‘O’nu özgür görmek istiyoruz’

- Omedya WELAT
387 görüntüleme

İngiltere’de 2016 baharında ‘Öcalan’a Özgürlük’ kampanyası başlatıldı. Avam Kamarası’nda başlatılan kampanyaya 1 buçuk milyon üyeye sahip İngiltere ve Galler’in en büyük Sendikası olan Unite ile 650 bin üyeye sahip Genel İş Sendikası (GMB) öncülük ediyor. Başlangıç etabında 15 ayrı sendika tarafından desteklenen kampanya gelinen aşamada çok geniş çevre ve kitlelere kendisini ulaştırmayı başardı.
Kampanyanın hedefini, üç yıllık seyrini ve yarattığı etkilenmeyi ‘Freedom for Ocalan’ kampanya komitesi Eş Başkanı Christine Blower ile konuştuk.
Öcalan’ın Kürt halkının lideri olarak kabul gördüğünü hatırlatan Blower, bu durumun kabul edilemeyeceğini belirtti. “Öcalan’ın tecrit altında tutulmasına hiçbir gerekçe neden olamaz” diyen Christine Blower aile ve avukat görüşmelerine izin verilmemesinin yasal ve uluslararası alanda kabul edilemez bir uygulama olduğunu hatırlattı.
Hakikati söyleyebilme gücü ve ayrıcalığına sahip olanları sorumluluk almaya çağıran Blower önemli mesajlar verdi: Öcalan’ın özgür olacağına dair hep umutlu olmalıyız. Öcalan’a Özgürlük Kampanyası’na dahil olanlar çok iyi biliyorlar ki Öcalan barışı arıyor. Yirmi yıl çok uzun bir süre. O’nu İmralı’da değil özgür görmek istiyoruz.

Sayın Christine Blower 2016 yılında startını verdiğiniz ‘Freedom for Öcalan’ kampanyası zaman içersinde çok geniş çevrelere ulaşmayı başardı. Kampanyanın oluşum fikrine dair neler söyleyebilirsiniz, neden böylesi bir kampanya?

Bizler Britanya’daki çeşitli sendika hareketi’nin üyeleri olarak Kürdistan’da Barış (Peace in Kurdistan) kampanyası bünyesinde uzun zamandan beridir yer almaktayız. Ben kendim ilk olarak 1996 yılında Ulusal Öğretmenler Sendikası (National Union of Teachers) adına bir heyet ile birlikte Kürdistan’a gittim. Açık olmak gerekirse o dönemde sendikal hareketin genelinde çok büyük bir destek yoktu ve bizler hem bu konuyu gündemde tutmak, hem de Kürtler’in durumu ile ilgili sürekli konuşmak durumundaydık. Çok sonradan Britanya Sendikalar Kongresi (Trade Union Congress-TUC) ve Britanya Genel İş Sendikası (GMB) Öcalan’a Özgürlük  Kampanyası’nı yürütmeye başladılar. Elbette ki Ulusal Öğretmenler Sendikası da bu kampanyaya  başından beri dahil oldu. 

Ben şahsen Öcalan’a Özgürlük Kampanyası’nın Eş Başkanlığını yürütüyor olmaktan çok mutluyum, çünkü anladığımız kadarıyla Öcalan, Kürt halkının lideri olarak kabul görmekte ve kendisi halen cezaevinde. Bu durum açıkçası çok anlamsız ve kabul edilemez bir durumdur. 

Yüz binlerce üyesi olan birçok sendika ve kurum kampanyaya desteklerini açıkladı. Ülke bütünlüğünde değerlendirecek olursak, kampanya nasıl bir ilgi gördü?

‘Öcalan’a Özgürlük’ Kampanyası’nın dünyanın en büyük işçi festivali olan Durham Madenciler Festivali’nde (Durham Minors’ Gala) ana kampanya olarak seçilmesi bizleri çok memnun etti. Belki okuyucularınız bilemeyebilir, fakat bu festival Britanya’daki sendikal örgütlerin eylem ve etkinlik takviminde yer alan en büyük etkinlik olarak kabul edilir. Öcalan’ın portresinin olduğu tişörtleri giyip tüm Durham’ı dolaşmış olmak gerçekten çok olağanüstüydü. 

Bizler ülke genelinde yaşayan tüm Kürt toplumu ile birlikte yoğun bir şekilde çalışarak bunun gerçekleşebileceğinden emin olmak istedik. Ayrıca bunun anlamı sendikal hareketin içerisindeki birçok insanın Abdullah Öcalan’ın farkında olmasını sağlamaktı ve O’nun özgürlüğü için bir kampanyaya ihtiyaç vardı.

