Kızıl bir kavgadır devrim ocağında

- Beritan CUDİ
371 görüntüleme

Sara ark 6‘Sakine Cansız-SARA’ denilince aklıma ilk düşen tanımlama başkaldıran kadın imgesi oluyor. Aslında Kürtçe’de buna ‘serbilind’ deniliyor. Ama serbilind sadece başkaldıran anlamına gelmez, aynı zamanda başı dik anlamına gelir. Bu tanımlama ne de yakışır SARA’ya… JINA SERBILIND…

Evet, o kelimenin tam anlamıyla jina serbilind idi. Her şeye karşı bir başkaldırı kültürü içinden gelen bir kadın. Başı dik, eğilmeyen, ezilip bükülmeyen bir kadın. SARA için hakikat yolu başkaldırı ile çizilmişti. Eğer haksıza, zalime, zulme, sinmişliğe, gericiliğe karşı başkaldırmazsan nasıl hakikat sahibi olunabilirdi ki?… Onun için hakikat yolunda zeminler döşenip yol kat edilirken hep başı dik, kendinden emin ve bir başkaldırı yürüyüşünün sahibi olmuştur. Bu yolda tüm engellere rağmen usanmayan, yorulmayan, yılmayan ve eğilmeyen başı dik bir yürüyüşün hikayesi. Bir bütün duruşuyla başı dik alnı göklere değen, yıldızlarla bakışan, güneşle gülen bir kadın. Kadim topraklarda, başkaldırı öyküleri ile büyüyen bir ömür…  Ninniler yerine ağıtlara kulak vemiş, öfke büyütmüş bir arayışçı…

Yaşam onun için hiçbir zaman sakin ve suskun değildi. Her zaman çığlıklı, çağıltılı, vurgulu, notalı ve isyanlardaki bir zılgıt gibiydi. Ruhu uslanmaz ve bükülmezdi. Hep bir halaydaki coşku ile yaşama renk ve enerji katardı. Endamı ve coşkulu yaşamı ile henüz hayatının baharını yaşayan genç bir kadın gibiydi. Her koşul altında dinç, atak ve sportifti. Canlı, enerjik yönü için zaten bahse bile gerek yok. Devrimin ruhu ile bir genç kadının cıvıl cıvıl ruhunu aynı bedende buluşturmuştu. Her iki boyut çelişkisiz olarak birbiriyle uyum halindeydi. Gençlik ruhu ona zerafet kazandırmış, devrimcilik ise asalet…

Yaşama tüm varlığıyla kök saldı

Duruşu insanı kendine hayran bıraktırırdı. Ölümsüz büyük devrimci Mazlum Doğan’ın “her Kürt kızının saçlarının her SARA - ZELE2telinde sevgi, öfke ve intikam olmazsa sevemem ki” sözünü her yönüyle karşılayan biriydi. Gözlerinin keskinliği en ilgi çeken yönüydü. Dersin ki, gözbebekleri hep çevresini kolaçan eden bir dolanmadadır. Hemen hemen sabit baktığı görülmemiştir. Ona bakarken insan kendi kendine “gözleri tıpkı Önderliğin gibi sürekli hareket halinde” derdi. Cıva gibiydi yani. Sebebi ise malum; çünkü bu biçimde bakan gözler her daim bir arayış içerisindedir. Sonuçta ise bu gözler karşısında hiç kimse kaybolmaz, silinmez ve unutulmazdı. Her ayrıntı incelikle ele alınması gereken bir konudur. Hiçbir şeyin üzerinden teğet geçilmemeli. Düşmanlık içinde olanlar da bu gözlerden katiyen kaçamazdı. Çok az insan SARA yoldaş gibi hırslı, keskin, net ve inançlı bakar. Bir de tabii bakışları dolaylı değil, doğrudandı. El attığı her bir şeyi sonuçlandırma iddiasında olduğundan, dünyaya dolambaçlı değil, doğrudan bakardı. Çünkü ancak kusurları ve ayıpları olmayanlar dünyaya doğrudan bakabilirler.

