Sakine Cansız nasıl bir hayat yaşadı?

- Bircan YILDIZ
38 görüntüleme
Gençlik yıllarımız, yani artık ne olmaya karar verdiğimiz zamanlar… İşte tam da o zamanlar kişi kendini bazen ateş, bazen de kuş sanır. Düşse Haziran’da bir tarlaya kuru otları, yanında taşları hatta toprağı bile yakabileceği hissine kapılır. Mesela bir yamaçtan aşağı inerken yürümeyi ciwanlığına hakaret sayar, boşalır dizginlerinden uçarcasına koşar. Engel tanımaz.

Aşılmak için, sıçramanın zevkine varmak için yaratılmış ne güzel şeylerdir onlar! Kendi ülkende, kendi dilinde okuluna gidip, kültürünü-inancını özgürce yaşıyorsan, o vakit gerçekten de yaşıyorsundur demektir. Yok eğer evde başka bir dil, okulda başka bir dil, evde kendi inancın, okulda hakim olanın inancını öğrenmek zorundaysan orada başka bir hikaye başlar demektir. Yazının bundan sonraki akışı gerçek bir hikayenin girişidir artık…

Birçoğumuz henüz dünyaya gelmeden yıllar yıllar önce Dersim’in Tahtıhalil (Taxtxal) köyünde bir kız dünyaya gelir. Anne ve babası aslında tesadüfen hayattadır. Çünkü onların memleketini işgal eden düşmanları bu dağ halkının neredeyse yarısını süngüden geçirir! O zamanlar henüz bebek olan anne-baba gibi binlerce bebek, büyükleri gibi ‘isyancı’ olmasın diye vahşice katledilir! Anne-baba diğer çocuklarına anlattığı gibi ‘SAKİNE’ adını verdikleri kızlarına da belli bir yaşa geldikten sonra başlarından geçenleri anlatır. Sakine, kimi zaman sobanın şavkıyla, kimi zaman da çıra’nın kısık ışığıyla aydınlanan toprak damlı evlerinin o küçük odasında çatık kaşlarla dinlediği bu gerçek hikayeleri hiç unutmaz. Okula başladığı yıllarda yaşadığı‚ başka bir ‘dil’ gerçeği ilk çelişkisi olurken, bu çelişkiyi ‘inanç’ ve ‘kültür’ farklılığı takip eder. Ters giden bir şeylerin olduğunu fark etmiştir ama ‘neden ve nasıl’ını henüz bilememektedir. O zamanlar ev geçindirmek de zor. İşgal edilen bir memleket olduğu için fabrika, iş alanları da hiç yoktur. Baba çalışmak için revaçta olan Almanya’ya çalışmaya gider.

Hayatını değiştirecek kelime: “Kürdistan!”

Sakine sorumluluk sahibi, kardeşlerini koruyup-kollayan zeki ve girişken bir çocuktur. Babası hem hasretinden hem de orada okuması için Sakine’yi Almanya’ya götürür. Sakine diğer çocuklar gibi değildir, toprağından uzak oluşa bir türlü alışamaz. Bir gün tesadüfen bir etkinliğe giden Sakine burada hayatını değiştirecek kelimeyi duyar; “Kürdistan!”

Kısa süre sonra babasına memlekete dönmek istediğini söyler. Babası gidecek olmasına üzülse de isteğini yerine getirir ve Sakine Dersim’e geri döner. Okulunu henüz bitirmemiştir, bu onun için bir avantajdır. Bol bol kitap okur, sorular sorar, araştırır, çelişkilerini tartışabileceği değişik insanlarla tanışır. Diğer bir avantajı ise hemen evlerinin bitişiğindeki tek gözlü odada yaşayan üniversite öğrencileridir. Aslında o öğrenciler kiminin UKO’cular,  kiminin ise APOCULAR dediği “Kürdistanlı devrimciler”dir. Belli bir çevrenin küçümsediği Kürdistanlı devrimciler Sakine’nin hayatını tamamiyle değiştirir.

