Nehir olup Rojava’ya akmak…

- Yıldız BAYRAM
242 görüntüleme

 2011 yılından bu yana Rojava Kürdistan’ında dünyanın ve Ortadoğu’nun devrim rüzgarları esiyor. Ortadoğu’nun en kadim halkı olan Kürt halkı diğer Ortadoğu halklarının da özgürlük sorumluluğunu omuzlayarak yürüyor son 5 yıldır. Kobanê, Afrin, Qamışlo, Haseke, Derik, Serekaniye, Gri Spi derken, devrim rüzg2arı son yılda Şeddade, Şehba, Minbiç’ten yayılmaya devam ediyor.

Bir süredir Rojava Kürdistan’ındayım. Yüreğim kabara kabara, gözlerim dola dola, ayaklarım titreye titreye, düşüncelerim altüst ola ola bakıyorum bu topraklara. Dinliyorum bu toprakların kadim kadınlarını, erkeklerini, çocuklarını, yaşlılarını ve gençlerini. Toprağın her bir karışına bir yüreğini, canını, hevallerini, evlatlarını emanet eden analar, babalar, yoldaşlar gördüm. Her adım atışımı, onlara dokunur diye, incinmesinler diye atmaya çalıştım. Derik, Qamışlo, Berkevir, Kobanê şehitliklerinde, Serekaniye’deki her evin duvarlarında, Kobanê’nin hala yaralı topraklarında bu devrimin öncülerini görmek mümkün. Yüreğimin kabarması da, gözlerimin dolması da, ayaklarımın titremesi de, düşüncelerimin altüst olması da bu kadın ve erkek yiğitleri rahatsız etme korkusundandı. Onları incitme, onlara cevap olamama korkusundandı.

Rojava’nın her şehri, her köyü, her evi, her sokağı, her insanı 21. yüzyılın insanlık sorumluluğunu omuzlamanın gurur ve onurunun yanında halen insanlığın buna doğru cevap olmasını bekliyor.

Gecenin bir vaktinde içinde bulunduğumuz araba hızla bir kentten diğerine gidiyor. Yanımdaki arkadaşlar her geçtiğimiz köyde, kentte yaşanan direniş anılarını anlatıyorlar. “Bak şu evin üzerinde sayısız mermi izi var. DAİŞ en çok bu köyde ağır yönelim yaptı. Ama ne direnişti!” diyor bir ses. Kimlerdi o direniştekiler? Kimi 15-16 yaşındakiler, kimi 50-60 yaşındakiler. Kürdistan’ın her yerinden ‘seferberlik ruhuyla’ gelenler… Türk-Fars-Arap egemenlerinin koydukları sınırlar da neydi ki! Rojava’da insan, kadın, Kürt ruhu katledilirken, kim evinde rahat uyuyabilir, yemek yiyebilir, sevdiklerinin yüzüne bakabilirdi.  Bir çağ çöküyordu ve kadınlar, insanlık, halklar o yıkıntının altına gömülmek isteniyordu. Kim durabilirdi, kim durdurabilirdi? Kürdistan’ın ve dünyanın her yerinden nehir olup aktı insanlık Rojava’ya… Bir kez daha tarih tekerrür etmesin diye, insanlık bir kez daha yenilmesin diye.

Rojava’da hummalı çalışmalar

Kobanê’de yaşanan direnişe ve bir bütün Rojava devrimine Kürt kadın direnişçilerin vurduğu damga bugün her yerde hissedilmeye devam ediyor. Direniş hala devam ediyor çünkü. Kobanê’de tarih direnişin gidişatını değiştiren, dönemin Türk başbakanı Erdoğan’ın “İşte bakın, Kobane düştü düşecek” lafını ona adeta yediren sürecin ateşleyicisi Şehit Revan oluyor. Şehit Zilan (Zeynep Kınacı) gibi, şehit Beritan (Gülnaz Karataş) gibi direniş akışının yönünü değiştiriyor. Örgütlü, kararlı3, bilinçli ve direnişçi kadının koca orduları bile durdurabileceğini bir kez daha gösteriyor Şehit Revan. Eyleme giderken “Şehit düştükten sonra beni de her arkadaş gibi anın, hiçbir ayrıcalık göstermeyin” diyecek kadar yoldaşlarıyla bir bütün olmayı başarıyor. Aynı dem içinde harekete geçen Şehit Arin Mirkan da şehit Revan gibi tarihin yeniden yazanlardan oluyor.

