Kendini yaratan insan

- Zilan NARİN
17 görüntüleme

– Hakkını vererek yaşamanın ustası –

 

İnsan, kendini yaratan evrendir ya da evrenini örgütleyen tek varlıktır. Örgütlemek, insanın yaşamını anlamla donatması, aldığı her nefese bir anlam yüklemesini ifade eder. Yaşamı, hakkını vererek yaşayanlar zamanın ruhuyla bütünleşip, bu ruhla yolunu örgütleyebilenlerdir. Çünkü ne yaşam ne de zaman öyle kendiliğinden akıp gitmez. Kendiliğinden akıp gitmesine izin verilen noktada kendi zamanının öznesi olmaktan uzaklaşılmış, yaşamın anlamı ötelenmiştir. Kendini yaratan insan olma gerçekliğinde kilit iki kavram; anlam ve örgütlemektir.

Bu gerçeklikte ana rahminden dünyaya geliş yani doğum, biyolojik bir olgu olmanın ötesine taşınır, insan kendini siyasal ve eylemsel olarak büyüterek yeniden yeniden doğurur. Doğum yenilenmenin, kendini var etmenin, fikir-zikir-eylem yoğunluğunun taşırılmasının metaforudur.

Aldığı her nefesi anlamla yükleyip, örgütleyen, zamanın ruhunu bilinçle bütünleştiren ve yaşamı büyüten Rêber Öcalan, bu anlamda kendini yeniden yeniden doğuran insan gerçekliğinin en yalın örneklerindendir. Biyolojik doğuşunu, varlığının oluşum aşamasını birinci doğuş, bir halkın özgürlük çığlığını siyasal eyleme dönüştürdüğü PKK’nin kuruluş sürecini ikinci doğuş, ikinci doğuşun ardından gerçekleşen felsefi ve zihinsel birikimin evrenselliği esas alan forma kavuşmasını ifade eden paradigma değişimini üçüncü doğuş olarak tanımlamaktadır.

Kendi doğumunu toplumsallaştırmak

Kendisiyle birlikte etrafını örgütleyen, kendi yaşamına yön verdikçe çağın akışına da yön veren Rêber Öcalan, hakkını vererek yaşamanın ustasıdır. Ta çocukluğundan itibaren derin bir anlam arayışçısı olduğu, ustalaşma yolunda iyi bir çırak olduğu ve yaşamın kendiliğinden akıp gitmesine razı olmadığı için bugün milyonlarca kişinin Rêber’i olmuş, kendi yaşamıyla birlikte milyonlarca kişinin hayatını değiştirmiştir. 22 yıldır Marmara Denizi’nde İmralı Ada Cezaevi’nde ağır izolasyon koşullarında tutulmasına rağmen bir an olsun çocukluk hayallerine ters düşmeyen, yaşamı aşkla büyüten bir usta olarak, binlerce Derwêş ve Adulêler yetiştirmeye, halkların öncülüğünü yürütmeye aşkla devam etmektedir.

Yaşama yön vermek, örgütlemek şüphesiz bireyin kendi somut varlığıyla sınırlandırılamaz. İnsanın toplumsal bir varlık olma halini anlaması, her eylemini toplumsal anlam ve bağlar içinde anlamlandırmasını getirir. Kendi farkına varabilmek, toplumsal gerçekliğin farkına varabilmektir. Çünkü toplumsal ve kişisel gerçekliklerimiz birbirlerine göbekten bağlıdırlar. Kişinin kendini çözümlemesi kendini tarihsel, toplumsal hakikat içinde konumlandırabilmesiyle mümkündür. Tarihsel, toplumsal konumlanma sürecinde yaşadığı çelişkiler, bu çelişkileri çözümleme, örgütleme ve aşma düzeyidir kişinin yaşamla bütünleşmesini sağlayan. Zamanın ruhuyla bütünleşmek, mevcuda entegre olmak değil, bu gerçeklik içinde karşılaştığı çelişkileri doğru çözümleyip, yaşamı büyütecek şekilde örgütleyebilmektir. “Burada çözümlenen an değil tarih, kişi değil toplumdur”, belirlemesi Rêber Öcalan’nın yaşama yaklaşımını en özlü ifade eden belirlemedir belki de. Rêber Öcalan, tam da bu yüzden kendi doğumunu toplumsallaştırarak bir halkın doğuşu olarak tanımladı. Halkının özgürlüğünü kendi özgürlüğü olarak gördü. Yaşama anlam verme gücü köklendikçe özgürlük tutkusu büyüdü ve yaşamının her anını bu tutkuyla örgütledi.Kapitalist modernitenin Kürtler’e, kadınlara, gençlere, çocuklara, yaşamın her hücresine farz kıldığı kültürel soykırımı, kimliksizliği, boyunduruğu taa çocukluğundan itibaren farkederek çözümledi ve karşısında mücadele etti. Kendi varlığında bir halkın gerçekliğini hissederek özgürleşme yolunda yıktığı her duvarı, aştığı her engeli halka mal etti.