Sakine kısa süre içinde örgütleme yeteneğini geliştirir, kadınların yoğunlukta olduğu bir çevre oluşturur. Büyük bir kavgacıdır da. Hal böyle olunca Zeynep anayla aralar açılmaya başlar. Tamamen koruma içgüdüsüyle kızının üzerine titrediğini düşünse de Zeynep ana, yeni şeyler keşfetmiş, hayatın anahtarını bulmuş Sakine için yol ayrımı görünmüştür. Evden çıkmanın yollarını ararken dönemin toplumsal gerçekliğini de düşünmek zorundadır. Farklı bir siyasi görüşten de olsa devrimci olan amcaoğluyla evlenip, evden, toplumsal baskıdan kurtulma fikri fena fikir değildir. Bu şekilde devrimcilik yapması daha da kolaylaşacaktır.

Sakine evlenerek Dersim’den İzmir’e taşınır. Tek amacı Kürdistanlı devrimcilere ulaşmak, onlarla birlikte mücadeleye akmaktır. Hem geçimini sağlamak hem de örgütleme yapabilmek için fabrikada işe başlar. Kısa sürede fabrikadaki kadınları örgütler.

“Kurdan re Azadî” pankartı

Grevler, eylemler derken ilk Kürtçe pankartı “Ji Kurdan re Azadî”yi açtığı bir eylemde tutuklanır. Birkaç ay İzmir’de cezaevinde kalır. Cezaevinden çıkar çıkmaz da Kürdistan’a ana kaynağa geri dönüş yapar. Bingöl ve Elazığ’da Apocu kimliğiyle faaliyet yürütür.

Vakit gelip 1978’in sonuna dayandığında; 20 yaşındaki Sakine de inançlı, disiplinli, örgütçü öncü bir militan olmuştur. Kürdistanlı devrimciler karınca gibi Kürdistan’ın her köşesinde örgütleme çalışmalarını büyütmüş, toplumsal bir gerçekliğe kavuşturmuşlardır kendilerini. UKO’culardan APO’culara geçilmiş büyük bir kesime ulaşılmıştır. Artık bir parti ile yola devam edilme kararı alınmıştır.

Fis’te yapılacak kongreye; Sakine Cansız, Abdullah Öcalan, Cemil Bayık ve Kesire ile gider. Parti kurma fikri heyecanı kalbini durduracak gibidir. Yılların büyük emeğiyle yaratılan örgütlenme Fis’te PKK olarak Kürdistan’a hediye edilir.

Sorumlulukları artmış bir şekilde Fis’ten ayrılan Sakine’nin görev yeri Elazığ’dır. Bir yıla yakın burada faaliyet yürütürken artık PKK ismi de düşmana korku salmaya başlamıştır. Kürtlerin tarih boyu yakasını bırakmayan ‘ihanet’ henüz yeni boy vermeye başlamış PKK’nin içine de sızmıştır. Birçok kentte Özgürlük Hareketi’nin öncü kadroları ihbarlar sonucu tutuklanır. Sakine de Elazığ’da kaldığı evde yapılan baskın sonucu iki arkadaşıyla gözaltına alınarak Elazığ 1800 Evler denilen işkencehaneye götürülür.  1800 Evler düşmanın sindirme kalesidir. Amed Zindanı’ndaki vahşet uygulamalarının esin kaynağı Elazığ 1800 Evler’dir.

Amed Zindanı

Sakine, düşmana Onu yakalama fırsatı verdiği için kendine karşı çok öfkelidir. Ancak henüz 20 yaşındadır ve düşmanın kalesini yıkacak iradeyi bu kısacak devrimcilik yaşamına sığdırmıştır. İşkencehanenin koridorunda karşılaştığı ve tüm ilişkileri düşmana veren dönemin ihanetçisine “Şerefsiz partiyi sattın!” sözleriyle hem hainliğini duyurur hem de düşmana PKK’liliğin nasıl olduğunu gösterir. Elazığ’da onlarca gün süren işkence süresince Sakine’nin ağzından tek bir kelime çıkmaz.

