Rahşan’ın yanına Handan’ın olmayan mezarını yaptım

- Döne GÜZEL
280 görüntüleme

ZEYNEP BOYRAZ-17Zeynep Poyraz ile buluşmak için Almanya’nın Meckenheim şehrine gidiyoruz. 71 yaşında olan Zeynep Ana tek başına küçücük ama sımsıcak bir evde karşılıyor bizleri. Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’ne tam 4 çocuğu katılmış Zeynep Ana’nın ve iki kızı şehit düşmüş. Evinin duvarlarında tek tek asılı fotoğrafları. Bizi karşılarken çınlayan sesi, fotoğrafları işaret ederken ağırlaşıyor.

Zeynep Ana’nın Türkiye’de dolaşmadığı cezaevi kalmamış, hatta cezaevi müdürleri ona ’terörist Zeynep’ diye sesleniyormuş. Zeynep Ana yılmayan, direngen bir kadın. Her şeye inat çocuklarının hayallerine sonuna kadar inanmış ve o hayallerin ardından yol almış…

Çocuk yaşta büyüyen kadın

Kimimizin çetin hikayesi taa çocukluktan başlar. Öyle zorlu yollardan geçmişizdir ki hayata farklı bir pencereden bakmayı çok erken yaşlarda öğrenmeye başlarız. İşte Zeynep Ana da öyle biri: “Köyümüz, Kayseri’nin Sarız ilçesine bağlı Örtülü köyü. Ben beş aylıkken annem hayata gözlerini yumuyor. Annemi hiç tanımadım, fotoğrafları da yok. Yüzünü fotoğrafta da olsa görmeyi çok isterdim. Annemin üç kız çocuğu oluyor. Halam, annem öldükten sonra 2 ablamı da yanına alıyor, küçük olduğum için beni almıyor, üvey annemle büyüdüm ben.”

Zeynep Ana çocukluk yıllarında çok zorlu sınavlardan geçer. Her çocuk gibi oyun oynarken kavgaya tutuşur. Henüz 14 yaşındadır. Üvey annesi onun çocuklarla kapışmasına öfkelenir ve onu dövmeye başlar. Bu kavgası sonra kendisi için çok daha zor günler başlar: “Babam geldi, üvey anneme neden beni dövdüğünü sordu. Üvey annem de ‘kardeşiyle kavga etti, ben de dövdüm’ dedi. Babam beni tuttuğu gibi ahıra götürdü. Tabii duyan geldi. Nenem, halam, amcalarım hepsi geldiler. Babam bana silahı doğrultmuş, yaklaşan olursa hem beni hem de kendisini vuracağını söylüyordu. Babam kendisini kaybetmişti, etraftakilerin ‘o daha çocuk, yapma’ seslerini dahi duymuyordu. O arada babam kapıda birini gördü ve ahırın kapısını açtı. Bana dönerek ‘bu adam senin büyük kaynın’ dedi. Babamın ‘büyük kaynın’ dediği kişi ise meğer benim evleneceğim adamın büyük oğluymuş. Beni birkaç gün içerisinde apar topar alıp götürdüler. Hiç bir şeyin farkında değildim ki. 14 yaşındaydım, beni verdikleri adam ise 56 yaşında. Sarız’dan Sivas’ın Bozlu köyüne gelin götürdüler beni. Bu evlilikten bana geriye kalan ise 7 çocuğum oldu. Sivas’ın Bozlu köyünden Antep’e yerleştiğimizde 25’indeydim. Antep’te fakir bir aileydik ama çocuklarımın hepsi çalışıyordu, aç-açıkta değildik. Çocuklarımın babası öldüğünde ise 35 yaşındaydım.”

MANSETDevrime çocuklar büyütür

Zeynep Ana, Antep’te devrim arayışında olan gençlerin mücadele günlerine tanıklık eder. Oğulları da bu arayışın içinde olur ve özellikle de PKK’nin filizlenme dönemlerinde aktifleşirler. 9 Haziran 1978 yılında Halkın Kurtuluşu üyesi İlhan Emre ve Mehmet Ali Özpolat devlet tarafından Antep’te infaz edilirler. Zeynep Ana o yılları şöyle anlatıyor: “Antep’te 1978’li yıllarda büyük olaylar oldu. Memo ile İlhan arkadaşlar çatışmada şehit düştüler. Daha 12 Eylül gelmemişti. İşte o zaman gençler Antep’te örgütlenmeye başladılar. Halkın Kurtuluşu, Halkın Yolu, Emeğin Birliği vardı. O zamanlar Apocu’ları yeni yeni duyuyorduk. Bir de Maraşlı Şexo Dirlik arkadaşın abisi Mehmet Dirlik öğretmenlik yaptığı Bingöl’de devlet tarafından infaz edilmişti. Oğlum Rubar bu olaydan çok etkilenmişti, sesi kısılmıştı. Günlerden bir gün gece saat 02:00’de kapı sesi ile uyandım. Kapıyı açtım, baktım polisler, içeriye girdiler, Rubar’ı alıp götürdüler. Ben ilk defa öyle bir şey yaşıyorum, ağlamaya başladım. Bağırıyorum, çağırıyorum ama çare olmuyor. Gidebileceğim bir yeri de bilmiyorum. Üç gün sonra Rubarımı bıraktılar.”

