Kimin güvenli ülkesi?

- Newaya Jin
9 görüntüleme
Yunanistan geçtiğimiz Haziran ayının başında Türkiye’yi “güvenli üçüncü ülke” olarak ilan etti. Birçok kesim tarafından yoğun eleştirilerin yapıldığı Yunanistan’a en kapsamlı tepkiyi Yunanistan Kürdistan Kültür Merkezi gösterdi. Kültür Merkezi tarafından yapılan ve geniş bir Türkiye analizinin bulunduğu açıklamada Türkiye’nin neden ’güvenli üçüncü ülke’ olmadığı detaylarıyla anlatılıyor.

‘Güvenli üçüncü ülke’ tanımlamasının özünde sığınma hakkını inkar olduğu belirtilen açıklamada 4 milyon mültecinin bulunduğu Türkiye’de, mültecilerin Cenevre Sözleşmelerindeki hiçbir hakka sahip olmadığına işaret ediliyor. Kürt toplumunun uzun yıllardır terörize edilerek hiçbir yasal güvencesinin bulunmadığı, en temel insani haklardan bile mahrum oldukları bir ülkenin ‘güvenli’ olarak nitelendirilmesinin tamamen AB’nin kendi çıkarları uğruna binlerce mülteciyi kurban etmek anlamını taşıdığına işaret ediliyor.

Güvenli Üçüncü Ülke nedir?

Öncelikle ‘güvenli üçüncü ülke’ ile ne kastediliyor ona bakalım: Cenevre Mültecilerin Hukukî Durumuna İlişkin Sözleşme ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin maddelerini yerine getiren devletler, güvenli üçüncü ülke sayılıyor. Bunlar arasında, AB üyesi ülkeler(12) ile Norveç ve İsviçre bulunuyor. Güvenli üçüncü ülke olabilmenin kriterleri ise şöyle sıralanıyor:

a) Kişilerin hayatının veya hürriyetinin, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri nedeniyle tehdit altında olmaması

b) Kişilerin işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı ülkelere geri gönderilmemesi ilkesinin uygulanıyor olması

c) Kişinin mülteci statüsü talep etme ve mülteci olarak nitelendirilmesi durumunda Sözleşmeye uygun olarak koruma elde etme imkânının bulunması

d) Kişinin ciddi zarar görme riskinin olmaması.

Sadece bu dört madde bile Türkiye’nin güvenli ülke olmanın yanından bile geçemeyeceğinin göstergesi.

AB’nin kendi çıkarı için açtığı yol!

Yunanistan’ın mülteci haklarını hiçe sayan böylesi bir açıklamayı yapabilmesi aslında AB’nin yaptığının bir devamı niteliğinde. Zira Avrupa Birliği, 2016 yılının Mart ayında, üyesi olmayan Türkiye ile mülteci anlaşması imzaladı. 20 Mart 2016’da yürürlüğe giren anlaşmaya göre; sığınmacılar, Yunanistan’da iltica başvurusu yapmalarına izin verilmeksizin Türkiye’ye gönderilebilecek. Sözkonusu anlaşma uluslararası alanda büyük tepki görse de geri adım atılmadı. İnsan Hakları Kuruluşu Pro Asyl, anlaşmayı ’AB sığımacıların insan haklarını Türkiye’ye satıyor’ şeklinde, Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü ise ‘insanlık dışı’ olarak nitelemişti.

Türkiye neden ‘güvenli üçünçü ülke’ değil?

Yunanistan Kürdistan Kültür Merkezi açıklamasına geri dönersek; açıklamada Kürtlerin onlarca yıldır yaşadığı sistematik şiddet, ekonomik sömürü ve insanlık dışı çalışma koşulları, kadın ve çocukların için güvensiz ortam, cinsel şiddet, nefret suçları ve ayrımcılığın şimdi de savunmasız durumdaki mültecilere yapılmak istendiğine vurgu yapılıyor. “AB’nin Türkiye ile yaptığı mülteci anlaşmaları, binlerce insanı emniyetsiz ve güvensiz bir ortama zorla yerleştirip riske atmakla kalmıyor, aynı zamanda Türkiye’de meydana gelen yolsuzlukları, kurumsallaşmış şiddeti, baskıyı ve nefret suçlarını da inkar ediyor ve islamcı milliyetçi otoriter rejimi de meşrulaştırıyor” denilen açıklamada toplumun tüm kesimlerinin yaşadığı zorlu şartlar ve hayatta kalma mücadelesine atıflar var.