Anne ve babasının anlattığı ’38 hikayeleriyle büyüyen Sakine, tarihine, toprağına ve inancına yakışır bir direniş sergiler ve sonraki hayatının nasıl şekilleneceğini de hem dosta hem düşmana gösterir.

Elazığ’dan Malatya Cezaevi’ne sürgün edilir. Hiçbir zaman umutsuzluğa kapılmaz, düşmanı alt etmenin yollarını düşünüp durur. Kusursuz bir plan hazırlayarak Malatya Cezaevi’nden kaçar. Ancak dışarıda bağlantı kurma sıkıntısından ötürü çok geçmeden yakalanır. O kadar sıkı korunan bir cezaevinden kaçması düşmanı adeta çılgına çevirir. Sakine için yeniden sürgün yolları görünür.

Kendi deyimiyle “Nazi Kampları’nı aratmayan” bir yer olan Amed Zindanı’na götürülür. Henüz Amed Zindanı’na ulaşmadan adı ulaşır Sakine’nin.

Baş işkenceci Esat Oktay daha cezaevi girişinde kendince ‘had bildirme’ amacıyla kaba dayaktan geçirerek korkutabileceğini sanır. Cellat, bu direngen kadının iradesini, kötülüğün toplamı olan kendisinin bile kıramayacağını çok sonraları anlayacaktı.

Doğal lider olur

Zindana giden Sakine, kadınların yaşamına, bilincine, yüreklerine dokunur. Bu büyülü dokunuş ile tutsak kadınların örgütlülük düzeyi daha da artar. Kısa süre içerisinde tüm siyasi görüşten kadınlar arasında doğal bir lider rolüne kavuşur Sakine. Düşman genç, yaşlı demeden siyasetle alakalı-alakasız onlarca kadını zindana atmıştır. Ama Sakine tüm bu insanların eğitimi, sıkıntıları yaşamsal tüm ihtiyaçlarıyla öyle bir ilgilenir ki siyasetle alakalı olmayan insanlar bile artık mahkemeye çıktıklarında siyasi savunma yaparlar. Düşmanın sindirme politikaları Kadınlar Koğuşu’nda adeta yok hükmündedir.  O döneme kadar PKK’nin erkek öncü kadroları üzerinde uygulanan akıl almaz işkence taktikleri kadınlar üzerinde de uygulamaya konulur. Erkekler koğuşunda kısmi dökülme, çözülmeler yaşanırken arkadaşlarının anlatımıyla “kadınlar koğuşu tek fire bile vermez!”

Açlık grevleri, ölüm oruçları derken, dört duvar arasında da olsa birçok taleplerini düşmana kabul ettirirler. Hatta erkeklerin talepleri arasında olmayan  ‘ortak havalandırmaya çıkma’ talebini de kadınlar koğuşu Sakine öncülüğündeki direnişle elde eder. Sakine Amed Zindanı’ndaki direnişiyle Kürt halkının gururu olmayı başarmış ve artık sembolleşmiştir.  Düşman yeni taktiklerle ‘kaleyi içten fethetme’yi devreye koyar. Şener şahsında yapılmaya çalışılan tam da budur. Topluma mal olmuş, dört duvar arasında bile umudu yaratan Sakine’nin direnişine gölge düşürme çabaları istedikleri sonucu vermez.