Zeynep Ana’nın oğullarına yol görünmüştür. 18 yaşında olan Rubar dağları kendisine mesken tutar. Annesine “ben çalışmaya gidiyorum, senin üzülmeni de istemiyorum” der. Ali ise Rubar’ı takip eder ve onun ardından gider.

Zeynep Ana daha sonra oğullarının PKK’ye katıldığını öğrenir. “Bir tel saçlarını dünyaya değişmem” dediği çocuklarının seçtiği yol için “onlar bu yolu seçtikten sonra bana sonuna kadar onların yanında yer almak düşer. Çocuklarım onurlu bir yolda yürüdüler. Ölene kadar da ben çocuklarımla gurur duyacağım ve onların yanında yer almaktan asla vazgeçmeyeceğim” diyor.

Zeynep Ana 12 yıl sonra Adana Köprüköyü’nde yakalanan oğlu Rubar ile karşılaşır. Onu tanımakta zorlanır: “Gözünden yaralanmıştı Rubarım. Gözünü yanımda açtılar, daha yaralıydı. Onu öyle görünce titremeye başladım. Elimi tuttu, ben de onun elini tuttum. Ne ben onu tanıdım, ne de o beni, bayılmışım. Dile kolay, 12 yıl geçmiş aradan. Rubar 10 yıl cezaevinde kaldı. Oğlum Ali de Maraş’ta çatışmada yakalandı ve cezaevine girdi. Maraş cezaevinde 6 ay boyunca Ali’yi bana göstermediler. Maraş cezaevine gidiyorum ‘Ali Antep’te’ diyorlar, Antep’e geliyorum ‘Maraş’ta diyorlar. Gezmediğim cezaevi kalmadı.Daha sonra Ali’yi Maraş’tan Antep’e getirdiler. Antep’ten de Adana/Kürkçüler’e sonra ise Mersin, ordan da Eskişehir’e götürdüler. Ben de oğlum ile birlikte bu cezaevlerini dolaştım.”

Cezaevlerinin yılmaz emekçisi

Zeynep Ana’nın tüm bunların yanında bir de bakması gereken çocukları ve ciddi sağlık sorunları yaşayan eşi vardır. O direngenliğiyle tüm bunların üstesinden gelmesini bilir: “Kimsem yok, çocuklar küçük, eşim yatalak. Oğullarım mücadeleye katıldıktan sonra akrabalarımız bizi bir nevi dışladılar. Ama ben ne yapıp edip her defasında çocuklarıma bakmasının bir yolunu buldum. El işi yaparak evimi idare ediyordum. Bak, hala da yapıyorum. Hala vazgeçmiş değilim. Bu elişi ile çocuklarımın bulunduğu cezaevlerindeki tüm mahkum arkadaşlara bir şeyler götürüyordum. Bir gün polisler geldi, beni götürdüler, ‘PKK’ye yardım yataklık ediyorsun. Oğlunun olmadığı cezaevine 72 kilo zeytin götürmüşsün ve PKK’li mahkumlara dağıtmışsın. Sen ne iş yapıyorsun. Bu paraları nereden getiriyorsun’ diye beni sorguya çektiler. Elişi yapıyorum dedim. Etrafımdaki köylere elişi yapıyordum. Bazen elişi karşılığında bana zeytin, peynir vb şeyler veriyorlardı. Fıstık, ceviz vb. işleri de yaptım. Her zaman yapacak bir şeyler buldum.”

Zeynep Ana cezaevlerinin yılmaz bir emekçisidir. PKK’li çocukları için açlık grevlerine girer, eylemlere katılır. Devletin tüm engelleme çabalarına rağmen vazgeçmez, başı diktir: “Her ay başka bir cezaevine gidiyordum. Arkadaşlarla görüşmek için savcılığa gidip dilekçe veriyordum. Onları rahat bırakmıyordum, onlar da beni rahat bırakmıyorlardı. Ben diğer mahkumların da görüşlerine gidiyordum. O dönemler cezaevlerine gitmek bir dert, gittiğinde ise karşılaştığın muameleler başka dertti. 1980’li yıllardan bahsediyorum size, Türkiye’deki tüm cezaevlerine gidiyordum. 20 yıl boyunca cezaevlerine gidip geldim. Devletin baskıları karşısında direnmek insanı iradeli kılıyor. Bana cezaevi müdürleri ‘terört Zeynep’ diyorlardı. Bize direnme gücünü veren PKK’dir. Devlet sindirmeye çalıştıkça biz Kürtler daha fazla direndik. Onlar bize kinini kustukça bizim öfkemiz devlete karşı daha da büyüdü.”

