Kendine yolculuk…

- Jîn ÇIYA
108 görüntüleme

Tarihe gidiyorum. Uzun uzadıya bir yolculuk. Kendimle karşılaşıyorum. Siluet değil, benim bu. Elimi uzatıyorum kum taneleri gibi dökülüyor. Döküldükçe toz bulutu gibi yükseliyor. Uzanıp gökyüzüne bakıyorum tanrım, ben miyim bu yükselen! Sonra önümde beliriyor aynı kadın… Delirdiğimi sanarak koşuyorum. Orada bir kapı aralanıyor. Kapıyı geçtiğimde başka bir yere akıyorum. Bu sefer kalabalık bir yerdeyim. Tanımadığım ama beni tanırcasına gülümseyen insanlar… Kalabalığın içinde kendimin peşine düşüyorum. Küçük bir kız çocuğudur bu… Koştukça düşüyor dizimi kanatıyorum, ellerimin arasında akıp giden kan sıcacık. O an hayal değil bu diyorum. Avuçlarımdan tırnak uçlarıma akan kan yere damlarken bir sızı hissediyorum. Yine de durduramıyor beni o sızı.

Artık kalabalıktan uzak bir yerde sadece sesleri duyabiliyorken aniden duruyor kız çocuğu. Dönüp bana bakarken bir kaç yaş büyüdüğünü görüyorum. Zaman akıp gitmiş koşarken. Zaman kavramını sorguluyorum sonra. Anlıyorum ki dizimin yarası kabuk bağlamış. İşte kanıtı diyorum zamanın…

Neredesin hakikatim?

Düşüyorum önümde uzanan yola. Küçük kız çocuğuyla yolculuğuma devam ediyorum. Sorduğum sorulara cevap vermekte zorlanırken, avucunda bir şey sakladığını görüyorum. Bu benim diyor usulca. Gözlerini gözlerimden kaçırıyor, utanırcasına arkamda bir şeye odaklanırcasına uzanan yola bakıyor. Yol çok uzun mu diye soruyor? Ben de sana bağlı diyorum. Ama bu yol boyunca beraberiz diyorum. Ben hep seninleyim ama beni görmüyorsun diyor küçük kız… O an içimdeki sesle konuştuğumu görüyorum ve kayboluyor küçük kız. Neredesin küçüğüm diyorum gözlerim dolu bakınıyorum…

Neredesin hakikatim, neredesin özümün ta kendisi, neredesin benden çalınan, neredesin söyle? Bir düş de olsan peşinde bir ömür harcamaya değer. Ama düş değil hakikatin ta kendisisin. İçimdeki kadın, neredesin? Zalimce alınan her şeyim, neredesin? Yoluna yolcuyum ben… Beynimde ve yüreğimde kopan fırtınayla sarsılıyorum. Tanıdım seni bir kere, kısa da olsa hissettim kendin olmanın hazzını,  bırakmam bir daha. Neden utandığını cevap vermekte zorlandığını anlıyorum şimdi. Çünkü sen kendini görüyordun. Bak nasıl da uğruna düştüm yollara divaneler gibi ey hakikatim. Söz veriyorum içimdeki seni yaşatıp büyütene kadar koşacağım ben… Ölümsüzlüğe koşarcasına koşacağım. Düşüp tökezlesem de nefesim kesilse de kan ter içinde kalsam da bir an vazgeçmeyeceğim hakikatim. Zaten bedeli değil midir tüm bunlar…

Yaşam ve savaş gerekçem

Beynimde bunlarla boğuşurken yine orta yerde kendimle beraberim… Nerdeyim ben? Bu sefer daha sakinim yolcu olduğum yolda. Avuçlarımda sadece o minik kızın verdiği küçük bir şey var…  Hakikatim orada gizliymişçesine imrenerek ve hasretle bakıyorum. Avuçlarımda yazılı bir taş var. “Uğruna düştüğün yol binlerce adanmışlığın olduğu yoldur, bunu bil öyle yürü” diyor. Sen arındıkça, temizlenip paklandıkça, küçük yüreğin milyonlara bölünüp hakikate erişecektir ve küçük bir kız çocuğu gibi seninle olacaktır…

Gözyaşlarım avuçlarıma damlıyor. Kan kadar gerçek gözyaşları. Ama akıp gitmesine izin vermiyorum. Yüzümde bir gülümseme, yüreğimde bir kor… Önümdeki kapıdan geçiyorum. Orada beni bekleyen biri var. Aşk bu, sevda bu, öfke bu, intikam bu, gerçek bu, yaşam bu diyorum. Tarif gücüm, lügatım sessiz kalıyor. Aslında uzun uzadıya kendime yaptığım yolculuğun da onda başladığını anlıyorum. Beni öylesine çekiyor ki, o kızın da onda gizli olduğunu anlıyorum. Önünde secdeye dursam, semaha dursam, tavaf etsem diyorum, ama tanrı değil ki? Varsa bir tarifi söyle, söyle de bileyim. Tarihin orta yerine, bütün kirlenmişliklerin gölgesinde, zulmün hüküm sürdüğü bu diyarlarda söyle bana tanrı aşkına kimsin sen, yoluna binlerce kez feda olurum… Yaşam diyor, aniden beliren o küçük kız… Yere düşüyorum. Ben seni kaybetmiştim diyorum. İçindeki öfke bilendikçe ben hep olacağım diyor. Ve dönüp ona bakıyorum. Küçük kız yanımda ona bakarken ona uzaklığımı da görüyorum… Ama ulaşacağım, söz… Yaşam ve savaş gerekçem, bedeli ne olursa olsun yoluna Zîlan olacağım, yoluna Zinar olacağım… Belki o zaman tarifini kelimelerle değil yaşamın ta kendisiyle bulurum…