Kürt sinemasının izinde…

- Newaya Jin
38 görüntüleme
Dersim’li bir ailenin kızı olarak Hollanda’da dünyaya gelen Meryem, yıllar boyunca ülkesi, dili ve toplumuna dair çelişkiler yaşar ve kendi kimliğinin izini sürer. Avrupa’da kendilerine dayatılanın Türk kimliği olduğunu, çocuk yaştan itibaren süren bu çelişkili durumun Onu kendi tarihi ve kimliğine yönelttiğini vurguluyor ve ekliyor: “Bu durum hayatımda verdiğim kararları etkiledi. Ve tüm dünyaya Kürt halkının hikayelerini ve gerçekleri anlatma istemi doğdu.”

Halkının sesi ve sözü olabilmek için sürekli bir arayış içersine giren Meryem, televizyonculuktan tiyatroya, rejisörlükten film yapımcılığına kadar uzanır. Hollanda’da Film ve Televizyon Akademisi’nde eğitim görürken Kürt sinemasına dair sadece Yılmaz Güney örneği ile karşılaşır ve daha fazlasının peşine düşer. Bu yıl, ilk kez ‘Global Kurdish Film Festival’i gerçekleştirdikleri bilgisini paylaşan Meryem, bununla Kürt halkının birliğine katkıda bulunmak istediklerini belirtiyor. Meryem Dersim, Los Angeles’ta da aylık Kürt film gösterilerine hazırlandıkları bilgisini paylaşıyor.

Öncelikle sizi biraz tanıyalım… Televizyonculuk, tiyatro, ardından rejisörlük ve film yapımcılığı. Tüm bunlar birbirini mi tetikledi ya da sizin varmak istediğiniz nokta mıydı?  

Ben Meryem Dersim. Yurt dışındaki her Kürt gibi, iki farklı kültürde ve iki farklı değer içerisinde büyüdüm. Evde Kürt kimliği ön planda, dışarıdaysa Hollandalı kimliği ve kültürü. ’80’li ve 90’li yıllarda Kürt kimliği veya Kürt halkı Avrupa basınında çok yer almıyordu. Çevremdeki insanlar Kürt halkından bihaberdi. Aslında Avrupa’da bize dayatılan Türk kimliğiydi. Çocuk yaştan beri süren bu çelişkili durum beni kendi tarih ve kimliğime yöneltti. Bu durum hayatımda verdiğim kararları etkiledi. Ve tüm dünyaya Kürt halkının hikayelerini ve gerçekleri anlatma istemi doğdu. Kapsamlı ve hareketli bir çalışma alanım var. Geri dönüp çalıştığım alanlara ve projelere baktığımda toplumumun hikayelerini daha büyük kitlelere duyurmak arzusu görüyorum. Yabancı bir ülkede Kürt olarak doğmanın getirdiği çelişkiler var. Hepimiz büyüklerimizden birçok hikaye dinlemişizdir. Tabi kendi yurdundan uzak bir ülkede yaşadığında ve baskın kültürün içerisinde büyüdüğünde kendi hikayelerini anlatma istemin de tetikleniyor. Çevremdekilere ‘Dünya sadece sizin bildiğiniz küçük ve sorunsuz bir yer değil’ demek istedim. ‘Kürdistan’daki baskıları dünyaya anlatacağım’ dedim. Bu şekilde ilk tecrübemi televizyonculuk alanında kazandım.

Tiyatrodan sahnelere, televizyon ekranlarından beyaz perdeye varan bu projeler hakkında detayları biraz anlatabilir misiniz? 

Tiyatroyla her zaman ilgiliydim. İlk Tiyatro’ya başladığımda Hollandalı ekiplerle çalışmıştım. Daha sonra bir yerel kanalla çalışma imkanım oldu. Fakat işimde yetkinleşmem için ve aynı zamanda hayallerimi gerçekleştirmek için Amsterdam’da Film ve Televizyon Akademisi’nde okumaya karar verdim. Öğrencilik süreci sonrası bir Hollanda televizyonunda politik tartışma programı için çalışmaya devam ettim. Program benim için çok avantajlıydı çünkü bu şekilde her fırsatta Kürt halkının durumunu gündeme getirebiliyordum. Film ve Televizyon Akademisi’nde, Kürt sinemasına örnek olarak sadece Yılmaz Güney vardı. Buna her ne kadar seviniyor olsam da daha çok örneklerin olmaması beni üzmüştü. Sonra Kürt filmlerini araştırmaya başladım. Bahman Ghobadi’nin filmlerinden etkilenmiştim. Kazım Öz’un ‘Fotoğraf’ filmi ise bende farklı duygular çağrıştırmıştı. Çünkü benim küçüklüğümden beri yaşadığım çelişkileri işliyordu. Savaş’ın olduğu ülkede, savaşın etkisinden, şehitlerimizden, acılarımızdan haberdar olmayan insanlar… Bu filmi aylarca çantamda taşıdığımı iyi hatırlıyorum ve herkese zorla izlettiğimi. Bizi, savaşı anlatan bir filmdi ve bu yüzden benim için değerliydi.

