Örselenen dünyalar, yitirilen umutlar!

- Perihan BACARU
213 görüntüleme

Hemen her gün Türkiye’nin herhangi bir yerinden gelen çocuk kayıpları, çocuklara yönelik şiddet veya cinsel istismar haberleri ile sarsılıyoruz. Basına yansıyanlar buz dağının görünen yüzü, görünmeyen yüzünde ise durum çok daha vahim. Çünkü Türkiye çocuk istismarlarında dünyada üçüncü sırada. Yılda ortalama 8 bin çocuğun cinsel istismara uğradığı ortaya çıkmıştır.Basına yansıyan her çocuk istismarı haberinden sonra, sanki bu ülkede çocuklara yönelik şiddet, cinsel istismarlar hiç yaşanmıyor da yeni ortaya çıkmış gibi şaşkınlıkla tartışılmakta. Sorunun derinliklerine inip, çözümler arama yerine, popülist ve militarist bir dille (halen twitter, facebook sayfalarında idam, hadım gibi) çözüm’süzlükler üzerinden tartışılmalar yürütülmekte.                               

Peki, yıllardır çocuk istismarları ile ilgili basında, yayında, sosyal medyada onca hararetli tartışmalar yürütülmesine rağmen bugüne kadar ne değişti?  Hangi önlemler alındı? Ne tür çözümler üretildi?                                                                      Maalesef yanıt kocaman bir HİÇ!

Toplumsal yüzleşme olmadığı sürece her türlü şiddet devam edecek

Bütün toplumsal kesimlerin hangi inançtan, kimlikten olursa olsun en duyarlı ve hassas olduğu mesele çocuk meselesi. Çünkü insanın en mazlum, masum ve savunmasız halidir çocuk insan. Bu ‘’hassasiyete’’ rağmen yıllardır çocukların emekleri, bedenleri istismar ediliyor, şiddete maruz kalıyor, çocukların yaşadıkları ya görmezden geliniyor ya da hasır altı ediliyor. Asıl  çocuklar cinsel şiddete, istismara maruz kalmadan öncesine, şiddetin nedenine ve kaynağına inip, bunların tartışılıp acilen önlemler alınması gerekirken bütün tartışmalar maalesef çocukların örselendiği, güven duygusunun sarsıldığı, ruhlarında onulmaz yaraların açıldığı şiddete, istismara maruz kaldıktan sonrası için suçluya cezanın nasıl ve ne kadar verileceği üzerinden yapılıyor. Buda sorunları ortadan kaldırmıyor tam tersine daha da derinleşmesine neden oluyor.  

 Aslında toplum olarak, birey olarak bizler bu meselenin neresindeyiz diye toplumsal gerçekliğimizle yüzleşmedikçe, kendimize dokunmayan bir yerden ele aldığımız sürece, her türden şiddet ve cinsel şiddetin kaynağına inmediğimiz sürece taciz ve tecavüzler artarak kanayan bir yara olarak devam edecektir… Örneğin; günlük hayatımızda bize ‘normal’ gelen aslında hiçte normal olmayan toplumsal cinsiyete dair cinsiyetçi rollerle, cinsiyetçi bakış ve dille, eğitimle neden yüzleşmiyoruz? Neden erkek çocuğuna daha küçük yaşlardan itibaren; en güzel kızları oğullarımıza alacağımızı söyleyerek kızların ‘alınabilir’ olduğunu, ergenlik çağında, ‘yakışıklım, kaç tane kızın canını yakacaksın?’ diyerek kızların ‘canını yakabileceğini’ daha ileriki yıllarda ‘kaç tane kızın canına okudun’ diyerek artık kızların ‘canlarına okuyabileceğini’, kızlar kurban olsun oğluma diyerek ‘kurban’ edebileceğinin algısını yaratan eğitimle ve günlük yaşamda kullandığımız cinsiyetçi dille hesaplaşmıyoruz?

Dünyaya gelişinden itibaren erkek çocuklarını sürekli erkekliği üzerinden kışkırtarak, erkek olma değerlerini ve erkekliği yücelterek verilen cinsiyetçi eğitimle, hele hele sünnet ve sünnet düğünlerinde verilen cinsiyetçi mesajlarla, cinselliği üzerinden kışkırtarak nasıl birer cinsiyetçi, tacizci erk’ekler  yetiştirildiğinin farkında mıyız ? Küçük yaşlardan itibaren toplumsal yaşamın her alanında çocukların hakları gasp edile, edile hakların nasıl gasp edileceğini öğreterek, hak ihlalleri yapan bireyler haline getiriliyor. Basın -yayın, özellikle diziler -filmler şiddet içerikli cinsiyetçi ve maço erkek, geleneksel kadın rollerinin oluşturduğu modelleri görerek, onları model alarak büyüyor çocuklar. Savaşı, şiddeti, linçleri kutsayan filmlerle yıkanıyor körpecik beyinler. Erkek egemen sistem ve onun yarattığı erkek-devlet şiddeti her alanda sürekli yeniden üretiliyor.     

Türkiye’de çocuklara yönelik işlenen suçlar %700 arttı

Sonuç?                

