Ne yazık onlara…

- Kayuş G. Çalıkman
260 görüntüleme

Yeni bir yıla girdik, Kürdistan’da yangınlar, bombalar, yıkıntılar, ağıtlar eşliğinde…  Batı’da da havai fişekleri ve sonradan görme “eğleniyorum” halleri ve çıstak çıstaklar eşliğinde…

Ben çocuklar gibi her sene yılbaşını delicesine bir sevinçle beklerim, o günlerde bir musibet olur da kutlayamayız diye bir o kadar korkarım. Bizim aile de pek çok Ermeni ailesi gibi 31 Aralık gecesi bütün bir aile ve yakın akrabalar olarak yanyana gelir, geleneksel yiyeceklerle ve illa ki rakı veya şarapla mümkün olduğunca neşeli bir şekilde kutlanır. Yılbaşı aynı zamanda perhiz (oruç) günü olduğu için dini bütün olanlar da düşünülerek bitkisel gıda ağırlıklı mezeler de hazırlanır. İşte Hrant Dink’in o meşhur “Ben Topik değilim” cümlesinde adı geçen “topik” böyle bir perhiz yiyeceği olup zamanla rakı mezesi haline gelmiş ve yılbaşı gecelerinin vazgeçilmezleri arasında yer almıştır. Yine yaprak sarma, lahana sarma yılbaşı masasının olmazsa olmazlarındandır. Hindi batıdan bize geçen bir alışkanlıktır, yoksa eminim Ermeniler koyun etini tercih ederlerdi… Yemekten sonra Aşure ve yine kuru kayısılı, kuru üzümlü pelte, bir de aslında İranlılardan bize geçmiş olmalı diye düşündüğüm zerde yenir. Saat 12’ye saniyeler kala ışıklar karartılır, tam 12’de de büyük bir sevinçle birbiriyle kucaklaşarak yeni yıl kutlanır. İşte o esnada aramızda olmayanlar hatırlanır, uzaktakiler özlemle ama en yakın zamanda tekrar kavuşma beklentisi içinde, artık aramıza dönemeyecek olanlar ise bir burun sızlaması ve iki damla gözyaşıyla birlikte anılır. Yaşlılar başka bir evreye girmişlerdir aynı anlarda… Onlar bir yandan sizi öpüp kucaklarken bir yandan da “oh bu seneyi de gördük, Allah bir dahakine nasip eder inşallah” diye pazarlıklarla meşguldürler… Bu fasıla da atlatıldıktan sonra Avrupalıların “Noel Baba”, bizim ise “Gağant Baba” dediğimiz ak sakallı ihtiyarcık aniden bir yerlerden zuhur eder ve küçük çocukların şaşkın ve bazen de korkulu bakışları arasında hediyeleri dağıtır.

İstanbul Ermenileri artık yılbaşını sadece böyle kutluyorlar, ama Anadolu’da yaşayan Ermenilere tarihin penceresinden bir göz atacak olursak her bir bölgede farklı bir yılbaşı kutlaması olduğunu görürüz. Örneğin Elazığ Havav (Ekinözü) Ermenileri genellikle büyük bir evde konu komşu ve akraba hep birlikte toplanıp çeşitli oyunlar oynayarak karşılarlarmış yeni yılı. Çocuklar damlarda dolaşıp bacalardan evlere ip sarkıtarak hediye toplarlar, hatta hediyeyi beğenmeyince o bacalardan eve kömür atıp ev sahibinden intikam alırlarmış. Hediye deyince yanlış anlamayın, büyük paralar verilerek alınan oyuncaklar ve giysiler zannetmeyin, yılbaşı hediyesi sadece bir çorap içine yerleştirilen kuru yemişlerden ibaretmiş ve çocuklar bununla mutlu olmayı biliyorlarmış. Dahası bu kuruyemişler için damdan dama dolaşıp emek sarf ediyorlarmış. Sonra da hepsi kendi payına düşen çorabı ortaya koyup hep birlikte neşe içinde bu kuruyemişleri yeyip, şarkılarla türkülerle geceyi sabah eyliyorlarmış. Benzer kutlamalara Adıyaman’da, Tokat’da Diyarbakır’da Kayseri’de kısacası Ermenilerin yaşadığı her yerde rastlıyoruz. Tabii ki 1915’e kadar. O tarihten sonra Gagant Baba elini eteğini Anadolu’dan çekiyor, elinde hediye torbasıyla dolaştığı evleri azrailin insafına terk ediyor. Evet, Ermeniler o topraklar üzerinde varlıklarını yitiriyor… Gagant Baba da Ermenilerini yitiriyor, ama başka bir isimle yani GEGENT adıyla, yanına bir iyi ve bir de kötü yoldaş katarak Alevi Kürtlerin kapısını çalıyor bu kez. Ama bu Gegent hediye getirmiyor, aksine çaldığı kapılardan un, yağ, şeker gibi hediyeler topluyor. Herkes bütçesine göre birşeyler tıkıştırıyor Gegent’in torbasına. En son çalınan kapıdan içeri giriliyor, bu evde konu komşu biraraya gelip Gegent’in getirdiği malzemeyle yapılan yemeği afiyetle yeyip eğleniyorlar. İşte bir kültürden diğerine damdan atlar gibi atlayan Gagant Baba oluyor sana Gegent.

Yılbaşı arifesinde ellerinde pankartlarla “Noel babanın torunları değiliz” diye dişlerinin arasından nefret sarkıtan kadınları görünce aklıma geldi bu Gegent hikayesi… Ne yazık onlara, ne yazık çocukluğunda bir Gegent ya da Gagant Baba hikayesi olmayanlara… Ne yazık yılbaşı kutlamalarını hala dini ayin zanneden cahillere… Ne yazık komşusunun geleneğini yaşatamayan, onu dışlayan fakir gönüllülere…

Nasıl da yakışmıyor kadınlara faşizm…