Kültürel soykırım

- Bermal ÇEM
16 görüntüleme
Bin yıllardır Ortadoğu ve Mezopotamya’da süregelen savaş özünde bir kültür savaşı ve mücadelesidir. Egemenlerin savaşları fiziksel ve kültürel soykırım üzerinden gelişir. Fiziksel soykırımın acısı daha somut görülür ve hissedilir. Kültürel soykırım ise daha inceden  yürütülür ve yaşamın her hücresine sindirile sindirile gerçekleşir. Egemenler kültür ve sanatı   bir savaş aygıtı olarak kullanır. En tehlikelisi de budur.

Kültür ve sanat, insanın öz olarak içinde bulunduğu alandır. Bir halkın varoluş sebebidir. Kültür, toplumun kendi özünün koruyuculuğunu üstlenir. İnsan öz olarak kültürüyle korunur, veya kültürünün yok olmasıyla unutulur. Unutulma ya da yok olma birden veya kısa süreli olmaz, özün içeriği boşaltılarak ve zamana yayılarak gerçekleşir. Bu yüzden hatırlama ve unutulma iç içe gerçekleşir. Asimilasyon denilen zehir de budur. Bedeni değil, zihni felç edip ele geçirerek kendisini hakim kılar. Çoğu kez de kültürlerin birbiriyle kaynaşması adı altında eritme politikalarını devreye koyar. Bunu Mezopotamya ve Kürdistan somutunda yüzyıllardır görüyor ve yaşıyoruz. Birçok etnik halk fiziki soykırımın yetmediği yerde kültürel soykırımla yok edildiler. Kültür yitimi bir gelişme olarak sunulur azınlık halklara. Başka bir kültürle temas içine girilerek geleneksel kültür değerleri yitirilir, buna kültürsüzleşme ya da kültür yitimi, öz yitimi kendi değerlerine ait olmama diyoruz. Yaşanılan yönsüzlük, yolunu kaybetmeyle toplum başka bir kültüre akar ve yok olur. Egemen sistemler kendi kültür değerlerini, davranış ve yaşam tarzını, dilini ve zihniyetini sahip olduğu siyasi ve iktisadi güç ile diğer kültürlere empoze eder. Kendisini hakim kültür olarak ilan eder. “Tek dil, tek vatan, tek bayrak” düsturu  da özünde kültürel kırımdır. Başka halklara ve kültürlere yer yoktur. Onlar ölmeli ya da türkleşmeli, başka bir yaşam tercihi tanınmaz.

Kültürü kültürle vurma politikası

Elbette ki bunun yarattığı sonuçlar fiziki soykırımdan daha acı ve sancılıdır. Bir halk için en büyük felaket niteliğindedir. Nefes alıyorsun ama aslında yaşamıyorsun, aynadaki yüz sana ait değil. Konuştuğun dil, hisettiğin duygular ve dokunduğun hayatın içinde yoksun. Varlığını, kimliğini, toplum doğasının tüm maddi ve manevi kültürel unsurlarını terk etmeye zorlanmak, egemen sistemin pençesine hapsolmak, halk dilinde denildiği gibi kıyamet ile özdeştir. Kürdistan adım adım işgal edilmiş, katliamlardan geçirilmiş, Türklüğün kültürel yayılma alanı haline getirilmesi için Kürt dili, kültürü ve her türlü geleneklerinin yasaklanmasına dek her şey yapılmıştır. Tarihte ve günümüzde TC’nin en çok korktuğu kültürel direniş olmuştur, bu yüzden kültür ve sanat alanına bu kadar yatırım yapıp özel savaş alanına dönüştürüyor.    Kültürü kültürle vurmaktır bu. İnsani olana dair ne varsa değiştirilir. Hakikat algısını kültürsüzlükle sanallaştıran egemen sistem, toplum değerlerinin köklerini kemirerek çirkini, yanlışı tek yegane yol olarak gösterir. Yanlış yaşam yolunda doğru adımlar atılmayacağı gibi, kendisine yabancılaşan toplum giderek körelir.

