Ortak mücadele için konfederal kadın sistem inşası gerek

- Meral ÇİÇEK
20 görüntüleme

Kadın mücadelesinin son birkaç yılda gözle görülür ve hissedilir düzeyde bir yükseliş yaşıyor olması tesadüfi olmayıp temel bazı gelişmelerle doğrudan bağlantılı bir durum. Başlıca nedenlerden biri, küresel kapitalist sistemin yapısallığında gizli kriz momenti ve bunun kadına yansıma şeklidir. Kapitalist modernite sömürüye dayanır. Onun nefes alabilmesi için sömürünün hep daha fazla katlanması gerekiyor. Aynı yerde duramaz, varlığı hep ilerlemesine bağlıdır. Dolayısıyla insanın emek ve akıl gücünü, doğayı ve hayvanları, yeraltı ve yerüstü kaynakları hep daha fazla sömürmeli. Sömürü büyüdükçe ve biriktikçe kapitalist sistem rahat bir nefes alıp varlığını sürdürür. Ancak o rahat nefes aldıkça bizlerin; insanların, hayvanların, doğanın, hatta bütün gezegenin nefesi daraldıkça daralır, hatta kesilir.

Sorun şu ki sonsuz büyüme diye bir şey yok. Ve sınırsız sömürü de mümkün değil. Sistem er-geç sürdürülemezlik noktasına varır. Kapitalist modernite kendi tarafında sömürü biriktirdikçe karşı taraf öfke biriktirir. O öfke ki zamanı geldiğinde, artık nefesiz kalır ve patlar. Küresel ölçekte kadınların yaşadığı, tam da budur: Bir öfke patlaması. Toplumsal cinsiyetçiliğe, taciz ve tecavüz kültürüne, eşitsizlik ve haksızlıklara, çoklu sömürü ve ezilmişliğe, doğa talanı ve çevre yıkımına, susturulup inkar edilmeye artık sessiz kalmayıp öfkelerini serbest bırakıyorlar.

Mücadelede performatif yaratıcılık

Her eylem bilinç oluşturur. Bilinç ise yeniden eyleme dönüşür. O yüzden yükselen kadın eylemselliklerinin sadece nicel boyutuna, kitlesel potansiyeline bakılmamalı. En önemlisi de bu eylemlerin kadın ve genel olarak toplumda nasıl bir etki yarattığı ve karşılığının ne olduğu da görülmeli. Nihayetinde gündemler ortaya çıkıyor, tartışmalar açılıyor. #MeToo kadınlara yönelik cinsel taciz ve tecavüzleri, yine kadına yönelik ayrımcılığı gündeme taşıdı. Toplumun bilinç düzeyinde bir etki yarattı. Birçok kadın hemcinslerinden cesaret alıp tecavüzcüleri ifşa etti. Hollywood’un en ‘güçlü’ yapımcılarından Harvey Weinstein hapse mahkum edildi, yıllarca kız çocuklarına tecavüz eden bankacı ve işadamı Jeffrey Epstein suçlarından ötürü sonunda tutuklanıp, intihar etti. Amerikan yargısı ve mahkemelerinin,  nihayetinde bu ünlü tecavüzcülere hapis cezaları vermesi demokratik adalet ve hukuk sistemine sahip olmasından kaynaklı değil, kadınların mücadelesi sonucu gelişti. Çünkü kadınlar, çok yönlü yürüttükleri bu kampanya ile toplumun algısına nüfuz etmeyi başarıp eril zihniyet üzerinde baskı geliştirdiler.