Almanya ve İngiltere’de Kürt Film Festivalleri düzenleniyordu. Oralara gidemediğim için Hollanda’da 4 farklı şehirde Kürt Film Festivali düzenleme fikri oluştu. Tabi ilhamı Almanya ve İngiltere’den almıştım. Bunun üzerine festival çalışması nedir, nasıl yapılır onu öğrenme çabasına giriştim. İlk olarak diğer festivallerde film programcılığı yapmaya başladım. İşi öğrendikten sonra ise artık kendi halkımı, kimliğimi duyurmak için Kürt Film Festivali organize etmeye başladım. Aynı dönemde direnişçi sanatla da ilgileniyorum. Festivaller dışında sanat sergileri de hazırlıyordum. Ve derken bu serüven içerisinde Londra’ya taşındım. Politika ve Direniş Sanatları üzerine master yaptım. Londra’da Film Festivallerinde, film program alanında çalışmaya ve sergiler düzenlemeye devam ettim. Ardından önüme çıkan bir fırsatla birkaç yıl önce Los Angeles’e taşındım. Artık tecrübelerimi aktarmak için Film dersleri veriyorum ve Avrupa Film Festivaline çalışıyorum. Bununla birlikte bu sene Los Angeles Kürt Film Festivali’nin startını verdik. Burada tahmin edersiniz ki büyük bir Kürt kitlesi yok. Festivallerimizin odağı daha çok Hollywood film sektörüne Kürt sinemasını sunmak, yapımcılar, dağıtımcılar ve diğer festival programlarına Kürt filmlerini tanıtmak oldu. San Francisco ve San Diego şehirlerinde Kürt kitlesi daha yoğun olduğu için bu iki şehirde festivallerimiz olacak. Şu an ise Eylül’deki New York Kürt Film Festivali’ne hazırlanıyoruz.

 

Şuan Los Angeles’te yaşıyorsun, Avrupa’yı da biliyorsun. Bir sinema yapımcısı gözüyle bakacak olursan, Batı’nın Rojava Devrimi ve yine ’Kürt meselesi’ne yaklaşımı hakkında neler belirtebilirsin.

Bu konu beni çok heyecanlandırıyor. Birkaç yıl önce çalıştığım tez için araştırmalar yaparken Demokratik Konfederalizm ve jineolojî hakkında neredeyse bir yazı bulmak bile çok zordu. Çünkü Batı’ya yeni yeni ulaşıyordu. Akademisyenlerden oluşan bir heyetin Rojava’ya gidip-dönmeleri ardından onlarla konuşma fırsatım oldu. Çok pozitiflerdi ve bu benim heyecanımı daha da artırdı. Akademisyenler gördüklerini, ‘tarihe geçecek ve dünya düzenini değiştirecek bir gelişme’ olarak tanımlıyorlardı. ‘Neden batı ilgilenmiyor?’ sorusuna aldığım cevap, ‘Oryantalist bakış acısından kaynaklı böyle yenilikçi bir ideolojinin Ortadoğu’dan çıkabileceğine inanamadıklarından’ olmuştu. O günden bugüne çok şey değişti. Hem politik hem akademi dünyasında Rojava’ya büyük ilgi var artık. Bu beni ayriyeten çok sevindirdi. İdeolojik yaşam formunun etkilerini takip ediyorum. Görebildiğim kadarıyla kısa sürede hayatımızın her alanına nüfuz etti. Kadın açısından da ayrıca büyük kazanım ve çok değerli.

Rejisörlük ve film yapımcılığınız sadece Hollanda’yla sınırlı kalmadı. Çalışmalarınızı aynı zamanda Kürdistan’da da yürüterek bir tecrübe edindiniz. Ülkeler arasındaki sanata yaklaşım farklılıklarına dair neler söyleyebilirsin? 

Bu soruya cevap vermek biraz zor. Kürt sinemasını ve sanatını göz önünde bulundurmadan yaklaşmak haksızlık olur diye düşünüyorum. Kürt sanatçılarının tüm zorluklara rağmen büyük çabası var ve eksiğiyle-gediğiyle yine de ayakta alkışlanmalıdır. Bizim fonlarımız yok, sanatçılarımız hiçbir yerden destek almıyor. Değindikleri konular hassas, yaşadıkları ülkelerde savaş, baskı ve zorluk var. Bir yandan varlık-yokluk mücadelesi verirken diğer yandan sanatını yapma çabaları bence çok özel ve tutkulu bir şey. Dilimiz, tarihimiz, yaşadıklarımızı ve acımızı, umudumuzu, kimliğimizi korumak için çok önemli çalışmalar yapılıyor. Kadın olmak dünyanın her yerinde ne yazık ki zor! Kürt halkı, birikimli politik bir halk. Ezilen ve sömürülen bir halk olarak haksızlığa tahammülümüz yok. İdeolojik, politik tartışmaları büyük bir çoşkuyla yapıyoruz. Tabii ki jineolojî ve Demokratik Konfederalizm son yıllarda büyük değişim ve etki yapmış olsa da günlük hayatımızda yeterince göremiyoruz. Keşke tartıştığımız ve savunduğumuz adalet, eşitlik, cinsiyet ayrımcılığı ve daha birçok şeyi günlük hayatımızda aynı çoşkuyla ve ısrarla geçirebilseydik.