SARA’nın yaşamı tüm varlığıyla kök salmış ve gelip geçenlere gölgesinde huzur vermiş kadim meşe ağaçlarına benzerdi. Dallanıp budaklanmış olarak etrafına yayılmış, göz alıcı bir çekiciliğe bürünmüştü. Fırtınalara ve kasırgalara, sellere, çığlara ve depremlere karşı derinliklerde büyüyen kökleri ile yerinden sarsılmamış ve felaketlere sürüklenmemiştir. Sağlam kökleri ile meşe ağacı misali asil duruşunu korumasını bilmiştir. Dallarından dökülen ürünleri, sözleri ve evrensel sırları birer tohum gibi başka meşeleri yetiştirirdi. Her daim dallarını güneşe uzatır ve selama dururdu.

Geleneklere isyan, devrime akış

SARA özgür bir kadındı, kimsenin ve hiçbir şeyin baş eğdiremediği… Büyük bir cesaretle her şeyle başkaldırı halindeydi. Önce ailesiyle, sonra toplumla, dışa açılırken devlet gelenekli sistemle, devrimciliğe atılırken de hakikat dışı her tür anlayışa karşı bir başkaldırıydı yaşamı. Hiç kimse bu özgür ruhu kendi yönüne çekemez, kendine göre bir ayar veremezdi. Her zaman için zorluklar ve acılar karşısında kendi ayakları üstünde durması, iddiasının ana temasını oluştururdu. Çünkü kendi yolunu çizmişti SARA. Zaten geriliklere karşı isyan halinden ötürü, devrime akışı başlamıştı. Geleneklere isyan ile devrimciliğe akış… Büyük istemli ve ısrarlı oluşu işte bundan kaynaklıydı. Ve ilginçtir ki bu başkaldırısıyla düşmanını bile yola koyardı. Direnişiyle düşmanını bile kendine hayran bırakan devrimci bir duruşa sahipti. Onun karşısında düşmanın tüm planları suya yazılır misali tuzla buz olmuştur. Karşıtları O’nu sindirmeye çalışsalar da, asıl olarak karşıtları ondan korkar ve çekinirdi. Çünkü o kendi celladının suratına tükürmüş biriydi. Seyit Rızalar’ın intikam yemininden gelmişti. Ondandır ki duruşu heybetli, etkileyici ve dokunaklıydı. Düşmanına dert olsun diye diz çökmedi hiçbir zaman. İnanılmaz bir inatla ve soylu bir duruş ile devrimci özünü korumuş ve direnişçi kimliğini kazanmıştı.

Yüreğiyle güneşe dokunur ve güneş ile yüreğini ısıtırdı SARA. Böylece oluşan buzullar, kırgınlıklar ve tasalar hemen çözülüverilirdi. Bir zamanlar geldi, havasını solumaya doyamadığı özgürlük dağlarından kopmak zorunda kaldı. Engin ufuklar bakışlarında kilitlenir, ardındaki güneş ülkesine bakardı. Orada gencecik bedenlerin toprağa düşüşü çok ağrına giderdi. En çok da bu konuda hassas ve kırılgandı. Gidişleri yüreğine sığdıramaz, kabullenemezdi. Yüreğine söz geçiremiyor, genç yüreklerin apansız gidişini kaldıramıyordu. Bu nedenle yaralı arkadaşlarına adeta titreyerek ilgi gösterir, onlara saatlerce vaktini vermekten çekinmezdi.

