Kürtler neden dağ sevdalısıdır?

- Sanem IŞIK
301 görüntüleme

MANSETDağlarda yaşamak ya da dağlı olmak…

Kürtler için dağ-dağlı olmak, kendini dağlara adamak, özgürlüğe ulaşmanın anahtarıdır.

Dağlı olmak; dağı sevmek ve gerektiğinde onun için yaşamını adamaktır.

Yaşadığının anlamına varmak ya da hissederek yaşamak tam da buna denk geliyor galiba. Belki de Kürtler kadar dağları mesken bilmiş, sırtını dağlara dayamış başka bir halk yoktur. Sevgisinin de acısının da türküsünü dağlara yakmıştır Kürtler. Özgürlüğünü de hep dağlarda aramıştır. Her zulüm karşısında dağlara sığınmışlardır. Dün de öyleydi, bugün de öyle. Şimdi dağlarımızda her şeyiyle kendisini özgürlüğe adamış ve ona ulaşmanın mücadelesini veren binlerce yürek var. Dağları anlıyor, hissediyor ve özgürlüğü soluyorlar.

Dağlarda hele bir de kadın gerilla olarak yaşamak, doğanın zenginliklerine, uçurumların çığlıklarına, ırmakların berraklığına tanıklık edebilmek herkese nasip olmaz.

Büyük bedel verenlerin, en olmaz denileni olur’a dönüştürenlerin açtığı yolda çoğaldık, büyüdük, daha ileriye yürüdük. Onlar bu yürüyüşün ‘ilk kıvılcımıydılar, bozkırı tutuşturdular.’ Bize dağları işaret ettiler, hiç unutmayın, “kalbiniz hep orada olsun” dediler. Yönümüz dağlardır, yüreğimiz dağlardadır şimdi.

En güzeli ise seni sen yapan yoldaşlarının varlığıdır. Heval, yoldaş, dost, arkadaş… Tüm bunlara yüklenen anlam büyütür seni, yüceltir duygularını.

Aynı sofrada belleğimizden hiç silinmeyecek binlerce anı topladık, heybemize usul usul yerleştirdik.

Kavgada tanıdık birbirimizi; sevinçli, özlemli, acılı hallerimizle bir bütün olduk.

***

DSC00111Dağlar sesine kulak verenlere geçit verir, sınır koymaz, darda bırakmaz. Zalim düşmüşse ardına, dağlar direnişin mekanı olur. Burada yeminler edilir ateşgâhlarda, yitirilenin geride bıraktığı hayaller yerine getirilecektir, onlar için de yürünecek ve dövüşülecektir. Söz kutsaldır, yere düşmeyecektir. Keşkelere yer yoktur, pişmanlık bir ızdıraba dönüşmez. Şayet yanlış varsa, daha doğrusu nasıl yapılır diye emek verilecektir.

Dağlar, bağrında cenge duranlarla yaşamın kaynağı olur.

Doruklarında bahar aylarının o mest eden esintisi dalga dalga yayılır tüm coğrafyaya…Beyaz çarşaf yırtılır, rengarenk bir dünyaya kucak açılır. Doğa nefes alır. Yeniden doğuşa merhaba der. Gün burda başka başlar. Güneş bir başka doğar, suyun akışının bir anlamı vardır. Kuş uçar, kelebek konar, çiçek açar, bir anlamı vardır tüm bunların. Mevsim baharsa dağlıların bayramı yaşanmaktadır. Kalbinin taa derinliklerinden gökyüzüne tırmanmaya çalışan bir coşku haline kapılırsın. Kimselerin zaptedemeyeceği bir sevinç rüzgarı vadilerden dolanır, dağ başlarına taşır şarkısını.

Dağ havası cesaretlendirir insanı. Korku erir kendi karanlığında ve güven duygusu cesur kılar serüvencileri.

Dağ vardır ardında, pusulardan bir bir geçilecektir.

Dağ vardır ardında, büyük ceng kazanılacaktır.

Dağ vardır ardında, düşman yenilecektir.

