Rojava’ya saldırıların anti-kadın karakteristiği

- Meral ÇİÇEK
275 görüntüleme

“Rojava’ya saldırı kadın devrimine saldırıdır”. Bu slogan, özellikle de TC’nin Efrîn’e işgal saldırıları döneminde daha çok öne çıktı. Dünyanın dört bir yanında işgal saldırılarına karşı düzenlenen protesto eylemlerinde yaratıcı döviz ve pankartlar da taşındı. Bir slogandan çok bir hakikati ifade etmekte. Çünkü Rojava devrimi bir kadın devrimi olarak gelişip yükseldi, bu niteliğiyle öne çıktı, algı ve hafızalarda yer edindi. Rojava devriminden söz edildiğinde akıllara önce kadınlar gelir; sadece topraklarını işgalcilere karşı savunan YPJ savaşçıları değil, devrimin bütün alanlarına öncülük eden enerji dolu, güler yüzlü, bazen de acılı kadınlar.

Rojava devrimine kadın rengini veren, elbette ki sadece kadınların fiziki katılım ve öncülük düzeyi değildir. 19 Temmuz 2012’de resmi ilan edilen Rojava devriminin üzerinde yükseldiği temel direklerden biri, kadın özgürlüğü ve cinsler arası eşitliktir. Kadın iradesinin hem özerklik ve özgünlüğü hem de eşit temsiliyet ve katılımı bu temel ilke doğrultusunda güvence altına alındı. Ve gerçekten de geçen 7-8 yıllık süreçte Rojava’da en çok kadınların hayatı değişti. Devrim denilen de zaten bu değil midir, yani yaşamın değişmesi. Aynı şekilde 19. ve 20. yüzyıl devrim hareketlerinin de temel eksiği ve eleştiri konusu kadınların hayatının pek de değiştirilememiş olması değil midir? Dolayısıyla bir devrimin devrim olup olmadığının ana göstergesi kadının toplum ve sistem içindeki konumudur. Eğer kadının toplumsal, siyasal, ekonomik, kültürel vs. statüsünde ve katılımında ciddi bir fark söz konusu değilse devrimden söz etmek ne kadar mümkün olabilir? O zaman mevcut toplumsal düzene dokunulmamış demektir. Belki siyasal rejim veya ekonomik sistem değiştirilmiştir ama toplumsal düzene dokunmayan devrim, devrim olabilir mi? Elbette ki olamaz. Hatta gerçek devrimler kadın devrimi olmak zorunda. Merkezine kadın özgürlüğünü almayan hiçbir devrim hareketi başarılı olamaz, kalıcı değişimler yaratamaz. Yüzyılımızın ilk büyük devrim hareketi olan Rojava’yı diğer dünya devrim deneyimlerinden ayıran temel nokta budur. Yani kadın rengidir.

Devrimin öznesi ve öncüsü kadınlar

Peki Rojava devrimi kadın rengine sahip olduğu için mi ona karşı geliştirilen saldırıların kadın devrimini hedef aldığını söylüyoruz? Bir yanıyla elbette ki öyle. Çünkü saldırılarla devrimin boğulması amaçlanıyor. Geçen 7-8 yıllık süreçte (ve elbet öncesi) elde edilen bütün kazanımlar hedefleniyor. Bu kazanımlarla en çok kadınların hayatı olumlu anlamda değiştiği ve yaşamın her alanına kadınların katılımı arttığı için devrimi tasfiye girişimleri elbette en çok kadınlar üzerinde tehdit oluşturuyor. Yani Rojava devriminin öznesi ve öncüsü kadın olduğundan, devrime karşı saldırılar da en çok kadına zarar verir.

Fakat saldırıların niteliğini doğru tanımlayıp kavramak açısından sadece saldırıya uğrayanın değil, saldıranın da enine-boyuna karakterize edilmesi gerekiyor. Rojava devrimini boğmaya, tasfiye etmeye çalışanlar kimlerdir? Hangi güçlerdir? Temel ortak özellikleri nelerdir? Bu noktadan baktığımızda aslında oldukça heterojen gibi görünen Rojava ve Kuzeydoğu Suriye sahasındaki uluslararası ve bölgesel güçlerin aslında öz itibariyle çok da farklı olmadığı net görülebilir. Zira hepsinin temsil ettiği ortak gerçek kadın düşmanlığı ve eril iktidarcılıktır. Bu konuda Erdoğan, Trump veya Putin arasında herhangi bir fark söz konusu olmadığı gibi, DAİŞ ve TC’nin diğer paralı çeteleri de bu kadın düşmanı zihniyetin en kaba ifadesini oluşturuyor.

Dolayısıyla en son faşist TC’nin ve bağlı çeteler tarafından 9 Ekim’de başlatılan Rojava’ya yönelik işgal ve soykırım saldırıları, dayandıkları zihniyet itibariyle kadın karşıtıdır. Yani nasıl ki Rojava devrimi en çok kadın rengi üzerinden tanınıp yayıldıysa, 2012’den bugüne kadar devletler ve çeteler (aslında çete devletler) eliyle geliştirilen saldırılar da en çok kadın düşmanlığı üzerinden somutluk kazandı. Bugün de TC ve çeteleri tarafından yürütülen, başta ABD ve Rusya olmak üzere uluslararası ve bölgesel devlet güçlerinin de kirli hesaplarla içinde yer aldığı Rojava’yı işgal saldırıları ilk gününden itibaren kadınları özel olarak hedef aldı.