Xwebûn olma yolunda bir kavga

Evrensel bir kimlik olmuştu SARA. Rosalar ve Clara Zetkinler gibi bütün halkların yüreğinde yer edinen cesur bir kadın… Emma Goldman gibiydi biraz, hani “Kızıl Emma” diye anılan anarşist kadın… SARA da tıpkı bu kadınlar gibi simgeleşmiş, tarihin görkemli SARA - SAKINEsayfalarında yerini almıştı. Söylemleri de birdi. Rosa “nerede mücadele varsa ben oradayım” derken, SARA da aynı şekilde “hep kavgaydı yaşamım” diyerek gönül verdi bu şiara. Clara “vardım, varım ve var olacağım” derken,  SARA da bütün benliğiyle her zaman varlığını haykırırdı. Bu haliyle kadının xwebûn olma yolunda geleneksel olan her şeyle ipini koparmış bağımsız bir kişilikti. Devrimin en önündeydi SARA, ardında binlerce takipçi bırakarak hep ulaşılmak istenen özgürlük meşalesi oldu.

Farklılık yaratan görüşleri vardı SARA’nın. İncelikli ruhu ile her şeye anlam katar, her bir olguyu özgürlük anlayışı çerçevesinde ele alırdı. Onun yanında özgürlüğe daha bir yakın olduğunuzu duyumsardınız. En ufak bir çabası, her bir yönelişi,  sözleri ve örnek davranışları ile özgürlük esintisi gibiydi. Bu haliyle çok etkileyici bir kadındı, kendi akışıyla birçok insanı bu akışa çeken…

SARA, zindanların o ağır atmosferini, karanlığını ve soğukluğunu özgürlük umutlarıyla aşmıştı. Özgürlük aşkı onu her zaman için ayakta tutan yegane güçtü. Zindanın beton duvarlarını ancak böyle dayınılır kılmıştı. Düşmana, zindana, soğukluğa hiçbir zaman teslim olmadı, yılmadı. Bilakis, özgür Kürdistan düşü inancını keskinleştiriyor, azmini çelikleştiriyor, onu daha fazla dirençli kılıyordu. Bu düşten hiçbir zaman vazgeçmedi. Zindanda olsa dahi güneşin ışınlarını içine çeken bir başarı seyrindeydi. Yaralar ancak böyle sarmalanır, acılar ancak öyle dindirilirdi.

Öyle yaman PKK’li bir kadın

Zindan günlerinde dayanılmaz, akıl almaz işkencelere maruz kalmıştı. Ama hiç kimse bu devrimci kadının iradesini kırma gücünde değildi. Amansız direnişiyle adeta yaşarken ölümsüzleşmişti. Taa o zamanlarda ismi eşsiz kahramanlıklarla anılmış ve efsane kişilikler arasına eklenmişti. Bu haliyle alnı öpülesi yiğit Kürdistan kadınlarındandı. Mücadelesi destanlaşmıştı. ‘Sakine’ denildiğinde, yaptıkları anlatıldığında herkes sanki canlı bir masal dinliyormuş gibi olurdu. Onu görmeyenler de bu sebeple görür ve tanımış olurlardı. Çünkü ismi duyulmuş ve dillerde destan olmuştu. Evet, hiç kolay değildi. Faşizmin o karanlık zindanlarında, işkence dolu günlerinde bir Kürt kadını baş katilin suratına tükürmüştü. Bu büyük olay, bu muazzam irade dilden dile dolaşmış, tanıyan-tanımayan herkesi derinden etkilemişti. İşte SARA bizler için böyle yemine dönüştü, yaşam iradesi oldu. Yaşamının her kesiti özgürlükle sözleşmenin, sistemle inatlaşmanın şiarı oldu. Kesintisiz bir kavganın güzelliği bütün Kürdistanlı kadın ve erkeklerin rüyası haline geldi.

Yüzü geliyor aklıma SARA’nın… Bir insan ne kadar günahsız olabilirse, o kadar masum ve bir insan ne kadar ne kadar temiz olabilirse o kadar aydın… Keskin, tek bir tereddüt anına yer vermeyen gözlerinde bütün sisler göçer giderdi. Tasa ve umutsuzluk yanından dahi geçmezdi. Öyle yaman PKK’li bir kadındı.

Söz eksik kalır onu anlatmaya, yaşamı anlamanın ve anlatmanın en berrak halidir. Kızıl bir kavga, ocağımızda sönmeyen kutsal bir ateştir SARA…