Kültür Merkezi’nin açıklamasının özeti şöyle:

“Biz, siyasi özgürlük yoksunluğu, insan haklarının sistematik olarak ihmal edilmesi ve zulüm nedeniyle ülkemizden ayrılmak zorunda kalan Türkiye ve Kürdistan’dan gelen politik sürgünler olarak belirtiyoruz ki, Yunanistan ve Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye sığınmacı gönderme politikası son derece aldatıcıdır.

* AB’nin göndermiş olduğu yardımlar, AKP hükümetinin şeffaflıktan yoksun olması, kamu harcamaları, yoğun yozlaşma-yolsuzluk, yurt içinde ve yurt dışında savaş açma hevesi nedeniyle amaçlandığı ve iddia edildiği üzere mülteciler için kullanılmamıştır.

* Harcamalar Türkiye’nin Kürtlere karşı olan savaşına gitti. Türkiye, en yeni askeri teknolojisi ile Kuzey Kürdistan’daki Kürt özgürlük hareketine (Türkiye Devleti tarafından işgal edilmiş) yönelik savaşını yoğunlaştırdı, Batı Kürdistan’ın (Suriye Devleti tarafından işgal edilmiş) Efrîn kantonunu şiddetle işgal etti ve Güney Kürdistan’ın (Irak/Kürdistan Özerk Yönetimi sınırları içerisinde) belirli bölgelerini bombalamaya ve işgal etmeye devam ediyor. Bu savaş çevresel yıkıma ve Kürt nüfusun Kürdistan’dan Avrupa’ya ya da tüm dünyaya göç etmesine neden oldu.

* Türkiye ile mali tazminatlarla sonuçlanan anlaşmalar yoluyla, AB’nin iltica politikaları, daha büyük bir yolsuzluk, şiddet ve dışsallaştırma sisteminin ve insanların hayatlarıyla oynanan, onların hayatlarını yerle bir eden, yok eden bir sistemin parçası olmaktadır.

*AB’nin Türkiye ile yaptığı mülteci anlaşmaları, yurtiçinde ve yurtdışında Türkiye’nin askeri şiddetine göz yummasına neden oldu ve AB ve Yunanistan’ın Türkiye’nin suçları karşısındaki sessizliği onları Türkiye’nin suç ortağı yaptı.

* AB’nin Yunanistan’dan Türkiye’ye göçmen/mülteci gönderme çabaları (pushbacks) -Yunanistan’dan Türkiye’ye kara ve deniz sınırlarının ötesinde yasal süreç olmaksızın bireylerin veya grupların resmi olmayan şekilde sınır dışı edilmeleri – insan hakları ihlallerini içerir. Yunan makamlarının bu sistematik yasadışı uygulamaları, Avrupa göç rejiminin hizmetinde olan geri göndermeme ilkesi ve uluslararası koruma başvuru hakkı da dahil olmak üzere birçok anlaşmayı ve uluslararası hukuku ihlal eder.

* Türkiye, farklı etnolinguistik, dini, politik ve cinsiyet gruplarının, sistematik olarak haklarının inkar edildiği, siyasi şiddete, ekonomik dışlanmaya ve tarih boyunca toplumsal ayrımcılık uğradığı bir yerdir.

*Türkiye, kadın ve çocukların, işçilerin, mültecilerin veya diğer azınlık grupların güven ortamı bulabileceği bir ülke değildir.

