Pandemi ve izole çocuk yaşamlar

- Vildan Dirik
59 görüntüleme
Pandemi/corona sözcükleri 2020’de muhtemelen en çok telafuz edilen kelimeler oldu. Zaman zaman dünyayı durduracak noktaya getiren bu yeni tip virüs, sohbetlerimizin ana teması oldu. Gözle görülmeyen bu virüsün etkileri ekonomiden sağlığa, eğitimden kültür ve sanata, sosyal yaşamdan aile yaşamına kadar her alanı, toplumu ve bireyi derinden sarstı. Sarsıntı o denli derin oldu ki on yıllar geçse de etkilerinin süreceğini söylemek abartı olmaz.

Bu sürecin yarattığı yaşam alışkanlıkları, davranışlar, izole ve sınırlı bir sosyal yaşamın ve  dijital sistemlerin yaşamımıza hakim olmasının, pandeminin sona ermesi ile birden bire ortadan kalkacağını sanmak bir yanılgı olacaktır.

Üzerinde sayfalar dolusu yazılar yazılabilecek olan bu salgın sürecinin yoksulları daha da yoksullaştırdığı zenginleri ise daha fazla zenginleştirdiği de üzerinde ayrıca durulması gereken bir konu. Hastanelerde solunum cihazı yetersizliğinden, bakımevlerinde yanlarında bir tek aile bireyi olmadan ya da doktorların tercih sırası gözeterek ölüme terketmek zorunda kaldığı milyonlarca insanın yaşamını yitirmesinin, cenazelerin konteynerlerde üst üste istiflenmesinin elbette kapitalizmin silahlanmaya, savaşa, doğa ve insan tahribatına yol açan vahşi hırsı ile birebir bağlantısı var. Bu anlamda pandemi en gelişmiş ülkelerde bile yoğun bakım ünitelerinin yetersizliğini, sağlığa ayrılan bütçenin yetersizliğini ve böylesi durumlar karşısındaki hazırlıksızlığı da gözler önüne sermiştir.

İzole çocuk yaşamlar

Bu sürecin en çok etkilenen kesimi elbette çocuklar ve gençler olmuştur.  Yaşamlarının bir kesitini izole olarak yaşayan, sosyal ilişkilerden neredeyse tümden kopan çocuklar için bu süreç alışkanlıklarının tamamen değiştiği, dar alanlarda televizyon, telefon ve bilgisayar kullanımı dışında kısıtlı olanaklarla zaman geçirmeye çalıştığı bir süreç olmuştur. Yaşıtları ile oldukça sınırlı buluşmalar yüzünden sosyalleşme düzeylerinin gerilediği, hastalık bulaştırma kaygısı ile paylaşma, dokunma, kısıtsız oynama lüksünün en aza indirgendiği bir süreç olmuştur.

Eğitim ve ekonomik düzeylerine göre anne babaların bu süreçte çocuklarına gösterdiği ilgi ve yaklaşım ve yine tanıdıkları olanaklar farklılık gösterse de, her kesimden çocuk bu süreci derinden yaşamış ve yeni yaşam alışkanlıklarının gereklerine göre şekillenmiştir. Doğaldır ki pandemi her ülkede ve şehirde aynı ölçülerde benzer oranlarda yaşanmamıştır. Korona kısıtlamaları farklı olsa bile çocuklar bir yıldan fazladır her yerde benzer uyarılar ve kısıtlamalarla büyümektedirler. Geçen yıl doğan çocuklar için yetişkinleri maskeli görmek normal bir durumdur. Üç dört yaşındaki çocuklar için kreş yerine evde kalmak, evde zaman geçirmek, sokakta yürürken hiçbir şeye/kimseye dokunmamak, yanaşmamak, elleri sıkça yıkamak, daha fazla televizyon ve telefon kullanmak normal olagelmiştir.

Okul çağı çocuklarının internet üzeri ders alması, ödevlerini mail yoluyla göndermeleri, video konferans, Homework, Homeschooling vb. sözcüklerin yaşamlarına girmesi yeni yaşam tarzlarının başlangıç dönemleri olmaktadır.

Hareketsiz, arkadaşsız, zamanının büyük bölümünü internette geçiren bu çoçuklar aynı zamanda sağlıksız beslenme, televizyon karşısında yemek yeme alışkanlıkları yüzünden hem fiziksel, hem sosyal hem de psikolojik olarak problemler yaşamaktadırlar. Diğer bir yandan ise anne-baba ve çocukların alışılmışın dışında birarada olmaları, aynı ortamı paylaşmak zorunda olmaları beraberinde olumlu ve olumsuz birçok yeni durumu doğurmuştur. Bir yandan anne ve babaları ile  daha fazla zaman geçirdiği için sevinen çocuklar “korona geçmesin” derken, diğer yandan aile içi şiddetin artması nedeniyle normal zamanda öyle çok da hevesli gitmediği okuluna gidebilmeyi özlemle bekleyen çocuk sayısı da azımsanmayacak kadar yüksek.