Şili’deki kadınlar geçen 25 Kasım’da Las Tesis performansıyla kolektif bilinç düzeyini daha da ileriye taşıyıp, fail olarak erkek devleti gösterdiler. Manifesto niteliğindeki bu performatif eylem, kısa süre içinde dalga dalga bütün dünyaya yayıldı. Bu da çağımızın kadın mücadelesinin temel özelliklerinden biridir; performatif yaratıcılık ile hızla farklı coğrafyalara yayılıp evrenselleşme yeteneği. Hiçbir toplumsal mücadele günümüzde bu güce sahip değil. Bunu, Las Tesis’ten önce 14 Şubat ‘Sevgililer Günü’nde yapılan (dünyadaki kadın cinayetlerinin çoğunlukla ‘sevgililer’ tarafından işlendiği gerçeği en son BM tarafından da tescil edildi) “Bir Milyar Ayağa Kalkıyor” dans etkinliğinde de görebildik.

Küresel kadın grevi

Geçen yıllar ve bu yılki  8 Mart sürecinde birçok ülkede gerçekleştirilen küresel kadın grevinde de aynı gerçeği görmek mümkün. Kadınlar 8 Mart vesilesiyle giderek daha çok ülkede greve gidip, hayatı durduruyor. İlk kez 2000 yılında kadın hareketlerinin gündemine giren küresel kadın grevini düzenleme fikri, ancak 2017’de hayat bulabildi. Ve son üç yılda büyüyerek gelişen grev bu yıl da devam etti. Meksika’da grev tam bir kadın isyanına dönüşerek bütün dünyada yankılandı. Günde 10’dan fazla kadının katledildiği ve bu cinayetlerin yüzde 98’inin cezasız kaldığı Meksika’da kız kardeşlerimiz ataerkil düzeni yakıp yıktı.

Eylemlerdeki radikallik, bilinç düzeyindeki derinliği gösteriyor. Kadınlar, giderek daha fazla ataerkilliğin köküne yaklaşıyor, teşhis ve teşhir ediyor. 1990’lar sonrası, liberalizm ideolojisinin de etkisiyle genç kuşağın pek görünür olmadığı kadın mücadelesi bugün bütün kuşaklardan kadınları aynı saflarda buluşturup birleştirebiliyor. Eril zihniyetin bütün cinsiyetçi ve kadın düşmanı söylem, pratik ve manipülasyonlarına rağmen özellikle genç kadınların özgürlük arayışı yükseliyor, ataerkil sistemle çelişkileri artıyor, cins bilinçleri büyüyor. Bu eylemsellik ve örgütlenmeye yansıdığı gibi, tersinden kadın hareketinin nicel olarak büyümesini ve nitel olarak radikalleşmesini beraberinde getiriyor.

Kadının öz savunması zorunlu bir ihtiyaç

Peki Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi olarak bunun neresindeyiz? Hareket, 5 bin yıllık erkek egemenlikli sistem ve zihniyetle mücadeleyi kendine miras olarak kabul edip, bu miras üzerinden de kendini örgütlerken, aynı zamanda kendi yerel zemininde sağladığı düşünsel ve pratik kazanımları dünya kadınlarıyla paylaşmayı başından itibaren esas aldı. Bu paylaşımın daha yoğun ve geniş bir şekilde olmasını sağlayan ise, kadın renginde yükselen Rojava  Devrimi ile başlayan süreç oldu. Silahlı kadın imgesi o güne dek devletçi yapılar tarafından kriminalize edilip, bu şekilde kadının öz savunma gücünü geliştirmesi önlenmeye çalışılırken, Kürt kadını öncülüğünde DAİŞ karanlığına karşı yürütülen direniş, kadın öz savunmasının meşru hak ve zorunlu ihtiyaç olduğu bilinci dünyanın dört bir yanına yaydı. Almanya’nın Duisburg kentinin emniyet müdürlüğünün bu yılki 8 Mart etkinliklerinde özel bir genelge çıkartarak Kürt kadın öz savunma güçlerine ait sembol ve fotoğrafların taşınmasını yasaklaması bu anlamda son derece ideolojik-politik bir tutumdur.

Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi, öz savunmadan eş başkanlığa, özgün-özerk örgütlülükten kadın devrimine kadar; hem pratik kazanımlar hem de ideolojik tespit ve tahlilleriyle evrensel kadın özgürlük mücadelesine belirleyici katkılar sağladı.

Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi’nin bu tarihsel süreçte kadın devrimini ortaklaştırmak amacıyla 2018 güzünde Frankfurt’ta düzenlediği Uluslararası Kadın Konferansı’na Latin Amerika’dan katılan öncü aktivistler, Kürt kadınlarının daha güçlü bir öncülük yapması gerektiğini ifade etmişti. Öncülük, özellikle de ortak örgütlülüğü sağlamak konusunda kendini dayatmaktadır. Zira günümüzde en acil ihtiyacımız, küresel ölçekte kadın örgütlülüğünü inşa etmektir. Fakat dünya kadın hareketlerinin en fazla zorlandığı husus da bu olmaktadır. Evrensel bir sistem olan patriarkayı aşabilmek için kadın özgürlük mücadelesinin de kendini uluslarüstü ve küresel bir düzeyde, tikelliği yadsımayan evrensel bir nitelikte örgütlemesi gerekiyor.

Yerel öncelikli olunca evrensel oluşmuyor

Kadın örgütleri ve hareketleri sık sık birlikte mücadele etme, ortaklaşma, ağlaşma ihtiyacını hayata geçirmek için ciddi düşünsel ve pratik çabaların gerekli olduğunu ifade ediyor. Mesele burada birkaç kadın örgütünü bir araya getirip ittifak veya ortak örgüt, platform vb. ilan etmek değil. Ki bunların çoğunlukla istenen düzeyde işlevli olamadığını, belli bir süreden sonra ya teknikleştiğini ya da dağıldığını görüyoruz. Bunun farklı sebepleri var. Anlayış düzeyinde elit, iktidarcı, üstenci, sınıfsal vb. yaklaşımlar farklı coğrafyalardan kadın birey ve örgütlerinin birlikte çalışmasını ve mücadele yürütmesini olumsuz etkilerken, yine maddi imkansızlıklar da bu konuda rol oynarken, esas sorun pratikte kendi yerel gündeminin/mücadelesinin ötesine geçememektir. En yerellerde kadın grup ve dernekleri ortak gündemler etrafında ortak platformlar geliştirip birlikte çalışma yürütebiliyorken, hareketler arasında ise bu sağlanamıyor. Uluslararası kadın örgüt, birlik, ağ, ittifak vb. ortak örgütlemeler yok değil. Ancak bunlar, sistemi zorlayacak ve küresel kadın hareketine belirgin güç katacak, evrensel kadın örgütlülüğünü büyütecek işlevsellikte değiller.

Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi olarak da bunun çok dışında değiliz. Uluslarüstü platformlarda biz de daha çok kendi gündemlerimizi, karşı karşıya olduğumuz devlet saldırılarını, yine pratik ve ideolojik örgütlenme deneyimlerimizi ve kazanımlarımızı paylaşıyoruz. Kendimizi anlatıyoruz, ilişkiler geliştiriyoruz. Ancak spesifik konularda ortak mücadele hattını örmek, kapasitemizi bunun için ortaya koyma hususlarında biz de birçok taban hareketi gibi zayıf kalabiliyoruz. Bunu sadece pragmatizm ile açıklayamayız. Mesele şu ki ülkemizde bir savaş yürütülüyor. Ve birçok kadın hareketi benzer bir durumda; çok ciddi saldırılarla karşı karşıya, örgütlenme sorunları yaşıyor, ekonomik darlıkları var vs. Böyle olunca yerel öncelikli oluyor, evrensel oluşmuyor, bu amaçla kurulan ortak örgütlemeler işlevli olamıyor.

