Özgürlüğü tanımlamak

- Newaya Jin
231 görüntüleme

DSC_0501Özgürlüğü anlatmaya nereden başlanır, ne kadar anlatılır ki! Hangi söze sığar, sözlere ne kadar sığar ki! Özgürlüğü anlatmaya en iyisi kendimden başlayayım.

Benim için özgürlük, henüz adını bilmezken bizim oralardan uzak, yabancı bir kelime olarak bildiğim bir sözcükten ibaretken, etrafıma, aileme, anneme bakıp öyle yaşamak istemeyip, başka yaşamlara imrenmemle başlar. Ve başka bir insan olurum. Okulları aşarım. Ama yine de bana yetmez bu kadarı özgürlüğün. Derken, onsuzluğun ne kadar acılı olduğunu görürüm, hayretlere düşerim. Aynı zamanda düşündüğümden ne kadar da büyük olduğunu da görürüm.

O kadar büyüktür ki, o kadar ışıl ışıl ve rengarenk! Bir bayrama gider gibi koşmak isterim ona, içim içime sığmaksızın. Öyle coşkun, öyle derin, öyle engin ki! Kıyısında durup bakınca nefesim kesilir, başım döner, içim ürperir. Küçücüklüğümü gördükçe kendime küserim, hatta kızarım. Bazen kendimi ona layık görmem. Ama O, özgürlük! Tutar elimden, çeker götürür, dalgalarında gezdirir, derinliklerine sakladığı rengarenkliğini gösterir, merakımı çeker ve sürükler ulaştıkça büyüyen, uzaklaşan ufuklarının öte yanına. İkinci bir ana gibi korur, ısıtır, güven bulurum kucağında. Yeniden kimlik, kişilik, kültür verir. Kendimi anlatır, tanıtır bana. Beynime düşünce, kollarıma güç eker. Acılara dayanma dirayeti, neşelere kaygısızca ağız dolusu gülme ferahlığı verir.

Evet, özgürlük yürüyüşünde şimdi kendimi tanımladığım an; mutluluğu her an, her şeye rağmen içinde bulabilme noktasıdır. Özgürlüğe dair olmanın, an be an içine özgürlükten damlalar aktığını hissetmenin, özgürlüğün kucağında, özgürlükle el ele olmanın mutluluğu. Dağlardan yüksek, dağlardan hırçın acılara rağmen yine de özgürlüğün huzuruyla dolu olmak. Acıların vız gelmesi, yalnız özgürlüğe dair şeylerin anılara yazılması…

İşte bu yüzden başta kendini sevebilmektir özgürlük. Tabii önce eksikliklerini tanımak, yenilemek ve sevmek. Her gün kendini sevebilmek için kendinde bir yenilik yaratmak… Özgürlüğe bir ayna gibi bakıp kendini güzelleştirmek, güzelliğinden güven almaktır.

Yüreğindeki kuşun cıvıltısını dinlemektir, pırpır kanat çırpışını… Bir yeşil yaprağın ışıltısının içini sevinçle doldurmasıdır. Durup dururken içinin insan sevgisiyle dolup taşması ve yerinde duramamasıdır özgürlük.

Dinlediğin müziği hissetmektir özgürlük. Okuduğun şiirin damarlarında gezinmesidir. Aylak hayallerle dalgın gezerken fısıltıyla şarkılar mırıldanmak, çılgın fikirler beyninde kaynarken çığlık çığlığa bağırabilmek şarkıları, türküleri. Bestesini, güftesini yeniden kendine göre yapmaktır hepsinin. Kendim için daha özele inersem, tiyatro sahnesinde olmaktır özgürlük. Yaşama dair sevgilerimi, korkularımı, özlemlerimi, öfkelerimi, canımın istediği gibi sahneye taşımaktır. Tarihin en eski günlerini, bilinmeyen geleceğini, yeryüzünde olan olmayan her şeyi o küçücük sahneye getirmektir.

Yürümektir özgürlük, kan ter içinde, ufuk çizgisini başına taç yapmış tepelere ulaşmanın yorgun başarısı. Sonra yer temiz ya da kirli kaygısı olmadan toprak ananın bağrına atmak kendini, otlarla sarmaş dolaş olmak, rüzgarı teninde hissetmek, gökyüzüne gözlerinin dikilmesi, gök mavisini gözlerinden içine akıtmak. Ama bazen de keyfi yürümektir özgürlük. Tek başına, etrafına baka baka, yavaş yavaş, bir şarkının eşliğinde, hüzünlü duygular içinde.

