylem grubunu yolladık. Hava oldukça sıcak. Biz ise büyük ağaçların merhametine sığınarak, gölgesinde az da olsa dinlenmeye çalışıyoruz. Yazın en çekilmez yanı sıcağı, özellikle de sivrisinekleri. Onun ötesinde suyu, coğrafyası, dağları, dereleri büyüleyicidir.

Evet Rukenim! Şahadetinden önce Baze’de ayrılmadan, bir dahaki gelişinde mutlaka Mate kilisesini görmek istediğini belirtmiştin. Sözleşmiştik, beraber gidecektik. Mate’ye adım atar atmaz yüreğim acıyla doldu. Daha nokta belirlemeden, oturmadan Mate kilisesine doğru adım adım yol aldım. Yalnız değildim, çünkü seni yanımda götürdüm. Senin için kiliseye gittim, yarım saat oturup seninle konuştum.

ruken-bingol-107Bu kilise gerçekten büyüleyici ve güzel bir kilise. Adeta her şeye meydan okuyarak, bütün dağlar arasında kendini baş köşeye oturtmuş, ziyaretçilerini bekler gibi asi ve görkemli duruyor. Tepenin en üstünde o, etrafında ise yıkılmış büyük evler. Çok güzel bir köy. Adeta dağlar delinerek büyük bir el sanatıyla inşa edilen bir yaşam mekanı… İnsan gördükçe, buralarda yaşayan insanlara karşı saygısı daha da büyüyor. Bir emek deryası. Kocaman taşlarla inci gibi döşenmiş duvarlar insanı hayretler içerisinde bırakıyor. Bahçeleri, meyve ağaçları, cevizler, ne istesen var. Ama öksüz. Onu yıllar önce çaresiz bir biçimde terk eden sahiplerinin çığlıkları, adeta kulağımızda çınlar gibi. Bir emek harikası. O dönemin insanlarının yaşama olan tutkuları, inançları için harcadıkları bunca emeği gördükçe insan buralara daha fazla bağlanıyor. Her köyü, her tepesi, her dağı, her suyu emekle güzelleştirilmiş, buraya ait sahiplerini bekliyor adeta.

Düşünsene, Önderlik boşuna ana tanrıçaların mekanından bahsetmiyor. İnsan gördükçe daha fazla tarihi anlıyor ve onunla anlam kazanıyor. Bizden önce nice Mezopotamya çocukları, bu diyarlarda büyüdü, yaşadı. Buraları soludu. Şimdi ise bizim gibi özgürlük savaşçıları onların yarım bıraktıkları solukları tamamlıyor. Bir yandan buraları görmenin mutluluğunu yaşarken, bir yandan da yıkılmış, sahipsiz köyleri görünce içim yanıyor. Gün gelecek, bu köyler cıvıl cıvıl dolacak ve biz onlarla anılarımızı, belki de gelecek hayallerimizi büyüterek paylaşacağız. Üstelik hepsinin ismi de kadın isimleridir. Geçen gün saat 6-7 arası güneşin batmasıyla havada oluşan renk cümbüşünü görecektin. Mora çalan bir renk, kadını çağrıştırırken, mavi-kırmızı, anlayacağın tarif edemeyeceğim kadar güzel motifler gökyüzünde oluşmuştu. Bir grup arkadaşla seyre dalarak o anı izledik. Perixan kalesi ise adeta büyüklüğüyle baş eğdirtiyor. Zozanlar arasında tahtına oturmuş “buyur” ediyor insanı Cilo gizemine. Anlatılmakla bitmeyecek güzellikler taşıyor bağrında. Cilo’nun kendisi rengarenk taşlarıyla meydan okuyor süslü, püslü elmaslara. Bir de parça parça karlarla süslenmiş baş tacı, aşağılara doğru indikçe süt gibi akan şelalesi ise insanı hemen buyur ediyor. Kendimi içine hemen atasım geliyor.  İnsan ancak o zaman rahatlar. Gerçekten cennet buralarmış, her mevsimi yaşayacak kadar şansa sahipsin. Bir de senin için kesinlikle Cilo’nun en yüksek zirvesine çıkıp kollarımı açıp senin için haykıracağım, seni bizden alan ölüme…

Senin anına, defterine de birkaç cümle düşebilirsem iyi. Çünkü senin yokluğuna alışamadım canım. Buluşma dileğiyle yüreğinden öpüyorum…

17 Temmuz 2009

Mate/ Cilo

Çarçella eteklerinden merhaba

Kızgın güneşin yakıcılığı ile Çarçella’nın kevileri arasında yoğun bir tempoyla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Birkaç gün sonra Çarçella’ya çıkacağız. 1 Haziran hamlesi için keşif çalışmalarımız başladı. Büyük bir heyecanla bekliyorum. Bu arada sık sık eğitim ve toplantılar yaparak, sürece hazır hale gelmeye çalışıyoruz. Ay sonunu ve Önderliğin son kararını merakla bekliyoruz. Savaş kaçınılmaz bir hale geldi, ama süreci uzatma ihtimali de olabilir.

Gökyüzü masmaviliği ile güzelliğini, sonsuzluğunu haykırıyor. Bahar burada yeniden tazeliyor kendini. Revaslara, siriklere diyecek yok. Geceler çok soğuk, gündüzler çok sıcak olsa da burada olmanın tadı bir başka. Şu an Deriye Hırçe’nin altındayız. Kuzey’de olmanın sevincini yaşıyorum. Havası, suyu, atmosferi bile bambaşka. Elimden gelse hiç Güney’e gitmem. Ama nafile, gidip gelmekten, yolculuklardan zamanın hızına yetişemiyoruz.

27 Mayıs 2010

24-22 Ekim 2011 tarihinde Hakkari/Çukurca’da yaşamını yitiren Sevcan Algünerhan’ın (Ruken Bingöl) günlüğünden derlenmiştir.