Öz savunma örgütlenmesi kadınlar için acil ve hayati

- Mizgin AMED
203 görüntüleme

Bir halkın soykırımı gündemdeyse kendini savunması da bir haktır. Meşru savunma çağdaş demokrasinin de önemli bir ilkesidir. Kürt halkı da fiziki, siyasi, kültürel olarak kırım politikasının cenderesinden geçirilmekteydi. Böyle bir kırımla karşı karşıya olan Kürt halkının efsanevi komutanı Mahsum Korkmaz öncülüğünde gelişen 15 ağustos atılımına öncülük eden ve günümüze kadar bu çizgide yürüyen ve canlarını insanlığın özgürlük mücadelesinde ortaya koyan kahraman şehitleri ve öncülerini bu vesileyle saygıyla anıyorum. 

15 ağustos 1984 atılımı Kürt halkı açısından yeniden dirilişin hamlesi olarak adlandırılmaktadır. Evet Ortadoğu’nun kadim halklarından olan ve insanlığın toplumsallaşmasının, ilk devrimlerinin öncüsü olan bir halktır. İnsanlığın gelişiminde bu kadar rol oynayan Mezopotamya’nın temel dinamik  bir topluluğunu teşkil etmişlerdir. Neolitiği derinliğine yaşayan Kürt toplumu doğuşuna beşiklik ettiği sınıflı toplumun Sümer şehir toplumuyla doğduğu günden günümüze kadar hem ilişki hem de çatışma içinde olmuşlardır. Tarihsel gerçekliğe daha yakından baktığımızda Kürtlerin statüsü ne tam iç dinamikler ne de tam dış egemenlikle izah edilebilmektedir. Dışa doğru taşıdıkça eriyip asimile olmakta içe doğru çekildiğinde ise en geri aşiret kabile ve aile birlikleri biçiminde tecrit durumunu yaşamaktadır ve izolasyona uğramaktadır.  

Kürtlerin kendisini savunması hep tehlike olarak görüldü

Bu koşular altında Kürt sorunu siyasal bir seviyeye bile yükselmemekte sınır tanımaz istila ve işgallere karşı ancak fiziki varlığını koruyabilmektedir. Bir nevi fiziki varlığını koruyabilmek temel hedef biçiminde somutluk kazanabilmektedir. Yaşaması kültürel ve siyasi bir hamleye dönüşememektedir. Dönem dönem başkaldırı ve isyan olsa da kendisini kurumsallaştırmış bu sistemi değiştirememektedir. 

Kürtler açısından  19.ve 20.yüzyıl boyunca devam eden isyanlar sistemden ayrılmak için değil sistemden dışlandıkları ve hakları gasp edildiği için gelişmiştir. Kendi varlıklarını koruma amaçlı geliştirdikleri isyanlarla bu seferde toplu katliam ve soykırımlarla yüz yüze kaldılar. Yani bu sistemde yerleri olmadığı gibi taşıdıkları ahlaki kültürel değer yargıları ve yaşam tarzları bile sistem kendisi açısından bir tehdit olarak algıladı. Kürtlerin kendisini korumasını ve savunmasını egemen güçler sistem için bir tehlike, mücadelelerini terör olarak hep lanse ettiler. 

15 ağustos 1984 hamlesinin gerçekleşmesi yok olmayla yüz yüze olan ve baş aşağı giden bir halkın gidişatına bir müdahaleydi. Varlığının bilincine ulaşan az bir grubun tarihin ters gidişatına karşı duruşu bugün milyonların bilincine dönüşmüş bulunmaktadır. Bundan kaynaklı da coğrafik olarak yaşadıkları topraklar işgal edilmiş, toplumsal olarak parçalanmış, ekonomik olarak sömürülen dil ve kültürü yasaklanmış ve fiziki olarak da imhayla karşı karşıya bırakılmıştı. Bundan kaynaklı da 15 ağustos Kürt halkı açısından farklı bir öneme sahiptir. O dönemde böyle bir adım atılmamış olsaydı, bugün Kürt halkı diye bir topluluğun varlığı ve yokluğu bile tartışılmaya bilirdi. Bunun içinde Kürt halkı yeniden doğuşun ve dirilişin günü olarak ele alındı.

Kadın özgürlük sorununu salt cins sınırlarında ele almak temel yanılgı olur  

Bir kadın ne kadar özgürse, onun mensup olduğu sınıf, kadın cinsi, kadının temsil edildiği halk, ulus o kadar özgürdür. Reber Abdullah Öcalan kadın özgürlük sorunu için ”kadın özgürlük çalışmaları sadece bir cinsin özgürlük çalışmaları değildir, toplumun temelinde eşitlik, özgürlük, sosyal, siyasal hatta askeri boyutları olan kesinlikle diyalektik bütünlüklü anlaşılması gereken bir çalışma olarak görülmeli” demektedir. Kadın özgürlük sorununu salt dar cins sınırlarında ele almak kadın açısından temel yanılgılardan biri olur.