Tikel ve ve evrenseli önceleyip ötelememek

Oysa bize gerekli olan, yerel ile uluslarüstü arasındaki optimal dengeye dayanan, ne tikeli ne de evrenseli önceleyip ötelemeyen bir anlayış ve örgütlenme formudur. Yaşadığımız çağda kadın özgürlüğünü gerçekleştirmek için ortaya çıkan altın değerindeki fırsatları değerlendirmek, ama bir de giderek yoğunlaşan ve daha da ağırlaşması beklenen kadın düşmanı saldırıları karşılamak için kesinlikle ortak örgütlülüğü geliştirmemiz şart. Ancak bunu yapabilmek için temenni ve gereklilikleri dile getirmenin ötesine geçip, ortak mücadelenin form ve anlayışını birlikte oluşturmalıyız. Yani 21. yüzyıl kadın enternasyonalizmini inşa etmeliyiz.

Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi bu konudaki önermesini Dünya Demokratik Kadın Konfederalizmi olarak adlandırıyor. Hazır bir reçete, ayrıntısına kadar somutlaştırılmış bir model değil bu. Bundan ziyade Demokratik Konfederalizmin kadınlar için de hem zihniyet hem de sistem olarak ortak mücadele ve örgütlülüğü inşa edecek çerçeveyi sunabileceğine inanıyoruz. Çünkü Demokratik Konfederalizm, tikel ile evrensel arasındaki optimal dengeye dayanan bir sistemdir. Kadın cephesinden yeni bir enternasyonalizm ve küresel ittifak arayışını en iyi karşılayabilecek modeldir. Kendi içinde özerk-özgün olan sayısız birimin ortak örgütlülüğüdür. En özet haliyle farklılıkların birlikteliğini, çeşitliliklerin biraradalığını simgeliyor. Ulus-devletin katı merkezci, düz çizgili, bürokratik yönetim ve idare anlayışına karşılık, tüm toplumsal gruplar ve kültürel kimliklerin kendilerini ifade eden siyasi oluşumlarla toplumun öz yönetimidir. Bu biçimiyle kapitalist modernitenin ulus-devletine karşı demokratik modernitenin siyasi alternatifidir.

Demokratik kadın ittifakları

Dünya Demokratik Kadın Konfederalizmi, demokratik kadın ittifaklarına dayanır. Kadınların demokratik ittifaklaşması, geniş mücadele birliklerinin inşası amaçlıdır. Taktik değil stratejik anlam taşıyan, yani çıkar değil amaç eksenli geliştirilecek bu mücadele birlikleri kendi içlerinde konfederal oldukları gibi, aralarındaki ilişki de demokratik konfederal karakterde olabilir, olmalı. Yani Demokratik Konfederalizm doğrultusunda aralarında çoklu bağlar oluşturan demokratik kadın ittifaklarından söz ediyoruz. Bu ittifaklar sadece eylem endeksli olmayıp, esasen yeni bir demokratik kültürü de ortaya çıkarmayı amaçlamalı. Kadının demokratik mücadele kültürü ve esaslarını ortaya koyacak olansa sözleşmedir. Yani mücadelede ortaklaşacak kadın örgüt ve hareketlerinin ortak değerlerini, stratejik hedeflerini, mücadele yol ve yöntemlerini, ilkelerini, kırmızı çizgilerini, eylem anlayışını somutlaştıracağı sözleşmeleri olmalı. Bu sözleşmeler, Dünya Demokratik Kadın Konfederalizmi’nin bir nevi programını oluşturur.

Bu, tek başına bir örgüt veya hareketin yapabileceği bir iş olmadığı gibi, kısa bir süre içinde netleştirilecek bir şey de değil. Kolektif eğitim ve tartışma süreçleri gerekli. Farklı coğrafyalardan ne kadar çok kadın birey, örgüt ve hareket bu kolektif inşa sürecinin içinde yer alırsa, o denli evrensel niteliğe sahip ortak mücadele formunu ortaya çıkarmak mümkün olacaktır. Önder Apo’nun evrensel düzeyde halklara çözüm modeli sunan Demokratik Konfederalizm kuramı temelinde dünya kadınlarının konfederal sistem inşasının öncü gücü elbette ki Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi’dir.