Neden bu kadar kızılsın Leyla? Neden ateşe vurgun?

- Newaya Jin
418 görüntüleme

MANSETLeyla! Mecnun öldü ve sen yaşıyorsun hala.

Leyla, ne de bahtiyarsın sen. Mecnun bir çölde kayboldu, belki bir hiçlik, belki değil. Ama sen yaşıyorsun çöldeki o Zümrüd-ü Anka’da.

Yaşamayı ne çok seviyorsun, öyle ki her gülüşün bir kız çocuğu gibi doğuyor. Çöl bitiyor senin ayak bastığın yerde,  senin isminde Leyla, senin renginde can buluyor her şey… Geriye bir kaval sesi, Mem û Zin’in düğünü, Anka kuşu, küllerin her yerde ve sen huşu içinde içindeki tanrıçaları dinliyorsun. Neden hiç birimiz dinleyemedik içimizdeki tanrıçaları o denli, kanatlarımız mı yoktu, melekler mi terk etti yürek şehrimizi?

Zin doğdu Leyla, tekrar doğdu. Bize yol gösteren yüce Ahmedê Xanê, sevincinden tüm dileklerimizi kabul ediyor türbesinden. Her isteyen kadına bir kız çocuğu nasip ediyor artık, hem de adak adamadan ve her doğan kız çocuğunun adı LEYLA.

Uzun bir öyküsün sen biliyorum, Mecnun’dan da öte bir öyküsün ve Leyla Qasım’la bitmeyen, göğsünde çapraz fişekli o kadın, Zin’e dost, Zin’e gülen ki ismin ondan bir armağan.

Ne de bahtiyarsın sen LEYLA. Kurdi bir destansın artık her asırda tekrar yazılacak, yazıldıkça başlayan, yazıldıkça başa dönen kitap… Hangi denizin mürekkebi yeter ki seni yazmaya, hangi divit kanamadan yazabilir ki seni, hangi çöl dayanabilir ki sıcaklığına. Duyduk Leyla, Ahmedê Xanê Mem û Zin destanını tekrar yazıyor, bir düğün, Cizira Botan’ın eşiğinde: Haft-anin! Yedi kez getirilen yurt, yedi kez ateşte dirilen ülke ve zülüflerinde yedi kez gül gonca. Ve Zin, ateşten telli duvaklı bir gerilla. Bir ülke taa Koçgiri’den Silémani’ye kadar göğsünü açmış seni kucaklıyor. Kürt halkı halay çekiyor, bir baştan bir başa. Hiç görülmedi böylesi bir kutlama, ne Cizira Botan’da, ne Soran’da.

Perçemin ateş,  gözlerin uçurum, gerdanın aşkın yakan közü… Beko, bir ardıç ağacı, dikenli, yumru. Selviyle çınar arasına giren ardıç ağacını kökünden yakıyor ateşin.

Neden bu kadar kızılsın LEYLA? Neden ateşe vurgun, neden Güneşe âşıksın? Bunun bir cevabı olmalı mutlaka. Şimdi beyazı kuşanmış bu dağlarda işte bu sorunun cevabını arıyorum. Bıraktığın sorunun cevabını, çağında hiç küllenmeyecek yedi sorunun cevabını…

VIYAN SORAN 2Her biten yolculukta tekrar başlıyorum yola. Şattülarap’a varıyorum, Dicle ve Fırat misali annemin birleşen iki saç örüğüne… Yas tutuyor Şattülarap, sanki Mısri bir kılıçla dili kesilmiş gibi suskun. Cevap diyorum, bir Leyla’nın Mecnun’dan öte sorduğu sorunun cevabı… Ey Şattülarap, ey ismi bizden çalınmış ırmak… Bir cevap, bir cevap olmalı. “Ölümü insanlardan çalıp tanrılara veren o kız” diyor Şattülarab, “O kız ki oturup kenarımda saçlarını yıkadı, o kız ki teni mehtapta mermer gibi parıldayan, sadece saç teline dokunmaya kıyabildiğim o kızın… Görmüyor musun, aşığım ben de, aşkın şarabını içtim o ellerden, sarhoşum ben, bir Mecnun’um… O Mecnun’dan öteydi, cevap ben değilim. Ne ben bilirim cevabı, ne Nil, ne de Ceyhun”.

Her biten yolculukta tekrar başlıyorum yola. Sabâ diyorum, rüzgâr… Âşıkların dileğini sevdiğine ulaştıran rüzgâr, bir cevap, “Tüm dilekler suskunlaştı dillerde ve dilekler suskunlaştı bende, aşklarından vazgeçti ölümlüler. Aşk, ölümsüzlerin dileği şimdi. Ben ki sadece ölümlülerin dileğini taşıdım, bir Leyla’nın cevabını bilmez kanatlarım. Ne ben bilirim cevabı, ne Garbi, ne Poyraz.”

