Ortadoğu ve Kuzey Afrika 2. Kadın Konferansının ardından Bölge kadınının mücadele xwebûn’unu yaratmak

- Meral ÇİÇEK
19 görüntüleme
Ortadoğu ve Kuzey Afrika 2. Kadın Konferansı Temmuz ayının sonunda Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta gerçekleşti. Amed’de düzenlenen birinci konferans üzerinden 8 yıl geçtiği için büyük bir heyecan vardı. Zira Ortadoğu ve Kuzey Afrika düzeyinde bu tarz kadın buluşmaları nadiren olur.

Oysa bölge düzeyinde, kimlik boyutunda kadınlarda belirli bir ortak duygu söz konusu. Yani kadınlar, dayatılan bütün parçalılıklara rağmen Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı bir bütünsellik içinde hissedip görüyor. Ulus-devlet, milliyet, mezhep sınırlarının ötesinde bu coğrafyanın kadınları güçlü bir ortak paydaya sahip olduklarının farkında. Ancak bu ortak payda nedir? Sırf coğrafya mıdır? Bölgenin jeopolitikası mıdır? Toplumsallık mı, kültür mü, inanç mıdır? Ortadoğu kadın kimliğinden söz edebilir miyiz? Edebilirsek eğer, bu nasıl bir kimliktir? Buradan Ortadoğu kadın sorununa geliyoruz. Birinci kadın devrimi olan neolitik devrime ev sahipliği yapmış bu topraklarda günümüzde var olan kadın sorununu nasıl tarif ediyoruz? Temel özellikleri nelerdir? Bölgedeki kadın sorununun dünyadaki kadın sorunundan farkı ya da özgün yanları nelerdir? Yine Ortadoğu kadın sorunu ile bölgedeki genel sorun, kriz ve kaoslu gerçek arasında nasıl bir bağ var? Bunlar, kadınlar olarak Ortadoğu ve Kuzey Afrika çapında ortak bir mücadelenin geliştirilmesi için sorulması gereken temel sorular.

Kapitalist modernitenin etkilerini kırmak

Ortadoğu ve Kuzey Afrika 2. Kadın Konferansı’nda şunu gördük ki aslında bölgenin bütünsel karakterine rağmen kadınlar olarak verdiğimiz mücadeleler birbirinden kopuk. Bir ülkede örgütlenen bir hareket olarak diğer ülkelerde yürütülen kadın mücadelelerini aslında çok bilmediğimizi fark ettik. Oysa öz savunmadan politikaya, ekonomiden hukuksal alana, ekolojiden bilime, sağlıktan eğitime kadar çok zengin mücadele deneyimleri var. Ancak 200 yıldır bölgeyi sürekli olarak parçalayan kapitalist modernitenin ulus-devletçi sisteminin bizler üzerinde de böyle bir olumsuz etkisi olmuş maalesef. Yani kültürel ve toplumsal olarak hala çok güçlü olan ortak damar, politik mücadele alanında zayıf. Bu alanda çoğunlukla herkes kendi yerelliği içinde sınırlı kalıp bölge çapındaki bir ortak mücadelenin içinde güçlü yer al(a)mıyor.

Birlikte mücadele

Şu bir gerçek ki Ortadoğu’da en çok da kadınları etkileyen bir kriz ve kaos hali sürüyor. Savaşlar, çatışmalar, göç, yoksulluk, şiddet, işgal, faşizm, despotizm gibi gerçekler bugün birer engel ya da zorlayıcı faktör olarak önümüze çıkıyor. Oysa eril sistemin bu biçimleri bizi ortak mücadeleden alıkoymak yerine birlikte mücadele yürütmek için temel gerekçelerimiz olarak anlam ifade etmeli. Örneğin kendi ülkemizde savaş varsa bu savaş bizi kendi sınırlarımıza kapatmamalı, tersine bu savaşa karşı bölgedeki kız kardeşlerimizle birlikte direnmenin yol ve yöntemlerini geliştirebilmeliyiz. Ya da başka ülkelerdeki kız kardeşlerimizin gündemlerine kendi ağır gündemimiz nedeniyle göz ve kulaklarımızı kapatmamalı, yerel ile bölgesel mücadele dengesini oluşturabilmeliyiz.

Ortadoğu’nun evrenselliği

Çünkü Ortadoğu’da yaşanan hiçbir sorun bölge realitesinden kopuk değildir. Her biri zincirin halkaları misali birbiriyle bağlantılı. Dolayısıyla kadınlar olarak böylesi bütünsel bir perspektiften bakmamız çok önemli. Fakat bütünsel perspektif derken kastedilen özgünlüklerin görmezden gelinmesi ya da ötelenmesi değil. Tersine. Yerel ile bölgesel, bölgesel ile evrensel, özgün ile genel arasındaki diyalektik bağı kurdukça Ortadoğu gerçeğini daha iyi anlayabiliriz. Zira Ortadoğu’nun evrenselliği de bu diyalektikte gizlidir. Bu açıdan bakıldığında Ortadoğu ve Kuzey Afrika 2. Konferansı’nda ortak mücadeleyi güvence altına alacak mekanizmanın kurulması kararının alınması çok önemli. Ortadoğu Demokratik Kadın İttifakı, yerel ile bölgesel arasındaki optimal dengeyi sağlamayı amaçlayan bir ortak mücadele zemini olarak öngörülüyor. Şunu çok iyi biliyoruz ki mekanizma olmadan ortak mücadeleye dair bütün sözler temenni düzeyinde kalır. Önemli olan ortak karar, ortak irade, ortak eylemi örgütleyecek yapılanmaya gitmektir. Tabii mesele sırf ortak mekanizmadan da ibaret değil. Ortadoğulu ve Kuzey Afrikalı kadınlar olarak nasıl bir ortak çalışma-mücadele-örgütleme kültürü geliştireceğiz? Hangi ilke, değer ve ahlak ölçüleri etrafında bir araya geleceğiz? Ortadoğulu kadınlar olarak birlikte mücadeleyi örerken hangi ortak kültürel ve toplumsal kök ve damarlardan besleneceğiz ki biz biz olabilelim, bölge kadınının xwebûn’unu ortaya çıkarabilelim?

