Güneşle sözleşen, devrime kıvılcım olan LEYLALAR…

502 görüntüleme

Kürt halkının mücadele tarihinde cezaevi direnişleri önemli bir noktada durmaktadır. Ülkenin hızla karanlığa itildiği, milliyetçiliğin tırmandırıldığı şövenist politikalarla Kürt halkının demokratik taleplerinin şiddet, baskı ve sindirme denklemine sıkıştırıldığı, Önderliğine yönelik tecrit politikalarının derinleştirildiği süreçlerde cezaevleri, direnişi yükselterek tarihi çıkışlarla mücadelede öncülük misyonunu üstlenmiştir. 

Aslında demokratik siyasetin hedef alındığı, başta Kürt halkı olmak üzere toplumsal taleplerin şiddetle baskılandığı, insanların cezaevleri ile korkutulmaya çalışıldığı dönemlerde tam da cezaevlerinden direnişin yükselmesi, siyaset kanallarının açılması için öncülük etmesi devletin rehin alma, cezaevi ile korkutma politikalarını da boşa çıkararak işlevsiz hale getirmektedir. Bu anlamda Türkiye’nin tarihi bir rehin alma yani bir kapatma-cezaevi tarihi olduğu kadar, aynı zamanda cezaevlerinde yükselen direnişin de tarihi olmuştur. 

“Direniş  büyütür, pasifizm öldürür”

Bu yazının kaleme alındığı tarihte Diyarbakır Zindanı’nda açlık grevi direnişinin 70. gününü geride bırakan Leyla Güven’in “ben yaşamı uğruna ölecek kadar çok sevenlerin yoldaşıyım’’ demesi onurlu bir yaşam için direnen yoldaşlarımız şahsında cezaevi direnişlerine de bir vurgu, bir anma ve bir hatırlatmadır. 

Leyla Güven’in, sadece bizim değil, uluslararası evrensel hukuk normlarının da bir insanlık suçu olarak kabul ettiği ve sayın Öcalan şahsında bütün bir halka, hatta coğrafyaya dayatılan ağırlaştırılmış tecrittin kaldırılması talebiyle 7 Kasım’da başlatıp öncülük ettiği açlık grevi direnişi bu açıdan tarihseldir. Fakat bu tarihsel direnişin misyonunu yerine getirmesi için başta Leyla Güven olmak üzere bu direnişi yükselten yoldaşlarımızın sesine ses olmamız gerekmektedir. Böylesi büyük ve tarihsel bir direniş, sadece cezaevlerinde, bedenlerini açlığa yatırmak dışında başka mücadele olanakları olmayan yoldaşlarımızın sırtına yüklenemez. 

Evet, bu direniş başta cezaevleri, Hewlêr, Avrupa ve Galler olmak üzere gittikçe yayılmaktadır. Dışarıdan bu eylem etrafında güçlü, geniş ve kararlı bir direniş hattının kurulması gerekmektedir. Leyla Güven’in direnişin 65. gününde sarfettiği “Bu direnişin dışarıda yaratılacak hattını siz yoldaşlarımızın omuzlarına bırakarak, bayrağı teslim ederek devam ediyoruz. Bugün sizlerin gözü kulağı ne kadar içeride, zindanlarda ise, bizlerin de gözü kulağı dışarıda gelişecek direnişsel çıkışlardadır. Direniş büyütür, pasifizm öldürür’’ sözleri bu direniş hattına bir çağrıdır. 

Direniş tıkanan sürece kadın müdahalesidir 

Bugün bu direniş hattının öncüleri Kürt halkıdır. Fakat bir rant, yolsuzluk ve savaş hükümeti olan AKP iktidarının kurumsallaştırmak istediği faşizmin bir parçası olan ağırlaştırılmış tecrit, savaş politikaları, demokratik siyasetin hedef alınarak tüm demokrasi güçlerinin ve toplumsal muhalefettin susturulmasına dönük çözümsüzlük politikaları sadece Kürtlerin sorunu değildir. Bu politikaları kabul etmeyen, geleceğini AKP’nin iktidarda kalma hırsına harcanmasını istemeyen bireylerin, halkların yani bir bütün olarak bu ülkede yaşayan herkesin, özellikle de kadınların karşı çıkması gereken bir sorundur. Çünkü tecrit aynı zamanda demokrasi ve özgürlüklere yöneliktir ve bu açıdan en çok biz kadınlara dayatılmaktadır. 

16 yıllık AKP iktidarının hedef aldığı, yıllarca bin bir emek, dayanışma ve mücadeleyle kazanılmış haklarının tek tek gasp ettiği, yaşamını erkek egemenlikli şiddet çemberine sıkıştırmak istediği kesimlerin başında kadın mücadelesi geliyor. AKP’nin dayattığı erkek egemen faşizm karanlığı, kadın özgürlük mücadelesine de bir darbedir. Tek adam rejimi olarak inşa edilen faşizm bütün toplumsal yaşamda tekçiliği dayatmaktadır. Bu tekçilik biz kadınların yaşam alanlarını daraltarak özgürlük taleplerimizin bastırılmasına ve kazanımlarımızın gasp edilmesine doğru evrilmektedir. Dolayısıyla bu darbeye, bu tekçi erkek egemen zihniyete Leyla Güven şahsında direnişin geliştirilmesi bir tesadüf değildir. Leyla Güven’in tecritte karşı başlattığı direniş, aynı zamanda bir kadın direnişidir, kadın mücadelesinin, kadın iradesinin tıkanan sürece müdahalesidir. 

Ses verme, seferber olma zamanı

Bilindiği gibi 2009 yılında KCK adı altında yapılan siyasi soykırım operasyonlarında Leyla Güven de tutuklanmıştı. Şu anda nasıl bir milletvekili olarak tutukluysa o zaman da belediye başkanı olarak tutuklanmıştı. Beş yıl boyunca aynı cezaevinde kaldık. Leyla’nın dışarıda olduğu gibi içeride de kararlı duruşundan taviz vermeyen, herkesle yakından ilgilenen, kadın yoldaşlığını geliştiren ve sorumluluk üstlenen yol gösterici karakteri yaşamın her alanına yansıyordu. Leyla bugün de bu direnişiyle hepimize mücadele ile özgürlüğün nasıl ilişki içinde olduğunu göstermeye devam ediyor.  

Dolayısıyla faşizme hayır demenin, dayatılan savaş ve çözümsüzlük politikalarına karşı nasıl ki Leyla Güven direnişiyle öncülük ettiyse, nasıl ki bütün kadınlar adına direniyorsa, O’nun ve bütün açlık grevi direnişçilerinin talebine sahip çıkmak, seslerine ses olmak da biz kadınların öncülüğünü yapması gereken bir mücadele hattını gerektirmektedir. 

Sayın Öcalan üzerinden bir bütün topluma dayatılan ağırlaştırılmış tecrittin kaldırılması talebiyle bedenini açlığa yatıran başta sevgili Leyla Güven olmak üzere, tüm yoldaşlarımızın sağlık durumları artık kritik eşiği de aşmıştır. Bundan sonraki tutumumuz hayati önemdedir. Mücadelemizi yükselterek direnişe ses vermenin, seferber olmanın zamanıdır.  

Bir insanlık suçu olan tecrit biz kadınların mücadelesiyle kırılacaktır. Birlikte, omuz omuza mücadele edip birlikte kazanacağız. 

*HDP Agirî Milletvekili