Selsebil’e gittim LEYLA, dünyalıların cennetine. Senin teninin cenneti karşısında solgundu selsebilin teni. “Ölümsüz bir kadının bıraktığı sorunun cevabı” diyorum, “bir cevabı olmalı, söyle bana.”

“Görmüyor musun, onun yüreğindeki cennetin yanında Yusuf kuyusuyum ben.”

Söyle LEYLA, yüreğindeki cennetin cevabını söyle ki, Halepçe’nin yeşili öldürülmüş meydanına, çocuklara sereyim.

Her biten yolculukta tekrar başlıyorum yola. Her şeyimden gönül rızasıyla feragat ediyorum her yolculuğun başında, yeter ki bulayım cevabını.

Mehtap çekiliyor yolumdan, çıplak bir gece kalıyor önümde ve avucumda kader çizgilerim birleşiyor isminle; LEYLA!

Öyle bir ülke gördüm ki bülbülleri güle ağlamıyordu. Güneş hiç batmıyordu o ülkede. Zinler diriliyordu tekrar ve Mem bir yurttu artık. Ve ben ilkbaharımdan tam yirmi altı bahar sonra öğrenmiştim; Viyan istemekmiş, çok çok istemek, tüm gücüyle istemek.

Zamana yeni bir isim konuluyor, yeni bir tanım getiriyoruz: VİYAN.

Hayır, zaman değil kesen seni, keskin bir hançer olan sensin zamanı kesen. Yeniyorsun zamanı, zaman su olup akıyor avucunda, Kevser suyu…

Suya da yeni bir isim koyuyoruz, zamana da.

VİYAN SORANYeniyorsun zamanı kendi evinde, kendi mevzisinde. Zaman sende yitti, sen kaldın, zamana yeni bir anlam biçiyoruz: LEYLA.

1 Şubat sabahı tüm çocukların yüzü gülüyor. Yeni doğan tüm çocukların adı: LEYLA.

“Ben Leyla’yım, Mecnun’dan öte bir Leyla. Kanayan ben değilim zamandır, değiştirmiş derisini gecede kanıyor yılan gibi. Ve rüzgâr dağıtıyor umarsız küllerimi. Şimdi kapanıyor bedenimin pencereleri. Ve gülüyor çocuklar. Ve çocuklar en sahici gülüşünü sunuyor bu gece bana. Derisi soyulmuş gece…

Gel bize şimdi, gel kendi renginde. Her dar boğazın kenarında ben bekleyeceğim seni, yürütmek için tutacağım ellerinden. Bir Şahmeran efsanesi olacaksın, bin yıllık bir masal… Sol göğsüme söz olsun ki, karanlığı asacağım ben kendi küllerimde, kucaklamak için deniz sevdası gözlerini.

Ve ben Leyla’yım Mecnun’dan öte bir Leyla… Çöllerde bulmadım aşkımı. Bir Anka kuşunun kanadında buldum. Ve cevabını kendinizde bulacağınız bir soruyum artık.

Yüz yıllarda, aşklarda demini bulmuş bir soruyum size. Soru ben, cevap da siz…

Gün gelip silahlar susacak tutuğunuz o ahd için. Anılar antik bir şehir gibi kalacak tarihin gerdanında. Gelin, çağınızı aşmak için gelin. Ateşler içinde dans eden bu beden benim. Söz olsun ki, tüm uzakları yeneceğim kavgalı bir kalkan renginde, yeter ki siz aşın mayın gibi yolunuza serilmiş o engelleri. Ben tüm bedelleri ödedim tek tek. En güzel insanlarımı kendi ellerimle uğurladım o uzak ve sonsuz evrene. Ki sırf bu yüzden ölümü insanlardan çalıp tanrıya, ölümsüzlüğü tanrılardan çalıp insanlara verdim. Ve bir tek tuzum kalmış avuçlarımda, dönerken yolunuza sermek için. Körpe kanatlar takıyorum yüreğime, bahtiyarım. Kendi ülkemin yolcusuyum. Külümün ve kanımın bulaştığı bir ülkenin.

Yanan ben değilim, nefsimdir. Yanan Mecnun’dan öte Leyla değil, bir çölde Mecnun’a yanan Leyla’dır.

Kendi gözlerimle gördüm Anka kuşları bir ülkeye göç etti. Ve kendi gözlerimle gördüm 1 Şubat günü bir ülkenin tüm çocukları ağız dolusu gülüyordu.

Şimdi bir ülke adıdır VİYAN.

Bir Leyla’nın, Mecnun’dan öte bir Leyla’nın bıraktığı soruyu soruyorum çocuklara. “Sorunun cevabı biziz, sorunun cevabı biziz” diyorlar.