Özgürlüğün çok ciddi bir bedeli vardır

- Abdullah ÖCALAN
55 görüntüleme
Ben, kadın-erkek ilişkilerinden çekinmiyorum ama, bu konuda düşkünlük çok kötü.
Bugün Türkiye’de “kadın keşfedildi” iddiasında bulunuluyor. İşin aslı ise, Türk kapitalizminin kadını pazarlamaya çalışmasıdır. Şöyle sosyal ilişki, kadın da parlamentoya giriyor, kadının önemi ortaya çıktı gibi hikayelerin hepsi kapitalizme kar getirmek içindir. Bu, eski aile ilişkileri yerine, kapitalizme daha çok kadın emeği ve kadın kişiliği sunmak içindir. Bunu Avrupa kapitalizmi yüz yıl önce yapmıştır.

Türkiye ise yeni yapıyor ve dikkati çekecek biçimde “sol” dergiler de dahil bu konuyu işliyorlar. Kadın sorununa yaklaşım adı altında sergilenen, aslında kadın kişiliğidir. Bunun üzerine çok önemli bir sonuç ortaya çıkıyor. Dikkat edilirse, faşizm kadını ön plana çıkararak, üzerinde daha çok oyun oynanıp kullanılacak bir nesne durumuna getirerek kendisini sahtece kurtarmak istiyor. Kadına ve kadın gücüne yöneltilen ilgi, faşizmi önemli oranda rahatlatıyor. Kadının basına bu kadar yansıtılması boşuna değildir; kapitalizmi önemli bir darboğazdan kurtarmak içindir. Dolayısıyla bunun, kadın özgürlüğüyle bir alakası yoktur. Türkiye’de bu konuda “devrim yaşanıyor” deniliyor, ama tam tersine faşizmin alçakça düşürmesinden söz edilebilir.

Sonuna kadar gelişmeye ve özgürleşmeye evet

Ben sonuna kadar görev bölümüne evet, kadın-erkek ayrımına hayır, diyorum. Yapılması gereken ayrım, işin özelliklerine ve yeteneklerine göre olabilir. Kadın, gerekirse silahlı mücadelede de komuta edebilir, ki mücadelemiz bu konuda da zaten açık. Partimiz kendine güveniyor ve imkan tanıyor. Hiçbir örgütün yapamadığı girişimciliği partimiz yapıyor. Ama partinin sunduğu bu olanaklar üzerinde gözü dön-müşcesine oynamak isteyenler, elbette bunu en ağır biçimde ödemek durumundadırlar. Biz özgürlüğü kolay kazanmıyoruz ki, bir-iki düşküne bunu peşkeş çekelim. Biz şunu her zaman söyledik: Sonuna kadar gelişmeye ve özgürleşmeye evet ama, bu konuda partiyi kötü kullanmaya asla prim yok! Fakat halen önemli oranda yaşananın bu olduğunu ve ilişkilerde sağlıklı bir konuma gelinmediğini de belirtmeliyiz.

Burada yalnız parti içindeki ilişkilerden bahsetmiyorum, kitleyle ilişkiler de bu konuda çok bozuktur. Genelde topluma, özelde kadın kesimine yaklaşım çok yetersizdir. Bu konuda, o sahte erkeklik güdüsü yıkılmamıştır. Yine kendini bir nesne durumunda gören kadın imajı yıkılmamıştır. Bu konuda biriken ağır gelenekler, zapturapt altına alınamayan güdüler vardır. Devrimci insan, bu konuda insana yeni terbiyeyi, eğitimi ve ilişkiyi sağlayan kişidir.

Partimiz sağlam bir kurumdur

Başka topluluklarda sözümona eşitlik ve demokrasiden bahsedilir ama, bir kadın ister askerlikte, ister devletin her türlü bürosunda ve isterse patronun işletmesinde kendisine saygınlığını bir ay bile koruyamaz. Her taraftan saldırıya uğrar ve kişiliğini mutlaka bir nesne gibi satmak zorunda bırakılır. Bizim partide bu yoktur. Partimiz, bu konuda sağlam bir kurumdur. Düşman üzerinde bile muazzam bir etki yaratmıştır. Partimiz saflarında yaşayan kadınların nasıl sağlam kalabildikleri, düşmanın muazzam hayretine yol açmıştır. Bu, partimizdeki kendine hakimiyetin gücünü gösterir. Bu, bir yüceliktir. Bu yüceliğe saygı duymak gerekir. Bu yücelik, birkaç kişi için de değil, kaybedilen saygınlığı gelecekte elde etmek içindir. Bugün partimizde bu seviyeyi tutturursak, yarın bu bayrak altında gelişecek olan ilişkiler özgür ilişkilerdir. Dolayısıyla, biz buna evet diyor ve bunu birkaç kişinin hatırı için de yapmıyoruz.