Dağlara yolculuk

Zindandaki bu tarihi direniş, mücadele sahalarına da büyük moral olur. PKK’nin öncü kadrolarının çoğunu zindana atarak bitirme planları Sakine ve yoldaşlarının direnişiyle farklı bir boyuta taşınır. Direniş Kürdistan’dan Ortadoğu’ya oradan Avrupa’ya yayılır…

‘PKK’nin kafeste boğdurulması‘ hesaplarını irade ve inançla tersine çeviren bir yanıyla Mazlum, Kemal, Hayri ve Dörtler ise diğer bir yanıyla da baştan aşağı Sakine Cansız’dır. Sakine daha sonraki sürgün yerleri olan Eskişehir ve Çanakkale’de de aynı direngen, inançlı tavrı, disiplinli ve örgütlü duruşuyla düşmanına yenilgiyi yaşatmayı sürdürür.

Sürekli kaçış planları yaptığı zindandan hiç aklından geçirmediği bir süreçte tahliye olur. 10 yıllık amansız saldırılar altındaki direniş sırasında sürekli hayalini kurduğu Önder APO ve dağlarla-gerillayla buluşma zamanı gelmiştir. Kısa süreli metropol faaliyeti ardından Avrupa üzeri Şam’a ulaştığında kalbi heyecandan duracak gibidir. Yazdığı üç ciltlik ‘Hep Kavgaydı Yaşamım’ kitabında bu buluşma anının heyecanını anlatmaya çalışmıştır. Yıllardır özlemini duyduğu Rêber Öcalan ile buluşma, onunla her konuda etraflıca tartışma, kavga etme, çelişkilerini giderme imkanı bulmuştur. Zindan Konferansı ve Bekaa’daki eğitimin ardından Sakine, hayalini kurduğu dağlara gitme vaktinin geldiğini Önder Abdullah Öcalan’a iletir. Rêber Öcalan, bir süre daha yanında kalmasını, onu gönderemeyeceğini söylese de Sakine’nin inadı karşısında kim durabilir ki! Rêber Öcalan “Ben ve Sara PKK’yi birlikte kurduk, ona git diyemem!” sözleriyle öneriyi eğitim gücüne sunar. Arkadaşlarının çoğunluğu dağlara ne kadar özlem duyduğunu bildiği için ‘ülkeye gidebilir‘ yönünde el kaldırınca Rêber Öcalan Sakine’ye dönerek “Sara sen kazandın” der… Ve Sakine’nin büyük hasretini çektiği dağlarına yolculuğu başlar…

Kürdü, Kürdistan’ı, PKK’yi, gerillayı, direnişi anlatır

Hiçbir savaş tecrübesi olmayan Sakine kısa süre içerisinde gerilla ortamına ve savaşa adapte olur. Yoğun düşman saldırısı altında bile inançlı, disiplinli ve örgütlü duruşundan taviz vermediğini hemen her arkadaşı farklı farklı hikayelerle anlatır. Uzun yıllar dağda kalan Sara, mücadele alanlarının genişlemesi ve ihtiyaçları üzerinden ’98’de Ortadoğu’dan ayrılmak zorunda kalır. Gönlünde hiçbir zaman dağdan, gerilladan, Kürdistan ve Ortadoğu’dan ayrılmak olmasa bile, PKK’liliğin gereklerini de en iyi bilendir; “İhtiyaç nerede ise PKK’li oradadır!“

Sakine Avrupa’da ülke ülke, şehir şehir, kapı kapı dolaşan bir öncüdür artık. Yılmadan, yorulmadan farklı toplumlara ulaşmanın yol ve yöntemlerini arar, bulur, ulaşır ve anlatır Kürdü, Kürdistan’ı, PKK’yi, gerillayı, direnişi…  Bir arkadaşının Sakine için kurduğu şu cümle belki de onu özetleyen cümlelerin başında gelmektedir: “Son dakikasına kadar; bugün gidecekmiş gibi hazır, hep kalacakmış gibi de çalışırdı. Her yerde çalışma tarzı buydu!“

Devrimci bir Kürt kadınının hayat hikayesindeki belli başlı püf noktaları bunlar sadece. Eksik kalan, anlatılacak çok şeyler var. Böyle bir devrimciyi daha fazla tanıyabilmek onur vesilesidir.