Ortadoğu kaosunda kadının direnişi

- Hediye KARAASLAN
261 görüntüleme

Ortadoğu tarihi, toplumların varlık kazanması ile eşanlamlıdır. Binlerce yıl önce insanın toplumsallaşması bu topraklarda başladı ve çevre uygarlıklara doğru aktı. İlk klanlar, ilk köy toplulukları yine şehir devletleri ile devam eden akışkan tarihsel bilinç, yaklaşık yirmi bin yıl öncesine dayanmaktadır. “Verimli Hilal” de gerçekleşen köy-tarım devriminin ayrı bir anlamı bulunmaktadır. Toplum klan aşamasından kabile sistemine evrilmiş, yarı göçebe-yarı yerleşim konumuna geçilmiş, dil devrimi önemli bir noktaya taşınmıştır. Toplumun binlerce yıl yaşayacağı maddi ve manevi kültür değerleri niteliksel bir sıçrama yaşamıştır.

Tanrıça kültünün doğuşu ve toplumsal yaşama doğrultu çizişi bu topraklar açısından belki de üzerinde durulması gereken temel başlığı oluşturmaktadır. Kadının üretken, yaratıcı, paylaşımcı emeği toplumun yıllarca barış içinde yaşamasını sağlamış, klanlar neolitikte köy toplumuna evrilirken, özlerini korumaya devam etmişlerdir. İlk hekimlerden tutalım da ilk çadırlara kadar yiyecek saklamaya kadar toplumun ihtiyacı olan her üretim kadın tarafından gerçekleştirilmiştir. Toplum bu dönem de bir bütün olarak özgürlüğünün doruk noktasını yaşamıştır.

IRAQ-UNREST-YAZIDIS-KURDS

Bu toprakların faturasını en ağır kadınlar ödedi

Beş bin yıl öncesinin Ortadoğu’su toplumsallaşma, barış, eşitlik, üretim, kardeşleşme ile tarihin sayfalarına not düşmüşken, 21. yüzyılın Ortadoğu’su kaosun derinleştiği, ölümlerin istatistiki verilere indirgendiği, siyasal-sosyal-ekonomik-kültürel yaşamına her gün “batı” olarak tanımlanan maddi uygarlık güçlerince müdahale edildiği bir coğrafyaya dönüşmüştür.

Tanrıça kültünün toplumsal yaşamdan çekilişi ile birlikte açığa çıkan tanrı devlet olgusunun en ağır faturasını kadınlar ödemişlerdir. Dinsel dogmatizmin topluma yön verişi, bütün ahlaki değerlerin salt dinlerin ipoteğine verilmesi, dinlerin kadına biçtikleri rol kadını “kölenin kölesi” noktasına taşımıştır. Dinler tüm toplumsal şekillenmeyi kadın bedeni ve cinselliği üzerine kurgularken, erkeği de kadının namus bekçisi ya da mezarlık bekçisi olarak sistemin hizmetkârı olarak şekillendirmiştir.

Emperyalin kimliksizleştirme politikası

Bu baş aşağıya gidişin öldürücü darbesini 1. Dünya Savaşı’nda aramak oldukça yerinde olacaktır. Dünya coğrafyasına emperyal güçler müdahale ederek derin bir sömürgelileştirme aynı zamanda kimliksizleştirme politikası izlemiş, Ortadoğu’daki despotların eli ile coğrafyanın siyasal ve askeri kontrolü kapitalist modernist güçlere devredilmiştir.  Ortadoğu’nun kadim halklarından olan Kürtler işte bu yüzyılda dört parçaya bölünmüş, her parça ayrı bir ulus- devletin kontrolüne verilmiştir.  Soykırıma uğratma her dört parçada da katliamlarla birlikte dayatılmış, modernist güçlerin icadı olan ulus-devlet Arapları belki de kırk parçaya bölerek, hâkimiyet kurma projesini böl-parçala-yönet politikası ile yaşamsallaştırma çabası içinde olmuştur. Modernist güçlerin bu dayatmasına karşı dönem dönem belli bir ivme kazansa da, açığa çıkan direniş hareketleri sonuç getirememiştir.