Partimizin tarihsel bir özelliğini diri tutmak, güçlü tutmak, yüce tutmak için bu kadarına katlanıyoruz. Sizler bunu böyle anlayacaksınız. Anlamanız gerekir ki, biz burada örnek olaylar geliştiriyoruz. Bunu da yarın hazırlıksız yakalanmamak ve deneyim sahibi olmak için yapıyoruz. Bu konuda dürtüleri zincire vurmak için değil, tam tersine bir yüceliği sergilemek için bu kadar fedakarlık yapıyoruz, bir ilkeye işlerlik kazandırmak istiyoruz. Kaldı ki, bin yıllık bir görevi başka türlü nasıl yerine getirebiliriz? Herkes saygı ve özgürlük istiyor; o zaman bunun teorik-pratik ve siyasi çabasını göstermek gerekiyor. Özgürlük, turşu kurar gibi kurulamaz. Özgürlük, öyle kendiliğinden veya midenizin öz su salgılaması gibi elde edilemez. Özgürlük, muazzam bir siyasi savaşımın ve teorik faaliyetin sonucu olarak gelişebilir.

Dayattığımız disiplin, kişileri zor duruma sokmak için değildir, tersine özenle geliştirilen bir ilişki içindir.

Güçlü-sağlıklı aileyi oluşturmak

Parti, bu konuda da her zaman okuldur. Örnek ilişkiler burada geliştirilerek, topluma yansıtılır. Bunun için elbette nefsinden feragat etmesini bileceksin. Bazıları, “PKK’de aile yoktur” biçiminde eleştiri yöneltiyorlar. Biraz önce ailelerin eleştirisini yaptık ve bu çok büyük önemi olan bir değerlendirmedir. Yaptığımız aile eleştirisi güçlü-sağlıklı aileyi oluşturmak içindir. Aile kurmak, o kadar kolay değildir. Bunun için önce gerici aileyle savaşacaksın, bunun bekçiliğini yapan faşizmi yıkacaksın. O halde baştan çıkmayalım. Provokasyon da sürekli bu temayı işledi, “PKK’de sosyal yaşam yok” denildi. Sosyal yaşamın durumunu ortaya koyduk. Sosyal yaşam, gidip kendini emperyalizme ve sömürgeciliğe satma yaşamı değildir. Sosyal yaşam, bu yaşamı tehdit eden faşizmi, emperyalizmi ve sömürgeciliği yıktıktan sonra imkan kazanabilecek olan yaşamdır. Demokrasi de, ancak bu temelde mümkündür. Demokrasiye bu kadar saldıran güç ortadayken, bizim demokrasiyi yaşamamız mümkün değildir. Örgüt içinde saygıdeğer ilişkiler kurulmadan, birbirlerinin hakkına-hukukuna ve kişiliğine saygı gösterilmeden hangi sosyal ilişkiden bahsedilebilir?

Yeni sosyal ilişki

O halde, bir insan kendini güçlendirmeli, kendisine biraz doğru yönelmeyi bilmeli, sözümona o özgürlük, demokrasi, sosyal yaşam ve aile yaşamı denilen şeyin başlangıcını-sonuçlarını iyi hesaba katmalıdır.

Yeni sosyal ilişki dedikleri, “devrimden ve direnmekten vazgeçelim”dir. Biz büyük olanaksızlıklar içinde bir ev, bir eğitim imkanı buluyoruz; onlar bunu, liberal yaşantı bile diyemeyeceğimiz alçakça bir feodal-düşkün yaşantıya uygun bir alana dönüştürmek istiyorlar. Halbuki, biz burada her düzeyde katliamı yaşıyoruz. Bunu durdurmak ve nefes nefese küçük bir imkan kazandırmak için çabalarken; o, gözünü buraya dikmiş ve yanıbaşımızda bunu nasıl kullanacağını düşünüyor. Biz burada işkenceyi durdurmak, umuda biraz tazelik katmak ve insanımızı kurtarmak için her türlü zorluklara göğüs geriyoruz; fakat o gözü dönmüşün aklı fikri “burada yaşam var, burada ekmek şu kadar”dır. Oysa alakası yok. Ben dokuz yıldır bu sahadayım, ama daha doğru dürüst bir uyku bile uyumadım. O halde, “burada böyle yaşanır, şöyle çay içilir, yemek hazırlanır” demek yok. Burada yemek boğazdan geçmez; geçse de sadece fiziksel yaşantıyı idare etmek içindir. Ama adam düşkün, adamın yaşantıdan anladığı başka bir şey.