Ana tanrıçanın iyi evladı, kadınların yoldaşı

4 Nisan, tam da bu diyalektikten ötürü sadece Rêber Öcalan’nın değil Kürtler’in, kadınların, ezilenlerin doğuşudur. “Kürdistan sömürgedir” sözü dile gelmese de bunun yakıcılığını daha Türklükle karşılaştığı ilkokul gününde hissetmiştir. Kurallarını sömürgecinin belirlediği yaşamda kaybolmamak için en başından itibaren kendi kurallarını koymuş, kendi toplumsallığını örgütlemenin peşine düşmüştür. Annesi, kız kardeşleri, oyun arkadaşları üzerinden Kürdistan’da kadın olmanın sancılarıyla da yüzleşen Rêber Öcalan, bu anlamdaki çelişkilerini aile ve kadın çözümlemeleriyle somutlaştırarak, devrimci mücadelenin temeline oturtmuştur. Kadın şahsında aşk, sevgi, namus, bağlılık, fedakarlık gibi ölçülerin hepsini sarsarak özgür kadın kişiliğinin, büyük ve anlamlı yaşamın ölçülerini dayatmıştır. Öyle bir dayatma ki en büyük bağlılıkları, en büyük fedakarlıkları, en büyük aşkları büyütmüştür rahminde. “Bütün küçük duyguları öldürdük. Kişiye ucuz bağlılıkları, eyleme dayanmayan  bütün  sevgileri, bağlılıkları  yerle  bir  ettik. Bunu  bilinçli  yaptık.” sözleri annesiyle olan ilişkisi başta olmak üzere, Rêber Öcalan’nın ilişki diyalektiğinin karakterini ifade eder. Aile sorununu kadın sorununa, kadın sorununu özgürlük ve demokrasi sorununa, demokrasi sorununu da en son demokratik ulus sorununa dönüştüren düşünce, eylem ve duygu gücünün doğurtucusudur bu karakter. Kürt kadınlarının kurtuluşunu Kürdistan’ın kurtuluşuyla bir gören yaklaşımın tohumları, kız kardeşinin birkaç çuval buğday başlık parası için hiç tanımadıkları birine verilmesinin, oyun arkadaşı Elif’i evlendirildiği için bir daha görememesinin acı ve öfkesinde atılmıştır. Nasıl bir Kürtlük, nasıl bir kadın, nasıl bir erkek sorgulamalarını Kürdistan devriminin mayası yapmıştır. Binlerce kadının yönünü özgürlük mücadelesine vermesi, ailenin erkeğin devletin boyunduruğundan çıkarak özneleşmesi, kendini yeniden yaratmanın arayışına girmesi bu mayanın tutmasını şart kılıyordu. Kendini ana tanrıçanın iyi bir evladı, kadınların yoldaşı olarak tanımlayan Rêber Öcalan, özgürlükteki bu ısrarıyla kadınların duygularına, düşüncelerine, yaşamlarına dokunduğu, kimsesizliklerine kimse olduğu için iradesi milyonların iradesine dönüştü, bedenleşti ve sadece Kürt kadınlarının değil dünyanın her yerinden kadınların umudu oldu.