Kadın açısından Rojava Kürdistan’da silahlı direnişle alınan başarıların özgür bir yaşam sistemi inşasının temeli olacağı ancak yeterli olmayacağı biliniyor. Bu direnişleri kadının ve toplumun ruhuna, düşüncelerine, zihniyetine, yaşam tarzına yedirmek, devrimin %90’ını ifade eden ‘zihniyet ve vicdan devrimine’ yüklenmek gerektiği biliniyor. Bu süreçte Rojava’nın her yerinde alternatif kadın sistem inşası ve toplumsal sistem inşasında hummalı bir çalışma yürütülüyor. Kurulan komün ve meclislerin bilinç-form ve işlevselliğinin oturtulmasına çalışılıyor. DAİŞ’in temsil ettiği ataerkil zihniyetin bu toprakların tarihinde yeri uzun bir geçmişe dayanıyor. Ama ondan da önce bu topraklarda kadın etrafında yaratılan komünal toplum sistemi 21. yüzyıl ile buluşturuluyor. Devrim adım adım, zorluklarıyla beraber devam ediyor. Sadece toprakların sömürgecilerden ve talancılardan temizlemenin yetmediği biliniyor. Zihinlerde, vicdanlarda, yaşamda ve toplumsal alışkanlıklarda da bunları temizlemenin kavgası yürütülüyor.

Komünü olmayanlar toplumsal sisteme dahil olamıyorlar. Komün dayanışması çok önemli. Bir köyün, mahallenin komününde o yerin tüm sorunları tartışılıyor. Toplumun temel ihtiyaçları (ekmek, mazot, elektrik, ulaşım, sağlık, eğitim, adalet sorunları vb) komün üyelerince öncelikle ele alınıyor. Örgütlülük tabandan oturtuluyor. O yerde fırına ihtiyaç varsa, komün tartışıyor, kararlaştırıyor, ortaklaşılarak yapımına başlanıyor. Bir komün üyesinin maddi ihtiyacı mı var, komün karar alıyor ve toplumsal dayanışma devreye giriyor. Birey komün olmadan, komün de bireyin gücü olmadan varolamayacağını artık öğreniyor. Kobane’de bir komün üyesi “aslında bunu yıllar önce yaşıyorduk, ama kaybettik, şimdi yeniden kazanıyoruz” diyor…

Devrim budur işte

Gecenin bir yarısında ilerleyen arabamız, Rojava asayişinin bir kontrol noktasına yaklaşıyor. Arabamız duruyor, camları indiriyoruz. 20-25 yaşları arasında bir asayiş görevlisi bizi sıcak bir şekilde selamlıyor, halimizi hatırımızı soruyor v4e gereken kontrolleri yapıyor. Birden gözüm diğer asayiş görevlilerine takılıyor. Görevlilerden biri 60 yaş civarında. Göz göze geliyoruz, görevinin ciddiyetiyle başıyla bizi selamlıyor. Bana o an hiç de 60 yaşında görünmedi, genç bir duruşu vardı adeta. “Devrim budur işte” dedim kendi kendime. “Bir halk genci yaşlısıyla varlığını koruyor, özgürlüğünü sağlıyor…” Rojava Kürdistan’ı kendi özgün sistemini geliştirmeye çalışırken, diğer yandan da içten ve dıştan yapılan saldırılara karşı da direniyor. Saldırılar sadece DAİŞ’ten gelmiyor. Özsavunması olmayan bir toplumun yenilmeye mahkum olacağı açık. Bu temelde hemen hemen her evden, hangi düşüncede olursa olsun, yurtseverlik ruhunu taşıyanlar “yurt ve yaşam savunma sistemine” katılıyorlar.

Tabii en güzel örgütlenmelerden biri HPC ve HPC-JİN örgütlemesi. Cizire Kantonunda yapılan HPC-JIN konferansına katılma şansım oldu. Köyünde, evinde yaşamını sağlamaya çalışan kadınlar sivil halk savunma gücü oluşumunda yer alıyorlar.  Güzel bir yaşamın güçlü bir şekilde kendisini savunması da gerekiyor. Ataerkil sistemin tüm saldırılarına karşı, cinsiyetçiliğin, milliyetçiliğin, dinciliğin tüm vahşetine karşı kadının özsavunması bu. “Ölmek ve öldürmek için değil, yaşamak ve yaşatmak için” omuzlamışlar silahlarını… Düşüncelerini, iradelerini, ruhlarını, duygularını, bedenlerini, hayallerini erkek egemen sistemin saldırılarına karşı korumak tek amaçları. Sadece dıştan gelen saldırılara karşı da değil, esasta toplum içinde kadına yönelik her türlü şiddet-kırıma karşı da görevli ve sorumlular. Konferans tartışmaları çok öğreticiydi. Delegelerden bazıları “Kontrol noktalarında daha çok sorumluluk almak istediklerini, pasif kalan yanları aşmak istediklerini” belirttiler. Tartışmaların çözüm temelinde olması, Ortadoğu’nun kaderci-aşırı duygusallığa boğulmuş düşünce yapılanmasındaki değişim mücadelesini görmek açısından önemliydi. Deyim yerindeyse genç kadınlar YPJ’de özsavunmayı büyütürken, analar-bacılar da toplumsal güvenliği omuzluyorlar.