Özgürlüğün değeri?

Özgürlüğün elde edilişini ve yönetimini tüm yönleriyle bilmek zorunluluğu vardır. Emperyalizme kendini satıp “PKK’yi demokratlaştıracağız, ılımlılaştıracağız” demek, yıkıcılığı örgütlemek ve kontr-gerillayla işbirliği yapmak özgürlük değildir. Bunlar gözü-kara ihanet faaliyetleridir. Yine burada iki gün dayanamayıp Avrupa yaşamına koşmak özgürlük aramak değildir. Özgürlüğün çok ciddi bir bedeli vardır. Bu gösterilmedikçe, hiçbir şey kazanılamaz.

Partimizin özgürlüğe verdiği paha biçilmez değer, geliştirdiği doğru devrimci yoldaşlık ilişkileri son derece açık ve başka türlü yorumlamalara mahal vermeyecek kadar nettir. Bu ölçülere ulaşmak için öncelikle partimizin iyi tanınması gerekir. Ondan sonra birbirimizi anlama temelinde doğru bağlar kurmaya ve yeni örgütler kurmaya sıra gelir.

Bazılarının gerici tutkuları uğruna nasıl savaşım verdiklerini, aile reisi sıfatına veya kadın kurnazlığına dayanarak siyasal ihtiraslarını nasıl konuşturmak istediklerini ortaya çıkardık. Burada ortaya çıkarılan basit bir cinsellik güdüsü de değildir, aksine kesinlikle siyasal anlamlıdır. PKK’de cinselliği yaşamak isteyenlerin zorluklarla karşılaşacakları açıktır ve bu zaten biliniyor. Ama buna rağmen bu tür bir yaşantıyı yaşamak isteyenler TC’ye giderler ve onun bu konuda oluşturduğu yaşam tarzına girebilirler. Emperyalizmin yaşam sahasında bunu görebilirler. Fakat bizde şu anda gerekli olan ideolojik, siyasal ve sosyal ilişkilerle büyük değişimi yaratmaktır. Aslında bu, bizi daha fazla çekici bir biçimde bir arada tutan ve son derece güçlendiren en doğru devrimci ilişkidir.

Bunları bu kadar vurgulamamızın nedeni gözü daha feodalizmin tutkularından açılmamış, TC’nin dayattığı o en düşkün ve bayağı ilişkilerden kurtulmamış olanların bize sosyal ilişkileri öğretmeye çalışmalarıdır. Bunlar İsveç’e kaçmadan önce buraya gelselerdi, sosyal ilişkilerin ne demek olduğunu hiçbir şey yapmadan da gösterirdik. Fakat bunlar gerçekten sosyal ilişkileri tanıyan, hatta merhaba demesini bile bilen insanlar değildir. Bunlar insanlara saygılı yaklaşımın ne olduğunu bilmeyen, gözü kör ve gerçekten düşürülmüşlü-ğün en aşağı aşamasında bulunanlardır. PKK sosyal ve siyasal ilişkileri en güçlü özellikleriyle öğreten bir güçtür ve onun bu özelliği birçok güç tarafından saygıyla kabul edilmektedir. Ama bizim orta-çag karanlığından gözünü kurtaramamış olan ve hayvani tutkuyla n/pir ilişkiyi daha birbirinden ayırdedemeyen adam kalkıp bunu ı-k-şiırı diye getiriyor. Daha ilk soluğu gayri-meşru ilişkilerinden “imıı ıluşın;mm karargahında alan, sosyal ilişkiyi karın doyurma ılı ki ,ı nl.ııak gören ve rahat bir yaşam olarak anlayan adam, buna da . \ıl ılışkık-ı diyor. Elbette ki, sosyal ilişkiden bunu anlayan birisi, I’KK mu hınıık yoldaşlık ilişkilerini bilemez.