Yeni formun doğuşu ve evrenselleşmesi

Kapitalist modernite karşısında atılan her adıma, sömürgecilik karşısındaki her direnişe büyük bir anlam atfederek büyütülen özgürlük savaşı, bitti denilen her dönemeçte daha da köklenerek yeniden doğurdu kendini. Rêber Öcalan’nın 3. Doğuş olarak tanımladığı demokratik-ekolojik-kadın özgürlükçü paradigmanın ilanı bu dönemeçlerden biridir. PKK’nin yeniden yapılanmasının hem de demokratik ulus ruhuyla bedenleşen demokratik özerklik-konfederal sistem ilanınıngerçekleştiği süreç olması itibariyle çok kritik bir dönemeçtir. Büyük uluslararası komplo ile bitirilmek istenen özgürlük hareketinin, PKK’nin yeniden doğuşu, özgür Kürdün özgür kadının varlığının toplumsal, felsefik ve ideolojik hakikatinin kimlikleştiği, varlık-bilinç-form bütünselliğini örgütlediği bir süreci ifade etmektedir. Kadın, demokrasi ve ekoloji ekseninde varoluş mücadelesinin yeni formunun doğuşu ve evrenselleşmesiydi bu. Bu doğuşla üç temel hat öne çıkmaktadır. Demokratik ulus, ekolojik komünal ekonomi, özgür eş yaşam. Hegomonik devlet-sermaye-erkek üçlüsünün dayandığı temelleri sarsan bu her üç hat da kapitalist modernitenin dayandığı felsefesizliğe, kimliksizliğe, yol açtığı toplumsal sorunlara/krizlere alternatif oluşturma gücünü taşımaktadır. Bu doğuşun anlamı ve sonuçları kapitalist modernite güçlerinin her gün daha büyük bir öfkeyle Rêber Öcalan’a ve özgürlük hareketine saldırmasına yol açıyor. Birinci doğuş ve ikinci doğuşta yaşanan oluş sorunları aşılmış olsa da varlığın korunmaya, savunmasını güçlendirmesine, kökleşmesine ve özgürleşmesine olan ihtiyaç devam etmektedir. Çünkü bu varlığı yok etmek için devreye sokulan uluslararası komplo, yeni yol ve yöntemlerle devam etmekte, özel savaşların en kapsamlısı yürütülmektedir.

 

Paradigma devrimle sınandı ve başardı

Sadece Kürt halk önderi olarak değil, ezilen, yok sayılan halkların, toplumsal kesimlerin, halkların önderi olarak benimsendiği bir süreçteyiz. İngiliz sendikalarından, farklı coğrafyaların yazarlarına, düşünürlerine, siyasetçilerden sanatçılara çok farklı kesimlerin Rêber Öcalan’nın  özgürlüğü için mücadele yürütmesi onun yaşam diyalektiğinden bağımsız değildir. Düşüncelerinde kapitalist düzene en güçlü alternatifi koyduğu, zamanın ruhunu okuyarak insanların yaralarına dokunabildiği, özlemlerine cevap bulabilecekleri umudu, mücadele gücünü taşırabildiği içindir. Rêber Öcalan, bu yönüyle sadece devrimci politik bir önder olarak değil, zamanın karakterini en güçlü çözümleyen, toplumsal sorunlara en kapsamlı çözüm önerilerini sunan bir filozof olarak da sahiplenilmektedir. 3. Doğuş’un en belirgin karakteri demokratik-ekolojik-kadın özgürlükçü paradigmanın toplumsal, siyasal, felsefi, bilimsel, askeri ayaklarının örgütlendiği somut deneyimlerin, kazanımların gerçekleşmesiyle açığa çıkmakta.

Uluslararası iktidar güçlerinin bir yandan Özgürlük Hareketini terör örgütü listesine alırken diğer yandan da Rojava örneğinde olduğu gibi ideolojik-siyasal-kültürel kuşatmayla sistem içileştirmeye çalışması Önderlik felsefesinin tahmin ettiklerinin çok ötesinde yankılanması ile ilgilidir. Rêber Öcalan’nın Rojava devriminde yayılan özgür yaşam çağrısı, çağın yaygınlaştırılan hastalığı umutsuzluğa karşı derman, sistem dışı alternatif arayışları olanlar için bir okul haline gelmesiyle anlamını bulmakta. Ana tanrıçaya, çocukluk hayallerine ihanet etmeyenlere selam olsun…