Özgürlüğü uğruna kampanya başlattığınız Sayın Öcalan, 20 yıldır İmralı Özel Ada Cezaevi’nde tutulmaktadır. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Üyesi olduğum sendikanın ilk olarak Kürdistan’da barış kampanyasına dahil olmasının nedenlerinden birisi açık bir biçimde Öcalan inisiyatifi altında PKK’nin  barışçıl konumunu sürdürmesiydi. Dolayısıyla barış arayan Kürt Hareketi liderinin cezaevinde ve ağır tecrit koşullarına maruz kalması kabul edilemez bir durumdur.  Öcalan’ın serbest bırakılması aynı zamanda açık bir uluslararası adalet meselesidir. Cezaevinde olmamalıdır. Kendisinin cezaevi koşullarında yazmaya devam etmesi ve  sahip olduğu bilgi birikimi cezaevi sınırları dışında da çok ses getirdi. Tabi ki doğal olarak Öcalan ve Nelson Mandela arasında paralellik kuruluyor. Bu nedenle bizler Öcalan’ın özgür olacağına dair hep umutlu olmalıyız. 

ANF Images

Sayın Öcalan’dan uzun bir süre hiçbir haber alınamadı. En son Açlık Grevi direnişleri sonucu 12 Ocak’ta kardeşi ile 15 dakikalığına görüştürüldü. Fakat ağır izolasyon koşulları hala devam ediyor. Tecrit bir işkence uygulaması olmasına rağmen CPT, Avrupa Konseyi, AİHM gibi kurumların sessizliğini nasıl yorumluyorsunuz?

Bazen uluslararası topluluk olarak adlandırılanların, yani politikacılar, sendikacılar ve sivil toplum örgütlerinin rolü daha belirleyici olur. Evet gerçek şu ki tecrit acımasız bir ceza yöntemidir. Öcalan’ın tecrit altında tutulmasına hiçbir gerekçe neden olamaz. Ailesi ile görüştürülmesine izin verilmemesi, avukatlarının görüşme talebinin sürekli reddedilmesi yasal anlamda, uluslararası alanda kabul edilemez bir uygulamadır. Dolayısıyla hakikati söyleyebilme gücü ve ayrıcalığına sahip olanların bu anlamda sorumlulukları var. Bizler kendi hükümetimize, İngiliz hükümetine, baskı yapmaya devam etmeliyiz. Benim durumumda muhatap, İngiliz hükümeti. İngiliz hükümeti Türkiye’deki mevcut rejim karşısında güçlü bir pozisyon almalıdır ve onlara bu duruma dair adım atmaları gerektiğini söylemelidir. Aslında PKK’nin yansıması konusunda yapmamız gereken birçok iş ve aktiviteler var. Öcalan’a Özgürlük Kampanyası’na dahil olanlar çok iyi biliyorlar ki Öcalan barışı arıyor. 

‘Freedom for Öcalan’  Kampanyası’nın yürütücüleri olarak İmralı tecriti ile ilgili herhangi bir girişiminiz olacak mı?

Britanya’daki İşçi Sendikaları Hareketi’nin ‘Öcalan’a Özgürlük’ Kampanyası’nı sahiplenmeye devam edeceğini biliyoruz. Ve yine biliyoruz ki daha fazla sendika da bu konuda çalışacak. Örneğin Londra Belediye binasında bu konuda bir resepsiyonumuz vardı. Türk devleti ve Türkiye büyük elçiliği bizlere “terörist” olan birisinin desteklenmesinin kabul edilemez olduğunu söylemeye çalıştı. Biz ise çok açık ve kesin bir şekilde barışı desteklediğimizi, Öcalan’ın bir terörist olmadığını bir lider olarak kabul edildiğini belirttik. Bu gibi aleyhte suçlamalar zamanında Mandela için de yapılmıştı. Çalışmaya devam ettiğimizi söylememiz gerekiyor ve çalışmalarımız devam da edecek. Daha fazla sendikaya ulaşarak kampanyamızın amacını yayacağız. 

Bütün üyelerimizi kendi milletvekillerine bu konuda yazmaları için teşvik edeceğiz. Yine tüm üyelerimizi Öcalan’ın özgürlüğüne yönelik Kürt toplumu tarafından düzenlenen tüm faaliyetlere, gösterilere katılma ve destek olmaları yönünde teşvik edeceğiz. 

Yirmi yıl çok uzun bir süreydi ve içersinde bulunduğumuz bu yıl önemli ilerlemeler kaydedeceğimiz bir yıl olmalı. O’nu İmralı’da değil özgür görmek istiyoruz. Öcalan Kürt halkı için barış sürecini yürütmeli.

Son soru olarak; halklar arası dayanışma, birşeyleri değiştirmede nasıl bir motivasyon yaratabilir?   

Enternasyonalizmin işçi sendikacılığının merkezinde olduğunu söylemek istiyorum. Tüm yoldaşlarımızı ve dostlarımızı uluslararası olarak desteklemiyorsak bizler o zaman hiçbir şeyiz. Dolayısıyla ihtiyaç duyulduğu sürece Kürt halkının yanı sıra Türkiye ve dünyanın diğer bölgelerinde yaşayan insanlarla kesinlikle dayanışmaya devam edeceğiz.