Mağdur suçlu, suçlu ise mağdur rolünde

- KAKTÜS
181 görüntüleme

Analar, analarımız, bir türlü hakkını ödeyemediklerimiz… Selam olsun onlara, selam beyaz tülbentleriyle çocuklarını sokaklarda dövüşe dövüşe savunan analara! Selam olsun dünyayı yüreğine sığdırıp, rahmindeki ruhla hayatı daim kılıp güzelleştiren kadına, kadınlara… Selam olsun bir gönüldeki sevgiyi evrensel kılabilene…

Evet, ne diyorduk? Evrensel sevgi ya da sevginin evrenselleşmesi… Böyle düşününce insanı bir heyecan sarıyor. Düşünsenize sevgi globalleşmiş, mutluluk küresel çapta rol oynuyor. Ve huzur, evrendeki kara madde kadar yer kaplamış hayatımızda… Ve biz, birbirimize güneş, hava, su ve toprak kadar bağlı, bağımlı. Biri olmadan öteki gün yüzü görmüyor, o derece bir bağımlılık ilişkisi içinde…

Lakin kimi şeyler laftan öteye gitmiyor. Kelimeler havada vızıldayan sinekler misali sinir bozucu. Mağdur suçlu, suçlu ise mağdur rolünde. Söyler misiniz dostlar, tilki karşısında kümese konulmuş tavuğun kurtuluş umudu ne? Kasap bıçağı bilerken, gözleri, elleri bağlanmış kuzunun yaşam şansı ne kadardır? Kurtlar koyunların postunu çalmış, postsuz kalan koyunun sırtlan karşısında hayatta kalma şansı ne?

Bıçağı boynumuza dayamışlar

Bunları niye diyorum? Çünkü birilerinin hakikati söylemesi lazım. O ben miyim? Evet, elbette, o benim! Azıcık sinirlere dokunuyorum diye söylediklerimin hakikat olmadığını mı sanıyorsunuz? Hele yüreğinizin en saf haline bir sorun? Ne diyor? İşte hakikat odur. Tüm çıkarlardan, yalanlardan, iktidardan, kölelikten arınmış, saflık düzeyine erişmiş her düşünce kendisinde hakikati barındırır. O size ne diyorsa biraz kulak verin. Allah sizi inandırsın laf olsun diye söylemiyorum. Öyle olsa dilin acı yanını kullanmazdım. Herkese hayat hoş, güzel gelsin diye burada şerbet dağıtmıyoruz, dağıtmamızı da beklemeyin. Neden? Çünkü dost lafı isot gibidir. Yediniz mi, sadece ağzınız değil, bağırsaklarınıza kadar yakar. Gerisini de varın siz düşünün. 

Bunları niye diyorum? Çünkü bıçağı boynumuza dayamışlar ve “hele konuş!” diyorlar. Ula çukur, sen hangi cüretle mahkemede o sözleri söylersin? Yok muydu senin ağzını tutup, o küçük dilini kökünden söküp, ses tellerini boğazına dolayacak kimse? Neymiş, “sen de kızına sahip çıksaydın.” Ula sürüngen, sen niye bu hayattan bir terbiye alıp uçkuruna sahip çıkmadın? Sen hangi şerefsiz babanın ürünüsün ki, böyle foseptiksin? Atık! Ama kime diyorsun? Adam senaryoyu yazmış. Mahkemenin vereceği sonucu şimdiden görebiliyor. Zaten hakimler ve savcılar yasanın, anayasanın, hukukun hatta toplum ahlakının içine tezeği doldurmuş, adama da bu tezeği yemek düşmüş. Yani o yediği tezekle böyle konuşmasın da kim konuşsun?!? Kıza tecavüz etmiş, öldürmüş, yirminci kattan aşağıya atmış. Üstüne hesap soruyor, “kızına sahip çıksaydın” diye. İnsanın bu noktada kanı kaynamasına rağmen, beyni donuyor. Bu nasıl bir mahlukat? Anlayan var mı? Acaba diyorum, yaptığını kendisine iade etseler nasıl olur? O zaman biri de onun babasına, “oğluna sahip çıksaydın” der mi? Merak ettim yani. Hani derler mi soruyorum… 