Rojava Kürdistan’ında önem verilen bir diğer inşa çalışması akademileşmeler. Kongra Star’ın en temel çalışmalarından biri bu. Her yerde kadınların eğitim sistemini tabandan başlayarak oturtmak amaçlanıyor. Varolanların yetersizlikleri ele alınıyor, eğitim programları nasıl yenilenebilir temelinde arayışlar oluyor. Akademilerin özgün yerleri olduğu gibi, özellikle köylerde, mahallelerde komün eğitimlerinin mekanları evler, ya da bir ağacın altı…

Kongra Star, ekonomi alanında da komünlerden başlayarak kadın kooperatifleşmesine, kadının bu alanda öncü olmasına dönük büyük bir çabası var. Halen bu alanda erkek bakış açısı tam a5şılmış değil. Kadının çabasına, emeğine gereken anlamı veremeyen yaklaşımlar da var. Ama kadınların direniş ve ısrarları da görülmeye, öğrenilmeye değer. Dedim ya, devrim devam ediyor.

Ölü toprağı silkeleniyor

Rojava’da kadına dönük suçlar da yaşanıyor. Erkek egemenlikli sistem, kadını kurban etmeyi hala dayatıyor. Buna karşı da adalet ve haklar alanında bir mücadele veriliyor. Halk mahkemeleri toplumsal sözleşmenin ve özerk yönetimin yasalarını hayata geçirmeyi esas alıyor. Kadınla ilgili kararlarda kadın örgütlülüğünün iradesi esas alınıyor. Yine toplumsal suçlarda (hırsızlık vb) halk mahkemeleri ve toplumun demokratik iradesi işletilmeye çalışılıyor. Adalet ve haklar alanında da toplumun eğitilmesi önemli bir konu. Çünkü demokratik toplumun vicdanı, düşünsel iradesi özgürleştirilirse adil olacağı, en ağır sorunların bile şiddete dayanmadan çözümlenebileceği biliniyor. Feodal-aşiretsel yanların yanında, kapitalist sistemin etkilerinin aşılması da ancak bu temelde olabilir.

Rojava Kürdistan’ı son süreçte Kuzey Suriye ismiyle yeni bir örgütlenme sistemini oluşturma aşamasına ulaştı. Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu’nu oluşturma çalışmaları da yoğunca devam ediyor. Bu oluşumda kadının özgün ve özerk sistemini geliştirme, inşa etme çabaları da oldukça yoğun. Minbiç’in DAİŞ’ten kurtarılması sonrasında Minbiçli kadın ve erkekler büyük bir heyecanla meclis, savunma vb çalışmalarında yer alıyor, aktif katılıyorlar. Bu anlamda Minbiçli kadınlar sadece üstlerindeki kara çarşafı değil, binlerce yılın ölü toprağını da üstlerinden söküp atmaya başladılar.

Doktor ve hemşireler Rojava’ya gelmeli

Rojava’da birçok şeye halen ihtiyaç duyuluyor. Sağlık alanı ihtiyaçları olan başlıca alanlardan biri. Sağlık alanında önemli bir sistem işletiliyor. Bir yandan kendi öz yaşamını inşa etmeye çalışan halk, diğer yandan da YPG-YPJ ve QSD güçlerinin hamlelerine güç veriyorlar. Maddi ve manevi güç veriyorlar. Sağlık alanında da bir avuç doktor, hemşire, hasta bakıcı büyük fedakarlıklarla hem halkın, hem de savaşçıların yaşamlarını kurtarmaya çalışıyorlar. Burada doktorlara çok ihtiyaç var. İşte bu noktada Avrupa’da bu alanda yetkin olan kadın ve erkekleri düşündüm. Nerdeler?

YPJ içinse yazılacak, anlatılacak o kadar çok şey var ki… Hamlelere en önde gitmeye devam ediyorlar. Gülen yüzleri, sıcak bakışları, kararlı adımları ile öncülük duruşları daha da büyümüş durumda. Erkek egemenlikli sistem güçlerinden hesap sormaya devam ediyorlar.

Rojava devriminin inşa alanlarında yolumuza devam ediyoruz. Yeniden yazılan bir tarihi dışında kalarak değil, içinde eriyerek yaşamanın, denizlere akan nehirin bir damlası olmanın heyecanıyla yolları aşıyoruz. Ezilen her kadının, erkeğin, toplumun, kültürün, etnik kimliğin ‘benim’ dediği bu devrim daha da büyüyerek devam ediyor…