Dünyada yapılan ulusal ve toplumsal devrimlerde temel ve tali çelişkiler adına bir çok sorun üzerinden gerçekleşirken neden temel tarihsel bir sorun ve çelişki olarak kadın sorunu bu düzeyde ele alınmamıştır? Bu soru sorulduğunda esas olarak bu sorun çözülmeden bir çok sorunun çözümünün de köklü bir biçimde olmayacağı görülecektir. Tamda bu konuda Kürt halkının özgürlük mücadelesi ele alırken tarihsel bir sorun olan kadın özgürlük sorununu görmezlikten gelemezdi. Bundan kaynaklı Reber APO, kadının özgürlük sorununu stratejik ve temel bir çalışma olarak ele almıştır. Kürt halkının özgürlüğünün yolu kadın özgürlük sorunundan geçmektedir. Eşitsizlik üzerinden kurulu bir toplumsal gerçeklik sorunu ortadan kaldırılmadan gerçek anlamdaki özgürlük mücadelesi de verilemez. PKK’nin ilk kuruluşunda bu yaklaşım belirleyici bir rol oynamıştır. Kürt tarihine baktığımızda yaşanan tüm direnişlerde kadınlar aktif rol almıştır. Toplumun savunmasında da öncülük rolünü oynamıştır. Buna örnek olarak Beseler, Zarifeler, Rındexanlar sadece mücadele değil dayatılan teslimiyetler karşısında da direnerek teslimiyeti kabul etmemiştir. Kürt kadının bu duruşu  neolitik devrimin insanlığın toplumsallaşmasında oynadığı rolü ve gerçekliğiyle bağlantılı bir duruştur. Tabi ki PKK’nin kuruluşundan günümüze kadar kadının  mücadele etrafında kenetlenmesi bu tarihsel, kültürel geleneğinden gelmektedir. Bin yıllardır yaşamın her alanında dıştalanan ve geleneksel toplumun dar kalıplarında dört duvar arasına hapsedilmek istenen kadın için tamda bir fırsat ve yeniden kendisini yaratmanın var etmenin zemini olarak görülmüştür. Bundan kaynaklı  mücadeleye aktif katılmış ve mücadele etrafında kenetlenmiştir. Reber APO’nun kadın sorunu ve toplumsal mücadeleye yaklaşımı bu konuda belirleyici olsa da kadınında adeta beş bin yıllık tarihin karanlığında ortaya çıkan bu ışığı görerek mücadeleye sarılmıştır. Erkek egemen ve sınıflı toplumun beş bin yıllık birey toplum üzerindeki yarattığı tahribatlara karşı sadece kadın değil ortak mücadele ile aslında erkeğinde kendi özüne dönüş ve öz mücadelesine kavuşma anlamına geliyordu. PKK çıkışıyla birlikte bütün tabular yıkıldı. Örgütlenme, propaganda faaliyetlerine aktif katılan kadınlar Kürt halkının dirilişi anlamına gelen  savunma alanına da aktif katılımını gerçekleştirmesini beraberinde getirmiştir. İradesi kırılmış, umutları tükenmiş bir halk gerçekliğinden kendini yeniden var eden ve savaşan bir halk gerçekliğine ulaşılmıştır. 

Kürt kadın özgürlük mücadelesi bir umut olmuştur

15 Ağustos Kürt halk gerçekliği açısından yeniden bir diriliştir. Kadınlar açısından da yeniden diriliş anlamına gelmektedir. Kürt kadının aktif olarak mücadele saflarında yer alması nitel ve nicel olarak belli bir düzeye ulaşması kendisiyle beraber ciddi örgütlenme ve özgün programa ulaşma ihtiyacını da beraberinde getirmekteydi. Kürt kadının kendisini yurtsever Kürt kadınları olarak ilk siyasi örgütlenmesinin 1987 de YJWK olarak ilan etmesi daha sonra 1992’lerde binlerce kadının savunma anlamında kendi öz iradesi çerçevesinde askeri alanda da başta eşitlik ve özgürlük komiteleri daha sonrada kadın ordulaşmasına gitmesi önemli ve kadınlar açısından kendisini yaşamın tüm alanlarında örgütlemesi öz bilinç, öz örgütlenme tamamen kendi kendisini yürütme inisiyatifi ve iradesine kavuşması tarihsel rolünün yeniden kavuşması anlamına geliyordu. Kadın özgürlük mücadelesi örgütlenme, ordulaşma, partileşme biçiminde kendi gelişim diyalektiğini ideolojik ve felsefik bir temele dayandırmaktadır. Kadın kurtuluş ideolojisi bu gün tüm kadınların umut kaynağı ve temel perspektifine dönüşmüştür. Kürt kadın özgürlük mücadelesi cinsiyetçiliğe, bilimciliğe, dinciliğe, milliyetçiliğe karşı kendi perspektiflerini oluşturarak alternatif bir sistem olma iddiasını da ortaya koymuştur. Kadını toplumun çıkarları diyebileceğimiz yeni özgürlük ahlakı, yeni özgürlük tavrı, yeni özgürlük bilinci, örgütü ve savunması durumuna gelmesiyle kendisine ait yani “xwebun” olmasını yarattı. Şimdi Kürt kadını başta “xwebun” olmayı başardı şimdide erkeği sistemin bir aracı olmaktan çıkarıp onuda “xwebun” olmasına yoğunlaştırmaktadır. Kadın erkek arasındaki eşitlik dengesinin yakalanması özgürlük bilincine kavuşması ve egemenlik zihniyetinin iksirinin etkisinden her iki cinsinde zihniyet olarak arınması gerçek anlamda eşitlik ve özgürlük arayışı ve yaşamını inşa edebilir. Kadın yaşamın her alanında kültüründen tutalım, sosyal-siyasal-politik-ekonomik ve savunma alanına kadar  kendisini öz örgütlemesine kavuşturmalıdır. Aksi takdirde var olan erkek egemenlikli sistem kendisini tek taraflı örgütleyerek kadını her türlü çıkarları için kullanmaktan ve katletmekten vaz geçmeyecektir. Bundan kaynaklı kadınlar için öz savunma örgütlenmesi yaşamın her alanında örgütlenmesi gereken acil ve hayati bir durum olmaktadır. Kendi yaşam hakkını ve özgürlüğünü kimseye bırakmadan kendi kendisini koruması gerekmektedir.