*Siyasi krizin ve ekonomik kargaşa doruk noktasında olan Türkiye’nin insan hayatı için “güvenli bir ülke” olarak tanınmasının politik olarak motivasyonu vardır, ironiktir ve yıkıcı sonuçları olmaktadır.

* Özellikle kadınlar ve çocuklar savunmasız durumdalar. Çocuk yaştaki mülteciler, eğitim almak yerine ailelerinin ayakta kalabilmesi için son derece sömürücü ve tehlikeli ortamlarda çalışmaya zorlanıyor.

* Çocuk işçiliğinin yanı sıra, mülteci çocukların özellikle risk altında olduğu Türkiye’de çocuklara yönelik cinsel sömürü ve istismar artmaktadır.

* Türkiye’de kadınlar her gün kamusal alanlarda tacize uğruyor ve sürekli cinsel şiddet tehdidi altındadır. Tecavüze maruz kalan kadınlar, yetkililer ve toplum tarafından sorgulanıyor ve tecavüze uğradıkları için suçlanıyorlar.

* Aile içi şiddet ve kadın cinayetleri oldukça yaygındır.

* Kadın hakları örgütlerine göre, yalnızca 2020’de Türkiye’de 300 kadın öldürüldü ve ”kadın cinayetleri genellikle intihar olarak ele alındığından ölüm sayısı çok daha fazla olabilir”.

* 2020’de Recep Tayyip Erdoğan, kadına yönelik şiddeti önlemeyi amaçlayan İstanbul Sözleşmesi’nin “geleneksel cinsiyet rollerini” sorguladığını ve “eşcinsellik gibi ‘ahlaksız’ yaşam biçimlerini teşvik ettiğini” iddia ederek Türkiye’yi İstanbul Sözleşmesi’nden çekti.

* Cinsel şiddeti meşrulaştıran, yolsuzluk ve mafya faaliyetleriyle dolu bir rejim tarafından yönetilen bir devlet, özellikle kadınlar, gençler ve çocuklar için güvenli kabul edilemez ve edilmemelidir.

* Türkiye, Sünni-Müslüman, heteroseksüel, Türk milliyetçisi ve “erkek” olanlar hariç kimliğini ifade etmek veya hak ve adalet savunucusu olmak isteyen herkes için tehlikeli bir yerdir.

* Türkiye’deki dinsel milliyetçilik ve tarihsel olarak yerleşik linç kültürü, Türkiye’yi özellikle etnolinguistik, dini ve toplumsal cinsiyet/cinsel azınlıklar için güvensiz kılıyor.

*Türkiye resmi olarak laik bir devlet olmasına rağmen, Sünni İslam yapısının parçası olmayanlar, dinleri ve inançları yüzünden modern Türkiye tarihi boyunca zulme uğradılar. Dini azınlıkları hedef alan organize saldırılar Türk toplumunda her zaman var olmuştur ve yetkililer tarafından desteklenmektedir.

* Türkiye’de ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve homofobi, önemli bir artış göstererek Kürtler, LGBTIQ+ bireyler ve mülteciler için giderek daha düşmanca bir ortam yarattı. Heteroseksüeller, erkek-müslüman-Türkler dışında herkesin, sürekli nefret suçu veya istismar mağduru olma tehlikesi içinde yaşadığı bir ülke mülteciler için güvenli kabul edilemez.

*  Türkiye’yi “güvenli üçüncü ülke” olarak tanımlamak, insanları Avrupa’da koruma aramaktan alıkoymak ve onları güvenlik garantisi olmayan bir ülkeye gitmeye zorlamak için meşrulaştırma girişimidir.

* Türkiye’de demokrasinin, hukukun üstünlüğünün, insan haklarının, eşitliğin ve ifade özgürlüğünün bulunmadığı ve bunun Avrupa’ya ve başka yerlere kitlesel sürgüne yol açtığına dair sunulan kanıtlar göz önüne alındığında, Türkiye’nin Yunanistan ve AB tarafından “güvenli ülke” olarak tanımlanması, açıkça siyasi olarak motive edilmiş ve son derece alaycıdır.”