Son yıllarda Türkiye’de çocuklara yönelik işlenen suçların %700 arttığı ortaya çıkmıştır. Adalet verilerine göre yılda ortalama 8 bin çocuğun cinsel istismara uğradığı, 16 yılda 18 yaşın altında 440 bin çocuğun doğum yaptığı ortaya çıkmıştır.   Diyanet’in 9 yaşındaki çocukla evlilik olabilir, baba kızına şehvet duyabilir gibi fetvaları ve açıklamaları suçun daha fazla işlenmesine zemin hazırlıyor. Hele hele devlet makamının en üst organlarında yer alan bakanın, Ensar Vakfı’nda ortaya çıkan tecavüzlerle ilgili ‘bir kereden bir şey olmaz’ diyerek vakıflarda yaşanan taciz ve tecavüzleri örtmeye çalışması tacizci ve tecavüzcüleri cesaretlendirmiştir maalesef. Esas bu tür söylemleri dile getirenler cezalandırılmadığı, çocuk istismarları, ensest ve pedofili  gizlendiği sürece veya cezalandırılanlarında iyi hal indiriminden yararlandırıldığı, yasalar erkekten yana olduğu ve değişmediği sürece kadına yönelikte, çocuğa yönelikte her türlü saldırı ve istismarlar, taciz ve tecavüzler artarak devam edecektir. Daha çok Özgecanlar, Güzide’ler, Eylül’ler yaşanacaktır

Burada değinmeden geçemeyeceğim; geçtiğimiz aylarda  medyada büyük tartışmalara ve tepkilere neden olan Abdullah Şevki’nin yazdığı ‘Zümrüt Apartmanı’ adlı kitapta yazılan öyküde çocuğa yönelik cinsel istismar akıllara durgunluk verecek şekilde detaylarıyla anlatılmaktadır. Edebiyat adı altında çocuğa istismarlar hem normalleştirilmekte hem de özendirilmektedir maalesef. Çocuğa istismarların yeniden üretilmesine neden olmakta. Türkiye’ de çocuk haklarının gaspı sadece cinsel istismar değil tabii ki. Örneğin çok düşük ücretlerle yasal olmayan yollarla çalıştırılarak korkunç bir emek sömürüsüne maruz kalmakta çocuklar. Gene örneğin ana dilde eğitim hakkı elinden alınmakta. Ayrıca maruz kaldıkları insanlık dışı davranışlarla ruhlarında onulmaz yaralar açılmakta. Hele hele savaş ve şiddet ortamında çocukların yaşadıkları sonucu psikolojik travmalarla yitirdikleri güven ve özgüven duyguları yeniden nasıl kazandırılacak oda kocaman bir soru olarak önümüzde. Sarsılan onurları, kaybettikleri umutları, örselenen kişilikleri nasıl onarılacak?                                         

Cinsel istismarlar birkaç sapığın yaptığı bir cinsel eylem değildir 

Cinsel istismarlar sadece birkaç sapığın ya da hastalıklı kişilerin yaptığı cinsel eylem olarak gösterilip, istismarlar ört bas edildiği sürece çocuklara yönelik cinsel istismarlar artarak devam edecektir. Çocuğa da kadına da yönelik şiddet, katliamlar, cinsel istismarlar bir sonuçtur. Bu sonuca neden olan patriyarkal-kapitalist sistem yani erkek egemen zihniyet, cinsiyetçi bakıştır. Erkekliğini gösterme, gücünü zayıf ve masum olan üzerinden ispat etme, yenme, elde etme, iktidar kurma duygu ve bakışının dışa vurumu. Erkek egemenliğine dayalı cinsiyetçi toplumsal rollerin yarattığı eşitsizliklerin ortaya çıkardığı sorun ve sonuçtur.  Çocuğa yönelik şiddet ve istismarlar son derece önemli bir sorun, çok geniş ve çok yönlü ele almak gerekiyor.    Türkiye Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne imza atmış bir ülke ve acilen amasız, fakatsız sözleşmenin gereklerini yerine getirmelidir.   Talep edilen Çocuk Hakları Bakanlığı, Çocuk Komisyonları derhal kurulmalı. Fakat bu kurumların nasıl işlediği veya işleyeceği de oldukça önemli bir mesele. Bu alanlarda çalışmalar demokratikleşmeyi önüne koymuş, cinsiyet eşitliğini temel almış, çocukların hak ve özgürlüklerini kanıksamış bilinçli uzmanlar tarafından yürütülmelidir. Ayrıca her yerde çocuk meclisleri kurulmalı, bu meclislerde çocuklara ve ebeveynlere yönelik bedeninde ve kimliğinde farkındalık yaratan, cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmayı hedef alan eğitim ve atölye çalışmaları acilen yapılması gerekenlerin bir parçasıdır. Çocukların, ancak ve ancak yaşama hakkını, kimliğini, bedenini, onurunu güvenceye alarak, birey olma bilinciyle donatarak güven duygusu verilebilir, özgüveni sağlanabilir.   Tamda bu noktada cinsiyetçi bakışı reddeden eşit haklar ve özgürlükler temelinde nasıl bir demokratik eğitim sorusuna yanıtlar önümüzde duran acil sorunlardan biridir. Cinsel taciz ve istismarlara neden olan cinsiyetçi bakışın ve cinsiyet eşitsizliğinin ortadan kaldırılmasına yönelik politikaların ve çözümlerin geliştirilmesi gerekiyor. Sadece politikaların geliştirilmesi yetmiyor esas pratiğinde değişmesi gerekiyor.

İnsanın en savunmasız halidir çocuk insan.  Çocukların korkusuzca oynayıp, umutlarını besleyebildiği başka bir dünya umudu ile!

Bu umuda sende bir katkı sun!