Bu ilişki sahasında da son derece güçlü militanların ortaya çıkmasını istiyoruz ve sonuna kadar da yardımcı oluyoruz. Hiçbir bayan arkadaşımız -evli veya bekar- en ufacık bir eşitsiz ve baskılı yaklaşımlarla karşılaşamayacağını bilmelidir. İşte özgürlüğün en büyük anlamı budur ve bizde uygulanan da budur. Burada hiç kimse tek olan bir kadına en ufacık bir kötü söz bile söyleyemez ve “şöyle-böyle yaşa” diye zorlamada bulunamaz. İşte bu, özgürlük derecesini gösterir. Bu özgürlük Avrupa’da, hatta sosyalist ülkelerde bile yoktur. Özgürlüğü tutkulara kölelik biçiminde değil, işte böyle anlamak gerekir. Partimizin özgür devrimci yoldaşlık ilişkileri ortamına dayatılmak istenen farklı bir ilişki biçiminin arkasında polisin olma ihtimali yüksektir. Ya da dolaylı olarak polisin körüklediği bir kültür, bir yaklaşım ve yaşam tarzı vardır.

Düzen rahatlatılmak isteniyor. Yansıtıldığı kadarıyla boyun eğmeci ve köşeyi dönme felsefesine sahip bir kişilik geliştirilmek isteniliyor. Bunun aile ile çok sıkı ilişkisi vardır. Aile, faşizmin geleneksel bir kurumudur. Avrupa’da böyle bir kurum yoktur. Avrupa bu kuruma ancak mercimek kadar değer verir. Türkiye’de ve bizde öyle değildir. Bu konuda faşizm, ortaçağ ailesini iyi kullanıyor. Bu eleştiri, ortaçağ ailesini aşmamıza olanak açıyor. Her arkadaş bu konuda kendini biraz değerlendirerek, çözüme eleştirisel bir yaklaşımla ulaşabilir. Tabii ki, ailelerimizi faşizmden kurtarmak gerekiyor. Uzun süre aileler bizi faşizmden kurtarmak istiyorlardı, şimdi bizim onları kurtarmamız gerekiyor. Bunun önemli ve ciddi bir görev olduğuna inanıyoruz.

Biz mevcut ailecilikle 25-30 yıla yakındır mücadele ederek, aşıp geliyoruz. Bu çok ciddi sorundur. Buna iş olsun diye değinmiyoruz. Mesele kavga değildir. Kaldı ki, aile ile mücadele bir kavga meselesi değil, zihniyet, gelenek ve ahlak olarak hesaplaşmaktır. Bu kişileri karşıya alarak, onlara hakim olan anlayışları ve davranışları aşmaktır. Bizde ailenin devrimcileştirilmesi, toplumun devrimcileştirilmesinin en önemli aşaması veya onun temelden başarılmasıdır. Türkiye devrimcilerinin yakalandıkları muazzam yalnızlıkta, devrimcilik, ailenin yaramaz çocuklarının işi, işsiz-güçsüz veya evden kopmuş olanların eğlencesi gibi ele alınmaktadır. Eğer ailenin devrimcileştirilmesi bireydeki gelişmeyle iç içe ele alınsaydı, Türkiye’de devrimcilik bu kadar erkenden sökülmezdi. Devrimci gelişmeyi aileye yansıtmak

95

gerekiyor. Parti tecrübelerimizi iyi biliyorsunuz. Bundan sonraki mücadele yaşamınızda bu konuda kül yutmamak, ham davranmamak, açık kapı bırakmamak önem taşıyor. Mesele yeterince ortaya konulmuştur. Sonuç çıkarmak ve bu sonuçlan pratiğe doğru uygulamak parti militanlarının görevidir. Bu konuya ilişkin olarak önümüzde gerici değer yargıları ve ilişkilerinden kurtulmak, aileye ve kadına yaklaşımı devrimdleştirmek görevimiz vardır. Bu görevimizi özenle yerine getirmeliyiz.

Bu değerlendirme, Aralık 1987 Çözümlemeleri’nden alınmıştır.

*Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 1993’te Weşanên Serxwebûn tarafından  yayınlanan ‘Kürdistan’da Kadın ve Aile’ kitabından derlendi