Nevin erkekliği öldürmeye çalıştı

Demezler, kimse çıkıp bunu demez. Aha özsavunmasını yapan Nevin’e bastılar müebbet hapsi. Şimdi ne yapsın Nevin? Soruyorum, ne yapsın? Peki sizce bu mahkeme Nevin’e neden bu kadar ağır bir ceza verdi? Neden mi? Çünkü Nevin, sadece tecavüzcüsünü öldürmedi. Devletin dayanağı olan erkeği, erkekliği öldürmeye çalıştı. Devlet, Nevin şahsında tüm kadınlardan intikam aldı. Düşünsenize, kendisine yıllarca tecavüz eden bir erkeğe boyun eğmemiş, yaşadığı korkulara rağmen, tecavüzcüsünün kafasını kesip, tecavüzü seyreden köylünün önüne koymuş. Cesarete bak, kadının gösterdiği dirayete bak. Şimdi devlet bu kadına “haddini” bildirmesin de  ne yapsın? Ya tüm kadınlar Şule olmayıp, Nevin ve Namme olmayı tercih ederse? Erkekliğin gururu devletin hali nice olur? Devletin dibine kibrit suyu yani…

“Tahrik”, “iyi hal” indirimi nedir? 

Bu durumda kadınların bir seçeneği yok. Yani ‘yaşamak dışında seçeneğimiz vardır’ diyemeyiz. Eee, her gün sokaklara çıkıp, “bir kişi daha eksilmeyeceğiz” diyoruz. Tabi oradan buradan uzuvlarımızı toplamaktan da yorulduk. Kaç kişi öldüğümüzü de tespit edemiyoruz. Ölürken bir ismimiz de yok. Eee şimdi niye ölen öldüğüyle kalıyor ki? Sebep? O yaşasın diye mi? Sonra da çıkıp mahkemede, “sende kızına sahip çıksaydın” desin diye mi? Ya sıçan anasını öldürmüş, anasını. Kendi varlık nedenini ortadan kaldırmış. Ama devlet bu zatların “namus” ve “erkekliğime laf etti” gibi sözlerini gerekçe kabul edip, “tahrik”  indirimine gidiyor. Star aşkına “tahrik”, “iyi hal” indirimi nedir? Şimdi mahkeme neden bir ömür boyu kadınlığımızı aşağılayan bu erkeğe ekstra ceza vermiyor? Biz “tahrik” olmuyor muyuz?  “Erkekliğe laf etmek” aşağılamaysa kadınlığımıza edilen lafların bir hesabı olmayacak mı? Yoksa “tahrik olmak” sadece erkeğe mi mahsus? İşte insan bu noktada kendini tutamıyor? Neden hep erkek tahrik oluyor? Kadının saç telinden ayak parmağına kadar erkeği tahrik eden nedir? Niçin kadın, erkeğin bir şeyinden tahrik olmuyor? Ya Allah’ın herkesi çıplak doğurduğu bu dünyada kadını kara çarşafa doladınız ya. Bu nasıl bir düşünme biçimidir? Star Aşkına, bende tahrik oldum, eee de gel de özsavunma hakkını kullanma! Bir kuzu gibi kendimizi kasabın eline verecek değiliz. Emin olun her şey güneş, hava, su ve toprak gibi. Hiçbir şey birbirinden bağımsız değil. Bunlardan birinin eksikliği yaşamı öldürür. Aynı şey toplum içinde geçerlidir. Kadın yoksa hayat yok, ruhun can bulacağı rahim yok. Yani demem o ki, şansınızı fazla zorlamayın. Hiç doğmayabilirsiniz. Anlayın artık! İsyan tavasız, kafa merdanesiz kalmaz. Hiçlik diyarına gidişiniz iki gözyaşına bakar. O da aktı mı sizden geriye bir şey kalmaz.