Kendine ait bir devrim

- Umut ŞERZAN
284 görüntüleme

Virginia Wolf’un “kendine ait bir odanın” güncellenmesi yaşanıyor Rojava’da, ama ciddi önemde bir farkla: “kendine ait bir devrimle.” Kadınlar hapsedilmeye çalışıldıkları odalardan çıkarak yaşamın her alanında var olduklarını kanıtlıyorlar.

Esaret ve cesaret arası ayrımın net bir şekilde kanıksandığı/kanıksatıldığı Rojava’da,  genişleyen toplumsal yelpazeye paralel olarak kadınların varlık ve etkinlik alanı da yoğunlaştı, yoğunlaşmaya devam ediyor.

Dêrik’ten başlayarak, Minbic’e, oradan Efrîn’e kadar uzanan hatta kadınların alınterileri ile yeşeren koca bir coğrafya burası. Önce Baas rejimi sonra çetelerin zulmüne maruz kalan kadınlar, hapsedildikleri odalardan çıkarak kendileri olmaya karar verdi.

Odalarından çıkıp sokakları kuşandı kadınlar…

Rojavalı kadınların uğradığı kırım ve oto-asimilasyon sonrasında Kobanê sürecinde başlayan “varlık” arayışı, de-facto bir şekilde yayılır hale geldi. Kadınlar yüklendikleri meşaleyi kutsal bir emanet gibi ileriye taşıdı. Hem cephede, hem de cephe gerisinde kadınların gösterdiği eşsiz direniş, bir kafa tutma, bir ana yiğitlik abidesi olarak büyüdü.

Her kent, her köy ve bölgenin kendi renginde geliştirdiği direniş özgüllüğünde nadasa bırakıldıktan sonra var gücü ile yeşeren tarlalar gibi boy verdi kadınlar. Kültürüne, sanatına ve savaşına kendi özgücü ile sahip çıkarak elde ettikleri kazanımları örgütlü güce çevirerek attılar adımlarını. İleriye hep ileriye…

İleriye atılan bu adımların son örneği, 3 yıldır DAİŞ esareti altında yaşayan Minbic’in özgürleştirilmesi sürecinde görüldü. En son başkaldırı olarak betonların arasından boy veren bir filiz, devrimin kısa bir özetini sunar gibiydi.

foto-1Boy veren bir filizin gör dedikleri

Çetelerin Minbic’deki vahşet günlerinde şüphesiz en ciddi yara alan kesim kadınlardı. Kendilerine göre uydurulan bahanelerle sokaklarda sürüklenerek kent meydanına getirilen kadınlar, buradaki beton zemin üzerindeki recm edilerek katledildi. Katledilen kadınların sayısı ne bir ne ikiydi…

Bugün, yaşanan yoğun çatışmaların ardından bahsi olunan meydanda enkaza dönen beton yığınları arasında bir filiz yeşerdi. Filizin yeşerdiği yer, kadınların cansız bedenlerinin günlerce kaldığı meydandı. Betona, enkaza inat boy veren filiz, katledilen kadınların reenkarnasyon hali olsa gerek…

Çetelerin kentten temizlenmesi ile “oh” çekebilen kadınlar, yaşama renk katmak için sanki her yerde filiz olup açmaya başladılar. 200’ü aşkın Minbicli kadın, çetelere karşı en ön cephede savaşmayı tercih etti.

Belki okuyunca “yine mi?” denilecek ama kara çarşafların estirdiği kara büyüler dağıldı burada. Ve o kara büyülerden sıyrılıp direnmeye karar vermek; devrim içinde devrim nitelendirmesine yakışır bir hal. Bir de zulme bu denli yakından tanık olup direnmek ayrı bir güzellik katıyor bu direnişe tabii.