ORTADOGU - BOMBA

Kan gölüne dönüşen bir coğrafya

Körfez savaşı ile birlikte ABD müdahale ederek yeni bir düzen kurmak istemiş, 11 Eylül ikiz kulelere yapılan saldırı gerekçe yapılarak Afganistan ve Irak üzerinden ikinci müdahale ile bölgedeki güç dengelerinde oldukça etkin bir konuma gelmiştir. Böyle bir ortamda halklar için ekonomik, siyasal, toplumsal yeni bir seçenek açığa çıkmadığı için kaos derinleşmiştir. 2011’de Tunus, Lübnan, Mısır coğrafyalarında başlayıp bütün Ortadoğu’ya yayılan “Arap baharı” tüm otoriter rejimleri, despotları kökten sarsmış, birçoğu iktidarlarını kaybetmişlerdir.

Ancak yıkılan despotik rejimlerin yerine gerçek anlamda özgürlükçü, demokratik bir sistemi inşa edecek güçler açığa çıkamamış bunun içinde yaşanan boşlukta İslam maskesi altında bazı paramiliter, köleliği dayatan güçler sızarak toplum üzerinde etkili olmaya çalışmışlardır. 2011’den önce de etkili olan, dönem dönem modernist güçlerce beslenip güçlendirilen kimi projelerin sonucunda açığa çıkan El-Kaide benzeri oluşumlar bırakalım alternatif olmayı, politika ve uygulamaları ile daha baskıcı ve otoriter, deyim yerindeyse topluma nefes aldırmayan karakterleri ile kan gölüne dönüşen bir coğrafyanın yürütücüleri olmuşlardır.

Kaostan çıkışın şifresi demokratik ulustur

İşte böylesi bir fotoğrafın içinde dört parçaya bölünen Kürtlerin her parçada yürüttükleri mücadele oldukça öğretici bir niteliğe sahiptir. Özellikle Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği demokratik ulus paradigması Ortadoğu’da kaostan çıkışın belki de en doğru şifresidir.

Ortadoğu krizine dar, lokal yaklaşmak ya da kişilere, örgütlere indirgemek ya da köken olarak sorunları dinlere dayandırmak yanılsama olur, doğru çözüme de ulaştırmaz. Ortadoğu, ulus-devletlerin yaşadığı krizin en derin, somut ifadesidir. Dolayısıyla toplumu tekleştiren, tüm kültürel birikimlerini yok eden, ekonomik köleleşmeyi dayatan beş bin yıllık devletçi sisteme karşı demokratik modernite güçlerinin amansız mücadelesi filizlenmektedir. Bu filiz Rojava Devrimi ile somutlaşarak güçlü bir alternatif seçenek olduğunu göstermiştir.

Rojava devrimi Ortadoğu kaosundan çıkışın yol haritası olmuştur. Hiçbir kültürün, mezhebin, etnisitenin dışlanmadan aynı topraklarda ortak yaşamayı başarabilmesidir. Bireyin hakkını gözeterek demokratik değerlerle komünal yaşamın ortaklaşmasıdır. Toplumun yeniden toplumsallaşmasıdır. Kaybettiği ahlaki ve politik özüne yeniden kavuşmasıdır.

SITE FOTO-3

Kaybedilen yerde yaşamı yaratma: Rojava

Ortadoğu’da eril zihniyettin en uç boyuttaki temsilcisi olan DAİŞ, aslında sistemin gerçek yüzünü de açığa çıkardı. Rojava’da inşa edilen sistem otoriter rejimlerin “batılı güçlerin” yüzyıllardır mükemel, alternatifsiz, sonrası olmayan bir sistem olarak halkların önüne sunulan kapitalist modernist sistemi panikletti. İnsanlık kaybettiği yerde kaybettiklerini inşa etmenin mücadelesini yürütüyor. Kök topluma, öz topluma dönebilmenin direnişini yükseltiyor. Bunun için de bütün zamanların katliamcı bileşkesi olan DAİŞ eli ile bu devrimin boğulması çabası içine girildi. Bilinen-bilinmeyen tüm yöntemler Rojava Devrimi’nin tasfiyesi için kullanıldı.