Bu sene ilk Global Kürt Film Festivalini organize ettiniz. Bu film festivalinde Kürdistan’ın dört parçasında yaşayan ve farklı ülkelerde bulunan Kürdistanlılar ile çalıştınız. Bu deneyimden biraz bahseder misiniz? 

Film festivalleri sayesinde dünyanın dört bir yanında yaşayan Kürtler’e ulaşabilme imkanımız doğdu. Mesela ben farklı filmler izledikçe gerçekten özünde hepimizin aynı acılarla toprak, ülke hasreti yaşadığımızı yakınen farkettim. Aynı zamanda değer yargılarımızın, sevgilerimizin ortaklığını da. Pandemiden dolayı festivali farklı yerlerde düzenleyemedik. Nasıl yapabiliriz diye tartışırken ortak bir festival düzenleme kararı aldık. ‘Global Kurdish Film Festival’i adı altında gerçekleştirdik. Bundaki amacımız pandeminin hapsettiği insanlarımıza ‘nerede yaşıyorsan yaşa hepimiz bir toplumuz’ mesajını vermek istedik. Aslında festivalle Kürt halkının birliğine katkıda bulunmak istiyorduk. Hepimiz Kürtçe’nin farklı lehçelerini konuşuyor olsak da farklı coğrafyalarda yaşıyor olsak da acılar ve zorluklarımız birdi. Bu şekilde bir festivalin organizesi bile bize büyük heyecan kattı. İlk toplantımızda şunu net hissettim; Kürdistan’ı her ne kadar bölmek isteseler de tek parça olduğumuzu görebiliyordum. Çünkü Rojava, Başûr, Bakûr, Rojhilat, Avrupa ve Amerika’dan aynı anda birlikte çalışma yürütmek bana ayrı bir heyecan kattı ve bu tecrübe benim için çok değerliydi.   

Global Kürt Film Festivali’ni bu sene internet üzerinden izleme olanağı sunuldu. Peki ilgi nasıldı? En çok hangi kategoriler izlendi? 

İlgi, beklentilerimizin üstündeydi. Amacımız Kürtler’in birliğini göstererek, filmleri insanlarımızın evine taşımaktı. Aldığımız pozitif  tepkilerle de başarılı bir çalışmanın başlangıcı olduğunu gördük. Tabi festival alanında çalışan, film sektöründe olan seyircilerimiz için gerçek bir festival tadı vermemiştir. Bir filmi sinemada izlemek bambaşkadır. Yine de festival hepimize farklı bir mesaj verdi. Kürt sineması için farklı yerlerden destekler geldi. İnsanlarımız farklı ortamlarda ‘Kürt sinemasını nasıl geliştirebiliriz, nasıl takip edebiliriz ve seyretmeye nasıl devam edebiliriz’ diye tartışır oldular. Bütün bu pozitif yaklaşımların etkisini önümüzdeki yıllarda sinemamızda görmeyi umut ediyorum.

Ödül almaya hak kazanan filmler hakkında ne düşünüyorsunuz, beklentilerinizi karşıladı mı? 

Jüri’miz bu konuda çok başarılıydı. Büyük titizlikle filmleri tek tek izleyerek değerlendirdiler. Onlar açısından zor oldu, çünkü çok başarılı filmler vardı. Ödül alan filmler, halkımızın durumunu farklı açılardan ele alan filmlerdi. Ödül almayan filmlere haksizlik etmek istemem, film programımızda birbirinden güzel filmlerimiz vardı. Kürt sineması yeni olduğu için fazla bilinmiyor. Tüm zorluklarına rağmen film yapan tüm Kürt sinemacılara büyük bir saygı duyuyorum. Verdikleri emek gerçekten çok değerli. Kürt tarihine, Kürt sanatına katkıları büyüktür. Her yıl daha fazla gelişeceğini düşündüğüm sinemamız, bize daha çok film çekme imkanı sunacak.

Son olarak; yeni projeler var mı?

Şu an Los Angeles’ta aylık Kürt film gösterilerine hazılanıyoruz.  Burada sinemacılar az olsa da bir açılım başladı. Bunun için filmler arıyoruz, Eylül ayında düzenlenecek olan New Yok Kürt Film Festivali hazırlıklarımız var. Sinemacı arkadaşlarımızın filmlerini film freeway aracılığıyla bekiyoruz.

İlginiz için ayrıca çok teşekkür ederiz. Yayınlarınızı büyük ilgiyle takip ediyoruz.