Sakineleri yaşatmak, Sakine olmak…

- Ruken Aras
225 görüntüleme

602

Bir yıl daha geçti 9 Ocak katliamının üzerinden. Tarihin gizli kalmış sayfalarındaki kahramanların ölümlerine baktığımızda egemenliğin kendine yakışan vahşetini Paris katliamında bir kez daha görebiliyoruz. Egemen erkek devlet zihniyeti bin yıllardır toplumsal bilincin açığa çıkmasında öncülük yapan ya da örnek olan bireyleri bastıramazsa ortadan yok etmeyi planladı ve hala bu planlarını sürdürüyor. Tarihsel toplum anlayışıyla sorunları tanımlayarak ele alıp çözüm üretirken bu kahramanlara, öldürülme biçimlerine ve geride bıraktıkları değerlere, yarattıkları toplumsal hafızaya bakmak önemli olabilir.

Sakine, Rojbin ve Ronahi Paris’te yaşayan sürgün üç kadın devrimci. Bu cümlede üç ismin dışında üç  önemli ayrıntı duruyor. Sürgün olmak onların yurtseverlikleriyle bağlantılı, kadın olmak cins bilinci, devrimci olmak da sınıfsal karakterleriyle…

Yurtseverdiler çünkü inkâr ve imhayla karşılaşan kendi toplumsal kimliklerini, tarihlerini, topraklarını, dillerini korumak ve özgürleştirmek için mücadele ediyorlardı. Halklar tarihinin en acımasız ve çözümsüz bırakılmak istenen sorunuyla uğraşıyorlardı. Demokratik ulus paradigmasıyla hareket ederken sadece kimliklerinin ve topraklarının özgürleşmesi için değil, tüm farklılıklarla birlikte eşit, özgür ve ekolojik zihniyete dayanarak nasıl yaşanacağını biliyorlardı. Biliyor ve bunu tüm ezilen halklarla paylaşmak istiyorlardı.

Sınıfsal mücadelelerini diğer tüm sömürü biçimlerinden ayırmadan sürdürüyorlardı. Bağlı oldukları hareket, adını işçi olmaktan almıştı. Emeğin özgürleşmesi ile kimliklerin özgürleşmesinin birbirinden kopuk olmadığını biliyorlardı. Binlerce yıldır süregelen ama son beş yüz yılda sistematik bir düzene dönüşen kapitalist moderniteye karşı demokratik modernite için mücadele ediyorlardı. Azami kâr kanunun olmadığı, savaşların, talanların, işçi ölümlerinin yaşanmadığı  bir toplumun açığa çıkması onların mücadele gerekçelerinde biriydi.

Bir de kadındılar…

Öyle bir harekete bağlıydılar ki bu hareket toplumun özgürlük gerekçesini ancak ve ancak kadının özgürleşmesine şart koşuyordu. Kadın cinsi tarihin en köklü sömürüsünü yaşıyordu ve toplumsal sömürü de bu çark üzerinden yaşatılıyordu. Yaşamın en büyük anlam gücü olan kadın, erkek egemen devletçi zihniyetin köleliğine mahkum edilmek istenmekteydi. Bedeni, emeği, iradesi, kültürü iktidar sahipleri tarafından cendereye alınmıştı. Kadın, yarattığı değerleri kaybetmişti. Bu değerleri kim, ne için ve nerede çalmıştı kadından? İşte Sakine Cansız bu sorunun cevabını bilen bir hareketten geliyordu. Kadın,  kimliğini Ortadoğu topraklarında kaybetmişti ve yine orada kendi gerçekliğini bulmalıydı.

“Hazine kaybedilen yerde aranır” diyordu Sakine Cansız…

Kadının kendi gerçekliğiyle tanışması ve özgür düşünebiliyor olması Sakinelerin şahsında yaşam buluyor. Demokratik toplum inşası özgürlüğe aşık kadınların mücadelesinde yatıyor ve bu direniş her geçen gün büyüyorsa Sakinelerin mücadele tarihiyle bağlantılıdır. Zilanlardan Beritanlara, Semalardan Arin Mirkanlara kadar özgürlük mücadelesi cesur ve inatçı kadın savaşçılarla bugünlere geldi.

Sakine Cansızları katleden zihniyet kadın şahsında bir halkı yıldırmak, örgütü parçalamak ve mücadeleyi bitirmek istedi. Ama onların şehadetini başta kadınlar olmak üzere Kürdistan halkı yastan öfkeye çevirdi. Çünkü öldürülmek istenen kendilerinin özgürlük sevdasıydı.

Sakinelerin anısını yaşatmak için  Amed’de  bir kez daha onları anacağız. 9 Ocak katliam tarihinden önce bir hafta boyunca etkinliklerle onların mücadeleci kişiliklerini tekrar konuşacağız, kitlesel olarak katliamı protesto edeceğiz. Ardından 8 Mart gelecek ve Kürdistan, 80 ülkeden 500’ü aşan kadının katılımıyla Dünya Kadın Yürüyüşüne tanıklık edecek. O yürüyüşte de Sakineleri anacağız, öfkemizi haykıracağız, Arin Mirkkan’ı, Kader’i, Sibel’i yüreğimizde taşıyacağız.

Sakinelerin anısına sahip çıkmak yapılan eylemliliklerle elbette çok anlamlıdır. Ama daha da önemli olan özgürlük ideolojilerini, kadın kimliğindeki yarattığı değerleri, inançlarını toplumsal zihniyette her gün ve her yerde yaşanır kılmaktır. Sistemin hiç boşluk bırakmadan kendine çekmeye çalıştığı çocuklara, genç kadınlara Sakinelerin mücadelesini her zaman anlatmak iktidar çözümlemelerinin en pratik hali olacaktır. Onları sadece katlediliş yıldönümlerinde değil, her an yaşatmak gerekmektedir. Çünkü onlar hakikat arayışında yola çıktılar ve geriye büyük bir özgürlük aşkı bıraktılar. Sakineleri yaşatmak Sakine Cansız olma iddiasında yatmaktadır.

Şimdi, Kobanê’de kadınlar bir devrime öncülük ediyor. Bu devrim, Sakine Cansızların yarattığı zihniyetin armağanıdır, onların günümüze getirdiği değerlerdir, emanet bıraktıkları anıları, cesaretleri ve inançlarıdır. Kobanê’de her bir YPJ’li gerilla bir Sakine’dir. Kürdistan’da kadınlar cins bilincini açığa çıkarmış, kendi bilimine sahip çıkmış, özgün örgütlenmiş, partileşmiş ve ordulaşmışsa Sakinelerin aradığı hazineyi bulmuş demektir. Bu hazineyi özgürleştirmek ve demokratik toplumun inşasına sunmak için Sakine Cansızların, Rojbin ve Ronahilerin öncülük ettiği  zihniyet devrimini gerçekleştirmek, örgütlülüğü genişletmek ve mücadeleyi yükseltmek, onların anısına verilecek en güzel cevaplardan biri olacaktır.