Parçalanmak istenen kadın özgürlükçü paradigmadır

Suriye Gelecek Partisi’nin Eş genel sekreteri Hevrîn Xelef’in hunharca katledilmesi bu gerçeğin en somut ifadesi. O gün, çok sayıda sivil faşist TC’nin paralı askerleri tarafından infaz edildi. Hepsi erkekti. Ama hiçbiri, Hevrîn gibi işkencelerden geçirilmedi, vücutları parçalanmadı. Aslında Hevrîn’in bedeni şahsında parçalanmak istenen, kadın özgürlükçü paradigmanın kendisiydi. O yüzden en çok da başına darbeler vurmuşlardır. Zira onlar, fikir olarak da kadının yaşamın her alanına eşit ve özgür katılımını yok etmeyi amaçlıyor.

Aslında eril iktidarcı zihniyetin günümüzde kadın özgürlükçü zihniyet ve mücadele karşısında yaşadığı korku ve acizliği temsil ediyorlar. Öyle acizler ki ayaklarıyla yerdeki bir cenazeye basmayı kahramanlık diye sunmaya çalışırken alçaklığın dibini gösteriyorlar aslında. YPJ savaşçısı Amara Rênas’ın yerdeki cansız bedeni etrafındaki çete güruhu en iyi tanımlayan kelimedir belki de alçaklık. Bulundukları alanda erkek savaşçıların cenazeleri de bulunmasına rağmen bu barbarca hareketi bir kadın savaşçının cenazesi üzerinde yapıp görüntüyü yayınlamaları elbette ki tesadüf olmamıştır. Tersine, Rojava’da kadınlara yönelik saldırı sistematiğinin bir parçasıdır.

Diğer bir örnek ise; ülkesini işgalcilere karşı savunurken şehit düşen bir kadın savaşçının saç örgülerinden tutup kanlar içindeki başını yukarı kaldırarak poz vermeleri. Burada saç örgüsünün sembolik anlamı elbette ki yüksektir. Çünkü YPJ’yi ve YPJ’nin şahsında kadın öz savunmasını, savaşçılığını, iradesini, öncülüğünü, eşitliğini; kısacası özgürlüğünü simgeliyor. Devrim süresince çizilen birçok görselde YPJ savaşçılarının saç örgüsü, DAİŞ çetelerini silip süpürdü. Bu poz, kadın direnişçiliğinin sembolizmini yok etmeye dönük verilen açık bir mesaj.

Cesur Kürt kadın motifi hedef alınmakta

Kadınları esir alıp kaçırmaları da aynı amacı taşıyor. Öyle olmasaydı Rojava’dan sınırın ötesine, Türkiye’ye kaçırdıkları erkekleri de gösterirlerdi. Ama sadece tıpkı DAİŞ gibi savaş ganimeti gibi kaçırdıkları kadınların TC bayrağı altında ya da çete güruhunun ortasındaki görüntülerini çekip yayınladılar. Açık ki bu şekilde başı dik, kendine güvenen, ülkesini ve yaşamı savunmak için kendini feda etmekten çekinmeyen, bütün dünyaya umut veren, dünya kadınlarına örnek olan cesur Kürt kadın motifini hedef alıyorlar. O motifi yok etmek istiyorlar. Onlar için iradeli kadın en büyük düşmandır. En büyük tehlikedir. Çünkü iradeli kadının olduğu yerde kölelik yoktur, orada özgürlük vardır. Onların zihniyetinde ve yaşam tasavvurunda ise kadın ancak erkeğin kölesi olarak var olabilir. TC’nin işgal ettiği Rojava ve Kuzey Suriye alanlarındaki başlıca uygulamalarından biri kadınlar için çarşaf zorunluluğu ve erkeksiz evden çıkma yasağı olması bundan ötürüdür. Bu konuda DAİŞ’le aralarında herhangi bir fark olmadığı gibi, TC’nin denetimindeki alanlarda yaşam kadınlar için daha da korkunç ve ağır. Bu açıdan YPJ’nin kurulduğu ve devrimden sonra ilk kadın kanton başbakanının seçildiği Efrîn’de bugün kız çocuklarının haremlik selamlık bir şekilde ayrı sınıflarda ders görmesi elbette ki sistematik bir politikanın sonucudur.

Dünya kadınları Rojava devrimini savunuyor

Faşist TC devletinin DAİŞ zihniyetiyle tasarladığı bu politika, Rojava’ya dönük işgal ve soykırım saldırıları ile sınırlı kalmayıp, kadın özgürlüğünü doğrudan hedefliyor. Saldırılar doğrudan kadın düşmanı bir karaktere sahip olup, eril iktidarın azami haline dayanıyor. Dünya kadınları bu gerçeğin farkında oldukları için Rojava devrimine herkesten daha çok sahip çıkıp savunuyorlar. Çünkü özünde saldırıların kadın özgürlüğüne karşı olduğunun, 21. yüzyılı kadın devrimi çağına dönüştürme ihtimalini önlemeyi hedeflediğinin bilincindeler. O yüzden “Rojava’ya saldırı kadın devrimine saldırıdır” diyorlar. O yüzden kadın devriminin savunmasında yerini alıyorlar. Ve o yüzden kadınlar olarak savunma hattımızı daha da sağlamlaştırıp onları bir kez daha yenilgiye uğratmamız tarihi önemdedir. Sadece Rojava için değil, dünya kadın devrimi için.