1İki kız kardeş, iki yoldaş: Rahşan ve Handan

Zeynep Ana’nın hikayesi ve yaşadıkları Kürdistanlı annelerin ortak hikayesi aslında. Cezaevi yollarını arşınlayan, meydanlarda seslerini yükselten, dağ başları için özlem biriktiren ama bir o kadar direngen ve inançlı anneler… Yaşadıkları bütün vahşete, ölümlere, kedere rağmen çocuklarının ardında sapasağlam durmasını bilen anneler… Zeynep Ana’nın Kürdistanlı annelerle işte böyle bir ortak hikayesi var, çünkü Kürdistan’da Zeynep Ana’nın yaşadıklarını yaşamayan neredeyse tek bir ev, tek bir anne yok gibi.

Zeynep Ana’nın oğulları ardından iki kızı daha “artık kalamayız, buralarda yapamayız” diyerek gerilla saflarına katılırlar. Rahşan (Dicle) 15’inde, Handan (Deniz Helin) ise 17’sindedir. Zeynep Ana şöyle anlatıyor o günleri: “Birbirlerine yoldaş oldular. Rahşanım 1989’da, Handanım da ben 1992’de buraya geldikten sonra İstanbul’dan gerillaya gitti. 1996 yılında da şehit düştüler. Rahşan, Handan’dan 12 gün sonra şehit düşmüş.”

‘Kızlarımın yanına gömün beni’

Handan ve Rahşan yaşamını yitirmeden önce “eğer şehit düşersek bizi Amed’e defnedin” diye istekte bulunurlar. Zeynep Ana kızlarının bu isteğini yerine getirmek için yollara düşer: “Geçen yıl Dersim’den Rahşan’ı aldım, Amed şehitliğine getirdim. Handan’ın olmayan mezarını da Rahşan’ın yanına yaptım. Keşke ben ölseydim ve kızlarım benim üstümü örtseydi, ne yazık ki ben onların üzerini toprak ile örttüm. Handanım Sivas’ta şehit düştü, cenazesini vermediler, getiremedik. Kızlarımın cenazelerini almak için çok uğraştım. Rahşan şehit düştükten sonra bir hafta Dersim’de morgta bekletilmiş, sonra belediye başkanı kızımın cenazesine sahip çıkmış; kızımı sarı, kırmızı, yeşil renklerle defnetmişler. Yeri belli olsun diye de mezarına bir taş yerine 3 taş koymuşlar. Kızım Dersim’de kimsesizler mezarlığındaydı. Rahşan’ın isteğini yerine getirince biraz rahatladım. Sivas’a ise kızım Fatoş gitti. 29 arkadaşı ile birlikte Handan, Koçgiri’de şehit düşüyor. Kızım Fatoş, Handan’ın cenazesini almaya gittiğinde belediye başkanı bir yeri, mezarlık müdürlüğü başka bir yeri, savcılık ise başka bir yeri gösteriyor. Bunun üzerine tam 35 yer açıldı, fakat bulunamadı. Meğer 29 gerillanın gömüldüğü yerin üstüne beton döküp, orayı tekrar mezar diye satmışlar. Ne yazık ki Handanımı alamadık. Sadece ben bu acıyı yaşamıyorum, tüm Kürt anaları bu acıları yaşıyor. Bizi ayakta tuttan da onların amaçları, inandıklarıdır. Kürtlerin tüm kazanımları bu yolda hayatlarını adayanlar sayesindedir. Onlar olmasa Kürtlerin varlığından söz edilmezdi. ZEYNEP BOYRAZ-27Acılar mı?  Evet, acılar biz annelerin yüreklerinde, her an her yerdedir. Bazen kimse fark etmeden gözyaşı döküyoruz, bazen yalnızlığımızı birbirimizin gözlerine bakarak anlıyoruz. İşte bedel vermeden hiç bir şey olmuyor, bize düşen de verilen bu bedellere sahip çıkmak, onların bıraktığı yolda mücadele etmektir.”

‘Keşke çocuklarımla gitseydim’

Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’ne tam 4 çocuğunu veren Zeynep Ana, Avrupa’ya geldiği yıllardan itibaren de bütün eylemlerin, etkinliklerin, yürüyüşlerin eksilmez katılımcısı olur. Son iki yıldır yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle artık yürüyüşlere gidememekten dert yansa da herkes onu “eylemlerin Zeynep Ana’sı” olarak tanıyor.

Zeynep Ana tüm bu yıllar içerisinde yüreğinde tuttuğu en büyük özlemi de bizimle paylaşıyor: “Keşke çocuklarımla birlikte ben de Kürdistan dağlarına gitseydim. Bu benim en büyük pişmanlığımdır. Gençlik yıllarım geçti ama bir şekilde oraları görme şansına sonunda sahip oldum. Orda değer var, paylaşım var, akıl var. Oraları görünce insan kendini unutuyor.”