Pandemi çocuklarda ölüm korkusu yarattı

Diğer bir konu pandeminin çocuklarda yarattığı ölüm korkusudur. Dede-nine  ya da diğer yakınları için endişelenen, kendisi yüzünden birilerinin ölebileceğinden korkanözellikle 7 yaş üstü çocuklar ve ergenler iç dünyalarında bu kaybetme ve suçluluk duygusu ile boğuşmakta. Daha küçük yaştaki çocuklar için ise bu durum biraz daha farklı özellikler göstermekte. Ölüm kavramının tam olarak anlaşılmadığı 3-6  yaş grubu çocukları için Korona neredeyse kötü bir çizgi film karakteri gibidir. Onunla savaşılması gerekmektedir, gözle görülmeyen, her yerde olabilen ve tüm alışkanlıklarını ters yüz eden bu kötü düşman yüzünden dede ve ninesini ziyaret edememekte, arkadaşları ile oynayamamakta. En sevdiği yerler olan

parklar, sokaklar, havuzlar, sinema ve tiyatrolar kapatılmıştır. Geriye seçenek olarak televizyon, akıllı telefonlar ve bilgisayar oyunları ile evde zaman geçirebileceği oyuncakları kalmaktadır. Gelir ve eğitim düzeyi buna ek olarak bilinç düzeyi ortalamanın üzerinde olan ailelerin çocukları ile daha nitelikli zaman geçirme (kitap okuma, etkinlik yapma vb) olanakları olsa da bu ailelerde bile anne ya da babanın işlerini evde yürütme zorunluluklarından kaynaklı olarak sorunlar yaşanmakta ve kolaya kaçılarak çocuklar gerekenden daha fazla televizyon vb. araçlarla zaman geçirmekte, akıllı telefon kullanma yaşının 2-3’e kadar düşebildiği görülmektedir. Elbette bu tespitler normal koşullar için geçerlidir. Asıl felaket ölçülerinde olan ise savaş koşullarında, mülteci kamplarında üstüne üstlük Korona tehlikesi ile yüzyüze yaşamak zorunda olan çocuklardır. Aynı şekilde annesi ya da babası işini kaybetmiş olan, açlık ve yoksullukla boğuşan çocukların içinde bulundukları durum da Korona’nın kendisinden çok daha fazla öldürücü, tehlikeli ve travmatik sonuçlara yol açacak bir durumdur.

Profesyonel yardım alınabilir

Tüm bunlara rağmen içinden geçtiğimiz pandemi koşullarında çocuklarımızın bu süreci en az zararla geçirmesi için anne, baba ve eğitimcilere çok daha fazla görev düşmekte. İster anaokulu, ister ilkokul çağında, isterse de ergenlik çağında olsuntüm çocuklara daha duyarlı ve anlayışlı yaklaşılması gerekiyor. On-onbeş dakika bile olsa ona kitap okumak, birlikte seçilen bir filmi izlemek, doğada daha fazla zaman geçirmek, ailece oyunlar oynamak gibi aktivitelerle bu zamanı nitelikli geçirerek tek başına, kontrolsüz olarak televizyon ve telefonla zaman geçirmesinin önü alınmalıdır. Çocuklara en iyi örnek elbette kendisi de kitap okuyan, medya ile az zaman geçiren anne babalardır. Pandemi sürecinin

sosyal, ekonomik, psikolojik ağır etkilerini yaşayan aileler bir bütünen farklı sorunlarla karşı karşıya kaldıklarından, bu durumun çocuklar üzerindeki olası olumsuz etkilerini gözlemlemek ve gerekirse eğitmenler, öğretmenler ve çocuk doktorları ile görüşerek profesyonel yardım almalıdırlar. Aileler çocukların mümkün olduğu kadar açık alanlarda yaşıtları ile birlikte olmalarını sağlamalı, davranışlarındaki değişiklikler karşısında paniklemeden, sabırla çocuklarını izlemeli, dinlemeli ve anlamaya çalışmalıdırlar. Biz yetişkinler için bile dayanması zor olan bu sürecin küçük insanlar üzerinde yarattığı baskılar ve sınırlamalar elbette daha ağır ve kalıcı olacaktır. İşte bizlere düşen görev bu etkileri en aza indirmek ve yaşamı olabildiğince normalleştirmektir.