Bir tepenin başında, bir uçurumun ucunda oturmaktır özgürlük. Dağların uçsuzluğuna dalmak, bulutların dağları okşayışını izlemek. Güneşin doğuşunu, batışını, gecenin emekçileri ayı ve yıldızları izlemek saatlerce. Sessizce doğanın sessizliğini dinlemek. Sessizce doğayla dertleşmek. Doğanın uçsuzluğuna gözünün takılı kalması, sanki dağların arkasında bıraktıklarını görebilecekmişçesine…

Güneşin içini ısıtmasıdır özgürlük. Yeni günün umutlarını ta nerelerden alıp sana getirmesi. Güneşe denk tuttuğun insanlık güneşini hatırlatmasıdır. Onun o gününü, o anını merak etmek, hüzünlere, endişelere düşmek. Sonra bir yunus olmayı hayal etmek. Tek başınalığın sessizliğinden deniz dalgıçlarına yankıyan bilgeliği dinlemek, balık halindeyken bile bunları anlayabilmek ve okyanuslara çıkmak, o düşünceleri akıtmak.

Yıldızlara bakıp yıldız gözlü kızları anımsamak, onlara gülümsemektir. Aya bakıp ay yüzlü çocuğu merak etmek. Ay büyüdükçe kalbinin sınırlarının büyümesi, küçüldükçe uzaklığa kendini hatırlatması.

sector1307164Bakılamayan güneş, dokunulamayan dağların uçsuzluğu, doyulamayan ay, yıldızlar… Ve teselliyi yine özgürlükte bulmak, özgürlük yolunda yürüyenlerle el eleliği hissetmek, avuçlarının ısınması. Elinin ulaşamayacağı kimsenin içini doldurması.

Düşünmektir özgürlük, tarihin karanlık sayfalarının ışığını içine sığdırabilmek. O günleri kafanda canlandırmak. Tanrıçalarla sohbete koyulmak, başarılarının sırrını sormak. Birlikte kahkahalar atmak. Ağır düşüncelere dalmaktır bazen de. Düşündüklerinin sorumluluğunun omuzlarını acıtması, bedeninin yorgun düşmesi. Anaları düşünmek, çektikleri acıları, sergiledikleri direnişi. İçinin acıyla, borçlulukla dolması. Çareler arayışına girmek. Okumaktır bazen de, en güzel düşünceleri okumak. Gerçeğin de, geleceğin de gün gibi ağırdığı yaşam destanlarını hatim etmek defalarca. Her cümlede kafanın yeni yeni çalışması, pınarlar gibi düşüncelerin akıp kaynadığını hissetmek, içine ilhamlar salması. Sayfalardan doya doya özgürlük sırlarını içmek.

Kavga etmektir. Yaşamın ciddi gerçeklerini gözünü kırpmamaktır. Gördüğünü haykırmaktan sakınmamaktır. Özgürlüğe yanlış dokunanlara rest çekebilmektir. Çekip gitmektir bazen de hiçbir şeyin özgürlükten daha kıymetli olmadığı fikriyle…

Yalnızlıktır özgürlük. Kendi dünyanda kalabalığa rağmen dışarıda yapayalnızlık. Ağlamaktır bazen de, göz pınarların kuruyana dek.

Daha neler yok ki sayılabilecek. Yaşama dair her şey. Yaşama dair her şey, biraz da özgürlüğe dairdir. Özgürlük, dokunduğun her şeye özgürlük adına dokunmaktır. Özgürlük için dokunmaktır. Her şeyde özgürlüğü aramaktır. Onu uzaklarda aramak, onu kendimizden uzaklara atmaktır. O her an bizimle yanı başımızda, her an bize gülümsüyor. Ona gülümsememizi bekliyor, gülüşümüzle bizi alıp daha derinliklerine taşımak istiyor.

Tanrıçalar özgürlüğün analarıdır. Tanrıçaların ve özgürlüğün evlatlarıyız. Ana doğuran, yani yaratandır. Yazar, çizer, sanatçılar ürünlerini çocukları olarak nitelendiriyorlar. Biz de bugün özgürlüğü yaratmaya çalışan kızlar, birazcık özgürlüğü tatmadık mı. Yaşamımızı birazcık ondan renklere boyamadık mı? Doğacak özgürlüğün ana rahmi duygu, düşüncelerimiz, günlerimiz, koşturmalarımız değil mi? Tüm hayallerimiz, kaygılarımız, tüm hayatımız onun için değil mi?

Henüz tam doğmadı özgürlük. Henüz ana diyemeyiz kendimize. Ama özgürlüğün müstakbel anaları bizler değil miyiz? Ana sözü bizden uzak. Çünkü kadın deyince sadece “doğuran varlık” anlaşılıyor bugün. Oysa yaşamımız, kavgada yitirdiklerimiz, özgürlüğün doğum sancıları değil mi? Bu doğumun farkı ise tek bir kişinin gücü yetmiyor, bu nazlı nadide çocuğu doğurmaya. Dünyanın dört bir yanından yüzlerce, binlerce kadının bir araya gelmesi gerekiyor. Ve kadınlar da yetmiyor, erkekler, tüm insanlar, yaşlı-genç el birliği ile doğurabilmeliyiz yaşamın bu en güzel evladını!