Kadın toprak ve ülke ile özdeştir

Kadının toplumsal yaşamda belirleyici rol oynamasından kaynaklı, kültürel soykırım en çok da  kadını hedef alarak gerçekleştirilir. Kadının dili, duygusu, estetik yaklaşımı, ruhsal dünyası değişime uğratılır. Bin yıllardır kadına dayatılan sınıflı toplum kültürlerinin yazgısı ve kuralları işler. Maalesef bu kurallar köklü ve kalıcıdır. Toplumun kültür değerlerinden uzaklaşmasında belirleyici rol oynar. Kadın toprak ve ülke ile özdeştir. Evreni rahminde besleyen, can katandır kadın. Egemen zihiniyetin gözünde, yeni nesillerin sistemin zehriyle beslenmesi ancak kadının dilinden, özünden uzaklaşması ile mümkündür. Günümüzde kadın özgürlük hareketinden duyulan korku ve yönelim bu nedenledir. Direnen kadın egemenlerin korkulu rüyasıdır. Yaşamın her alanında direnişi kırmak için vahşice saldırır. En çokta kültürel boyutta saldırır. Bu nedenle geleneksel kültürlerin içerdiği derin köleliğin, tutsaklığın panzehiri mücadeledir. Yaratım ve sınırsız üretim, insanlık için eşit paylaşım bu topraklara has bir kültürdür. Mezopotamya’nın mayası kadının ruhu, yüreği ve zihnidir. Kültürel direniş kadın rengiyle sanatsal üretimlerle mümkün olabilir. Sanat, kültürü canlı kılar. Sanatsal gelişimin sürekliliği, onu kültürel gelişimin temel dinamiği kılar. Topluma doğru yön verir. Toplumdan beslenir ve tekrardan topluma akar. Kültürel  soykırımın önü güçlü kültür sanat çalışmalarıyla alınabilir.

Sanatta kendisini yaratan Kürdistan

Günümüzde maalesef hala kimi Kürt sanatçılar, “sanat sanat içindir toplum için değildir“ diyebiliyor. İçinden geldiği toplumu beğenmeyip, “modernizm”in kafesini kendisine özgürlük alanı olarak seçer. Gözleri önünde toplumu paramparça edilmiş ama hala “sanatın topluma karşı sorumluluğu yoktur” diyor. Kör cehaletin yaratığı sanat anlayışı, sanatçıyı toplumundan da, kültüründen de koparır. Sistemin kendisinde yarattığı tahribatın farkında bile değildir. “Sanatın ideoloji ile bağı yoktur” türündeki söylemler ideolojik düşüncelerdir. Amacı sanatı esas dinamiğinden yani toplumdan uzak tutmaktır. Kültürel soykırımın bir parçasıdır. Dolayısıyla ideolojiden yoksun hiçbir alanın gelişme şansı olmaz. Sanat da ideolojinin bir parçasıdır. Her sanat anlayışı kendi zihniyetine göre bir toplum yaratmayı hedefler. Ülkemizde fiziksel ve kültürel şavaşın, soykırımın her gün giederek daha da kızgınlaştığı bu dönemde, buna karşı kültür ve sanat alanında direnişi yükseltmek önemli. Kültür ve sanat alanındaki direnişe ise elbette ki sanatçılar ve aydınlar öncülük etmeli. Devrim ve sanat ilişkisi et ile tırnak gibidir. Rêber Öcalan’ın da dikkat çektiği gibi, “Devrimde kendisini yaratan Kürdistan, sanatta da kendisini yaratan Kürdistan gerçeğidir. Sanatta kendisini yaratan Kürdistan olgusu da, örnek ve hatta başarılı bir düzeyi tutturmaya yönelmiş demektir.”