Birbirimizden ilham ve güç almalıyız

Ortak mücadelenin temel bir boyutunu işte bu mücadelenin dayanacağı, kültür oluşturuyor. Kapitalist modernitenin liberalizm modelini taklit değil de kendi orijinalitemize dayanan bir model geliştirmemiz Ortadoğu kadın mücadelesi açısından çok gerekli. Bunu başardığımız oranda bölgemizde büyük gelişmelerin önünü açacağımız kesin. Yani geliştireceğimiz ortak mücadelenin farklı bölgelerdeki kadın mücadele yol ve yöntemlerinden ilham ve güç alma ile birlikte Ortadoğu orijinli olması sonuç alıcılığı açısından belirleyici. Bu konuya ilişkin, konferansa Afganistan’dan katılması gereken ancak bürokratik engellere takılıp gelemeyen Selay Ghaffar çok öğretici bir deneyim paylaşımı yapmıştı. 2018’de Frankfurt’ta düzenlenen Uluslararası Kadın Konferansı’nda Afganistan Dayanışma Partisi Sözcüsü Selay Ghaffar 2001’deki müdahale ve işgalin kadın hareketi üzerindeki etkilerini anlattı. Hatırlarsak 1996-2001 arasında Taliban’ın hüküm sürdüğü Afganistan’da o dönem kadınlar en zor koşullar altında bile örgütlemeyi sürdürdü. Buna öncülük eden örgüt RAWA idi. Gizli saklı biçimde kadınları örgütlemeye devam etti, eğitim çalışmaları geliştirdi, dayanışmayı büyüttü ve bu şekilde en zor dönemde direndi.

Kadın aktivizmi paralı bir meslek değildir

ABD öncülüğünde NATO devletlerin 2001’deki müdahalesinden sonra ülkeye çok büyük paralar aktarılarak çok sayıda kadın derneğinin kurulması teşvik edildi. Fakat sadece derneklerin kurulması teşvik edilmedi, aynı zamanda finansman üzerinden bu kurumları kendilerine bağlayarak söz konusu Batı zihniyetli güçler, bu kuruluşların gündemlerini, çalışma biçimlerini, hedeflerini vs. de belirledi. Bu tarz dernekler üzerinden aynı zamanda kendi zihniyetini topluma yaydı. Selay Ghaffar, bu biçimde kapitalist sistemin Afganistan’ın tabana dayanan kadın örgütlemelerine alternatif olarak liberal ve elitist kadın dernekleşmeleri geliştirerek gerçek kadın hareketine karşı bir tasfiye politikası geliştirdiğine dikkat çekti. Gerçek kadın hareketi böylece marjinalleştirilirken kadın aktivizmi paralı bir meslek haline getirildi. Selay’ın anlattıkları elbette sırf Afganistan ile sınırlı değil. Benzer bir durumu Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın her yerinde görebiliyoruz. Özellikle de savaşın yaşandığı yerlerde bu daha belirgin bir biçimde öne çıkıyor. Dolayısıyla Irak ve Başûrê Kurdistan açısından da aynı tespitleri yapmak mümkün. Elbette ki Ortadoğu’daki bütün kadın örgüt ve kurumlar liberalizm ideolojisi temelinde çalışma yürütmüyor. Başta Kürdistan olmak üzere Türkiye, Mısır, Sudan gibi ülkelerde radikal, kendi öz gücüne dayanan, tabana dayalı mücadele yürüten kadın örgütleme ve hareketleri var. Hem toplum hem siyasette değişim yaratan örgütler de bunlar. Liberalist model ise çoğunlukla biçimseldir. Radikal bir değişimi amaçlamıyor. Yani sistemiçidir. Hatta ideolojik açıdan bakıldığında mevcut sistemi ayakta tutuyor.

Ortadoğu Demokratik Kadın İttifakı

O nedenle Ortadoğulu kadınlar olarak mücadele, direniş ve örgütleme tarihimizi açığa çıkarmamız da büyük önem arz ediyor. Yani bugünkü mücadele deneyimlerimizi paylaşıp ortaklaştırmak, yanı sıra erkek egemenliğine, şiddete, savaşa, işgale, sömürgeciliğe, kırım politikalarına ve yoksulluğa karşı mücadele tarihimizi inceleyip aydınlatmalıyız. Ortadoğu kadın tarihi henüz yazılmamıştır. Kadınlar olarak direniş tarihimizi iyi bilmiyoruz. Bu bizim açımızdan büyük bir boşluk oluşturuyor. Çünkü beslenmemiz gereken tarihsel referanslardan yoksun kılıyor. Hal böyle olunca gözler farklı yönlere çevriliyor. Bu açıdan bakıldığında konferansta kurulan Ortadoğu Demokratik Kadın İttifakı’nın bir rolü de söz konusu direniş tarihini açığa çıkarmak olmalı ki bu tarihin kökleri üzerinde kendini var kılabilsin.