Kadim halkların direniş kalesi: Kobanê

Kobanê direnişi bu anlamda incelenmesi gereken bir direniştir. Ortadoğu krizinde hem kaosu hem de çözümü aynı anda içinde barındırmaktadır.

Kobanê direnişi, modernist güçlerin Ortadoğu’da kan ile beslendiğinin, savaşın temel yöntem olarak tercih edildiğinin, ulus-devletçiklerin idari şekil olduğunun, köleliğin temel zihniyet olduğunun ifadesi olmuştur.

Aynı zamanda kadim halkların direnişinin de ifadesidir. Êzîdîlerin, Kürtlerin, Arapların, Türklerin, Ermenilerin, Süryanilerin ortak direnişidir.

Ortadoğu krizi, yine kadının beş bin yıllık köleleştirilip, mezarlara gömülen ve üstelik üzerine bir daha dirilmemesi için beton dökülen tanrıça kültünün yarattığı komünal toplumun inşa sancılarının ifadesidir de.

Beş bin yıllık devletçi ve tahakkümcü sistem, her dönemde kadını bir daha diriltmemek için farklı politikalar izledi. Bazı dönemlerde kadını köleleştirip pazarlarda sattı. Tıpkı Êzîdî kadınların pazarlarda satılması gibi. Binlerce Êzîdî kadın, savaşın korkunç yüzünü cins olarak köleleştirilerek yaşadı. Hala binlerce kadının köle olduğu herkesçe bilinmektedir.

Kadınlar, kaybettikleri yerde kazanıyor

Sistem bazen cadı avları ile kadın bilgeleri toplayıp yaktı. Tıpkı DAİŞ’in çocukları  ve kadınları demir kafeslerde diri diri yakması gibi.  Bazen kadınları çocukları ile birlikte savaşta kalkan olarak kullandılar. Tıpkı Gre Spî’de DAİŞ çetelerinden kaçmak isteyen kadınların silah zoru ile tekrar savaş bölgesine sürülmesi gibi.

Yaşanan DAİŞ zulmü bunun içindir ki devletçi sistemin özetidir. Devletçi eril sistemi çözmek DAİŞ’i çözmektir. DAİŞ’e karşı direniş aynı zamanda iktidarcı sisteme karşı da direniştir.

Bu kadar iktidarlaşan tahakkümcü sisteme karşı Kürt kadınlarının YPJ öncülüğünde geliştirdikleri direniş, kadının kaybettiği yerde mücadeleyi yükseltmenin adı oldu.

aaaa

 

Mezara gömülen özgürlük diriliyor

Kobanê’de Kürt kadınları salt küçük bir toprak parçasını savunmadılar.

Binlerce yıldır ellerinden alınan tanrıça İnanna’nın 104 ortak yaşam kurallarını savundular.

Mezarlara gömülen özgürlüklerini savundular.

Toplumun eşit, adil, demokratik değerlerini savundular.

Demokratik-ulus temelinde yeniden inşa edilecek olan Ortadoğu’yu savundular.

Kapitalist modernist güçlerin cenderesinde sıkıştırılmış dünya kadınlarını savundular.

Her gün onlarca kadının tecavüze uğradığı, onlarcasının katledildiği, yüzlercesinin şiddete maruz kaldığı, binlercesinin yok sayıldığı kadının öz savunma gücü oldular.

Özcesi DAİŞ’e karşı kadınlar neolitik toplumun komunal değerlerinin savunucusu oldular.

Bu açıdan bakıldığında kadının savaşçı gücü Ortadoğu’da kaostan çıkışın adresini oluşturmaktadır.

Ortadoğu’da kadınlar kaybettiklerini, kaybettikleri yerde kazanmanın mücadelesini veriyorlar…