Kadınların direniş ezgili devrim türküsü bununla da sınırlı değil. Toplumsal hafızada yer edinen imece olgusu canlandı yeniden. Savaşın yıprattığı bedenlerin ve toprağın yaraları sarılmaya başlandı. Kadınlar, ana yadigarı tecrübelerini sandıklardan çıkarıp döküyor ortaya. İşliyorlar o tecrübeleri şarkıya, halıya, ekonomiye, tarlaya, okula ve sanata…

Jinekolojiden jineolojiye

mansetKadınlar bir yandan örgütlenerek siyasal yaşama katılırken, bir yandan da özsavunma hakkını ve sistemini esas alan bir inşa ve eğitim seferberliği yürütülüyor. Rojavalı kadınların kendi anadillerinde 7’den 70’e eğitebilmesi için imkanlar sonuna kadar seferber ediliyor. 60’lı yaşlarda bir anne, torunları ve çocukları ile birlikte akademilere giderken görülebilir rahatlıkla.

Kadınların okuma yazma ve genel entelektüel birikimlerine katkı sunabildikleri akademilerden karargahlara kadar uzanan bir yol katedilmiş durumda. Kadın evlerinde (Mala Jinê) ve kadın mahkemelerinde toplumsal sorunlara çözüm arayan kadınlar, Baas rejiminin ve zihniyet olarak aynı kaptan su içtikleri çetelerin tortusunu kaldırmak için önemli bir zemin sunuyorlar.foto-4

Kadınları ‘hastalıkları’ ile bilen jinekolojik bakıştan, “var eden, yaratan” özellikleri ile tanıyan jineolojik paradigmanın oturtulmaya başlandığı yerdir Rojava.

Kadın yasaları ve eşit temsiliyet esası ile erkek egemen mantığa karşı mücadele etmenin bir sorumluluk olarak yasalaştırıldığı yerdir Rojava.

Her yer direniş

Tıpkı o filiz gibi kadınlar, üzerlerine dökülmeye çalışılan ölü toprağı silkeleyip atıyorlar. Neredeyse her köşe başında Mirabel Kardeşlere, Pipa Baccalara, Rozalara, Saralara, Meryemlere, Monika Ramoslara rastlamak mümkün.

foto-2Çoğumuzun hayal bile edemeyeceği kadar zorlukla karşılaşan kadınlar, şimdi çoğumuzun hayal bile edemeyeceği güzellikte yaşam inşa ediyorlar.

Erkeğin kaburga kemiğinden yaratılan kadın hikayelerine müteakiben kadının tanrılardan, putlardan sonra gelen yeri, yerle bir edildi ve tanrıça eksenli günler hayat bulmaya başlıyor. Kadın tanrıçalar olarak bilinen Lat, Menat ve Uza’nun parçalanarak yok edileceği algısının yerle bir edildiği yerdeyiz.

Etrafında toplanılan Lat, güçlü olan Uza ve kader yazan Menat eksenini aşan kadınlar, fıtratlarının gerekliliklerini yerine getiriyor.

Kadınların uzun yürüyüşü sürüyor

Kadınlar, mücadelenin ve direnişin verdiği huşu ile zulmü ifşa ederek, aslına uygun zuhur etmenin peşinde. Bu zuhura varışının devrim değerleri ile estetize edilmesi insanlığın yüreğini okşuyor. Yüreği taşlaştıran kapitalist modernitenin ahtapot misali her yanı kuşattığı düşünülürse, bu dokunuşun yol aydınlatacak bir fenere denk geleceği malum.

Devrim sürecinde kadınlar, bütün potansiyelini açığa çıkardı, çıkarmaya devam ediyor. Eylemlerinin ışığıyla aydınlanan yolda daha büyük adım atma çabası sürüyor.

1790’larda “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi”nden iki yıl sonra Fransız Devrimi’nin direniş sembollerinden Olympe de Gouges’in kaleme aldığı “Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirisi”ne başladığı sözlerle bitirmek istiyorum yazıyı: “Bir devrim, bütün kadınların toplumda yitirmiş oldukları haklarının ve açması yazgılarının bilincine varmadıkça tamamlanamayacaktır.”