***

Dağlarda yaşam, şehirlerin bütün kirinden pasından, tortusundan arındırır insanı. Bencillik burada son bulur. Kapitalist yaşamın “önce sen” felsefesine inat, “önce arkadaşın” diye nasihat eder dağlar. “Paylaş ve pSONY DSCaylaş. Paylaşmak erdemdir” diye fısıldar kulaklarına. Bu nedenle o son lokma yoldaşınındır, su önce yoldaşa ikram edilir, ekmek yoldaş ile bölünür. Sıcaksa hava, gölgenin düştüğü yer yoldaşınındır. Soğuksa hava, ateş başı ona ayrılır. Burada her şey paylaşımdır, paylaşarak güzelleşirsin. Dağlar bencilliği sevmez, bencil olanı bağrına basmaz, korumaz, ona yurt olmaz. Bu nedenle dağlı demek bölüşen demektir. Öyle çoğalırız bu dağlarda, bölüşerek, paylaşarak… Saatlerce yürümüşsündür, yalpalamaya başlarsın, bir el uzanır ve alır yükünü. Dermanı tükenmiştir dizlerinin, yol arkadaşının gözleriyle buluşur gözlerin, o an sanki yürümeye yeni başlamış gibi yol almaya başlarsın.

Her şey bu dağlarda ortak yapılır. Herkesin eli değmiştir bir ürüne. Olanakların azdır ama yaratıcılığın sonsuzdur. Dağlarda her şeyi tüketmezsin, dönüşür malzemeler. ‘Çok zor’ denilen şeyler burada basit bir fikir ile kolaylaşır.

Çıkar hesapları yoktur dağlarda, çünkü para yoktur, mülk yoktur. Paranın olduğu ve ilişkilerin para üzerine kurulu olduğu yerlerde hesap vardır, çıkar vardır. Bu nedenle belki de dağlar yeryüzünün en temiz yeridir. Bir derviş edası ile yaşanır buralarda. Yetinirsin varolanla. İhtiyacını gideriyorsa tamamdır, daha ötesi, daha fazlası kirletir her varlığı. Bu kaçınılmazdır. Az ile yetinmek ve sade yaşamak, dağ gönüllülerinin en temel şiarıdır.

***

DSC03695Dağlarda her şeyin bir hafızası vardır. Şehir yaşamı belleği çürütür, anlıktır birçok şey, tüketicidir, bıktırıcıdır. Dağlar öyle değildir. Her şey tarihtir biraz; her ırmağın, her vadinin, her patikanın bir yaşanmışlığı vardır. Gecelerce süren çatışmalara, bu genç kadın ve erkeklerin nasıl da teslim olmadığına tanıklık etmiştir. O büyük direnenler az önce o ırmaktan su içmiştir, o vadide türkü söylemiştir, o patikada izlerini bırakmıştır. Bir ağacın gövdesine yaslanırsın, senden önceki kan-ter içinde orada soluklanmıştır. Kimler geçti buralardan, kimler özlem biriktirdi, kimler gözyaşı akıttı? Göz değdirdiğin herbir şey sana geçmişi anlatır. Unutmamak, her bir an’ı canlı tutmak şifredir bu dağlarda.

Kürdistanlılar’ın dağ sevdası derindir, tarifsizdir. Dengbêjin sesinde yankılanır, şiirin dizelerinde can bulur bu sevda, bazen de yitirilenin bir meşale gibi ardıllarına bıraktığı sözlerinde…

“Dağın anlamı büyüktü benim için. Bunu dağda kaldığım zaman içerisinde daha iyi hissettim ve dağın önemini daha iyi kavradım. Dağlar önceden de kutsaldı, gizemliydi benim için, ama şimdi dağlardayım ve bu kutsallığın sadece duygusal olmadığını öğrendim. Gerçekten de ulaşılamazdı. 

SONY DSCHiç kimse hiçbir güç artık bize hükmedemezdi. Hiç kimsenin denetimi altına giremezdik. İşte bunu aramıştım yıllarca. İzmir’den Avrupa’ya kadar şehir şehir, sokak sokak dolaşmıştım. Ne aradığımı bilemiyordum. Ama öyle bir yer olmalıydı ki, geceleri huzur içinde gözlerimi kapayıp uyuyabilmeli, müthiş bir rahatlıkla soluyabilmeli, bütün içtenliğimle gülebilmeli, yanımdaki insana sonuna kadar güvenebilmeliydim. Farkında olmadan yıllarca bunu aramıştım. Dağlardaki ilk gecemde aradığımı bulduğumu hissettim. Artık baskılardan uzaklaşmıştım. Üzerimde ne ailenin, ne toplumun, ne devletin ne de dünyanın hiçbir baskısı kalmamıştı. Ve kendimin sahibiydim artık. Omuzlarımdan müthiş bir yük kalkmıştı. Bileklerimdeki zincirlerin kırıldığını hissettim. Ne kadar ağırdı, bunu o an farkettim. Doğumumla birlikte takılan zincirler, dağa çıkışımla birlikte kırılmıştı. 

Dünyaya gelişin anlamı doğuş ise, dağlardaki bu dünyaya ayak basmakla yeniden doğmuş oluyordum.” HALİL DAĞ/1999 Cilo