Özgürlük ruhuyla örülen öz yönetimle

- Zerya GÜL
249 görüntüleme

Kuzey Kürdistan’da özgürlük mücadelesi öz yönetim direnişi süreciyle yeni bir boyut kazandı. Mehmet Tunç, Asya Yüksel, Pakize Nayır ve Sevê’ler gibi sembolleşen onlarca, yüzlerce şehidin tazelenen direniş ve mücadele anıları, yeni ve özgür yaşamı yaratmanın duygusu, ruhu ve inancına öncülük ediyor. Bu süreç özgürlük mücadelesinin onlarca yıllık kazanımları üzerinden gelişen; halk, kadın ve gençlik örgütlenmesine, Rojava devriminin deneyimlerine dayanan yeni bir süreci ifade ediyor. Kahramanlık, fedailik, savaş deneyimi anlamında yaratıcılık çıtasını yükselten, halkın boyutlanan mücadele biçimi olarak tarih yazan bir direnişin mutlaka kazanacağını gösteriyor.

TC devletinin sınır tanımayan düşmanlığı, kindarlığı yakılan ve kül olan bedenleri tüm topluma gözdağı vermek için bodrumlara gömmek istese de; tarihin tekerrür etmediği, “Kürdistan burada meftundur” sözünün söylenme zamanlarının aşıldığı unutulmuştur. Direniş mevzilerinin yaygınlaştığı, hem direniş hem demokratik toplum sistemini örgütlemenin içiçe geliştiği bu süreçte, kazanımları güvenceye almanın çalışmaları umutla, aşkla sürdürülüyor. Direnmenin sonuç aldığı tüm alanlarda, öz yönetim örgütlenmeleri gelişiyor.

Öz yönetimin ve savunmasının gelişimi TC için saldırı gerekçesidir. Rojava ve Şengal için bu böyledir mesala. Rojava devrimine, yarattığı yaşamsal ve demokratik ulus değerlerine, kadın özgürleşmesine çok yönlü saldırının böyle bir kapsamı ve niteliği vardır.

Devrim; kadını, kültürleri, inançları, farklı ulusların demokratik özerk yapılanmalarla olgunlaşan zihniyet ve kültür birliğini güçlendirirken, milliyetçilik ve ulus devlet gerçeği her zamankinden daha derin bir kriz içindedir. Savaş koşulları içinde, direnişi anlamlı, güzel ve ahlaki bir yaşamın kaynağına dönüştürmenin, etik-estetik değerleri yükseltmenin, ekonomik inşanın zemini yapmanın zengin deneyimlerine tanıklık ediyoruz. Yeşile düşman BAAS gericiliğinin ağaç yetiştirmeyi yasakladığı bu topraklarda; Afrin’den Kobanê ve Cizre’ye meyve ağaçlarıyla yeşillenen ekolojik bir yaşama, tarım alanlarının çeşitlenerek gelişmesine tanıklık ediyoruz.

Şengal’de, Saddam diktatörlüğünün suyunu kuruttuğu, ağacını kestiği, tarımını engellediği kurutulmuş topraklar, bugün yeniden ağaçlandırılıyor. Küçük küçük denemelerle kendine yetmeyi amaçlayan tarım arazilerine, bahçelere dönüştürülüyor. Küstürülen su kaynaklarının, yanıbaşına gelen doğaya, yeşile dost insanına yeniden döneceğinin inancıyla susuz yerlere yaşam suyu akıtılıyor. Yaşam yeniden; başka bir gözle, duyarlılıkla, kadın renginde, doğa yeşilinde, güzel kokan çiçekleri de unutmadan, emeğe ve üretime düşmanlığa inat yeniden canlanıyor. Ölümün, katliamın her biçiminin kol gezdiği, cansız olarak algılanan taşlardan bile intikam almanın düstur edindiği bu mekanlarda, düşmanlığın bin bir yüzüne, katliamcılığına inat; direnişle yaşam yanyana, kolkola birlikte yürüyor, ilerliyor, büyüyor, varlık ve özgürlük kazanıyor.

TC vatanında kültürlere ve inançlara düşmanlık; yeni yılın, yılların, yüzyılların politikasına dönüştürülmek isteniyor. Yeni yıl afişleri parçalanıyor mesela, temsili Noel Baba’nın kafasına silah dayanıyor, linç ediliyor. Böyle bir ruh hali, histeri gibi tüm topluma yayılmak isteniyor. Milliyetçilik, dincilik ve cinsiyetçilik etnik kimliklere, inançlara ve kadınlara günlük katliamlar biçiminde dayatılıyor, meşrulaştırılıyor. Kin, nefret, düşmanlık, savaş, ölüm ve katliam zihniyetine karşı; sınırlarının ötesinde, hemen yanıbaşında demokratik ulusal zenginliğin, kültürleşmenin yeşerttiği iyilik ve güzellik duygusu, özgürlük ruhu ve düşüncesi, bir Arap şeyhinin sessizce akan gözyaşlarında dile geliyor, anlam kazanıyor. Birbirine yabancılaştıran, düşman kılan, uzaklaştıran tüm mesafeler, zamanlar aşılıyor ve yeni bir zaman, yeni bir mekan yaratılıyor. Bu duygu ve zihniyet; toplumsal yaşamı oluşturan ve zenginleştiren bütün alanlara anlam ve etik-estetik değer katarak özgürlük peşinde koşan kadın etrafında gelişiyor. İnsan ve toplum kendi doğasına kavuşuyor, doğayla yeniden buluşuyor. Bedeli ağır da olsa, direnişin güzelleştirdiği yaşam, demokratik toplumsallığın kültürleşmeyle anlam buluyor.

Tüm halklara, inançlara, kadına düşman TC-IŞİD, Rojava’dan Şengal’e, Cizre’den Silopi’ye, Sur’a yaşam ve özgürlük alanlarını, arayışlarını, direniş iradesini teslim almanın piyonları olarak erkek egemen sistemin önde koşan atları konumundalar. Sevê’ler, Çiyager’ler, Mehmet’ler, Pakize’ler bu sisteme diz çökmeyenlerin Sur’unu yükseltenlerdi. Devrimin sadece bir ruh değil, hemen yanında ve içinde bir yaşam, özgürlük koşusu olduğunun bilincinde, en hızlı koşucularıydılar. Yeniden yeşillenen doğanın, ağacın, kaynağına dönen suyun, tohumuna kavuşan toprağın, kardeşliğin, güzelleşen yaşamın hissiyatında, amacında ve yolundaydılar. Bir parça Kobanê’ydiler, bir parça Şengal’diler. Yükselen umudun, inancın, özgürlüğün ruhu ve duygusuydular; bükülmeyen bileği, eğilmeyen başıydılar. Yandılar, yakıldılar, kurşunlandılar, ama yaşıyorlar. Yaşıyorlar ve yaşatıyorlar; Mazlum’ların, Kemal’lerin, Sakine’lerin yaşayıp yaşattığı gibi. Şirin’ler, Viyan’lar, Şilan’lar gibi…