Sana tokat atana, sen de bir roket at!

- KAKTÜS
179 görüntüleme

Erkek aklı kadar üçkağıtçı, sinsi bir akıl görmedim yeminle. İki kadın tartıştığı zaman, o tartışmadan öyle bir sıyrılıyor ki aklınız şaşar. Bu durum aklıma yıllar önce gazetelerde yayınlanan ve daha sonra fıkra haline gelen bir resmi hatırlattı. Resim iki ayrı kareden oluşuyordu. Karenin birinde; elini arkadan bağlayan bir adam, peşi sıra ise yürüyen bir kadın gelir. İkinci karede ise bu kez kadın önde, peşi sıra ise elleri yine arkadan bağlı bir adam yürür. Fotoğrafın altına da; “Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nden önce ve sonra” diye not düşmüşler. Fotoğrafa ve altındaki nota bakan adamın eskiden feodal, şimdi ise eşitlikçi ve özgürlükçü olduğunu sanır… Wwwııış, ben benim aklıma şaşayım. Zebaniler düşüncelerimi alıp-alıp ateşe salsın ve her seferinde o düşünceler küle dönsün. Dönsün ki bir daha canlanma belirtisi göstermesin, ya Star! Böyle kötücül bir dünyada böyle iyimser fikir olur mu? Star aşkına, sen ne biçim kadınsın ya? O düşüncelerle anca akbabalara tepside kurbanlık olursun, ötesi, hal belli…

Erkek karşısında beklentili olmak

Adama sormuşlar, “Amca olay ne?” O da cevap vermiş; “Bu ara askeriye buralara çok mayın döşemiş. Biz de hanımı önden gönderdik, hele mayın patlıyor mu?” Düşünce dalgalanmalarımdan yanık kokusu geliyor resmen. “Amca, hanım yerine bir eşek gönderseydiniz…?” demeyin sakın, bir eşeklik yapıp, “ha eşek, ha hanım” der, bu kez de amcanın ağzının ortasına geçirmek durumunda kalırız.  Eşeği göndermeleri de zihinsel bir problem zaten. Zorlamayın yanı…

Tabi rivayet bu. Gerçeklik böyle midir orası muamma. Kesin olan “Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nden önce ve sonra”sı dipnotudur. Kötümser olmayalım diyecem ama, iyimser olmak için de pek bir gerekçemiz yok. Hakikatten erkeğin, kadının özgürlüğünü istediğini, şiddet karşıtı olduğunu nasıl düşünebildiniz? Saf mısınız anam-bacım?!?

Bir de soruyor musunuz? Yani tabiki de safız, hemi de zır saf… Ama bu kadar şey içerisinde zoruma giden halen erkek karşısında beklentili oluşumuz. Adamlar ne yaparsa yapsın bazılarımızın onlardan beklentisi tükenmiyor. Yanarım da buna yanarım. Oysaki beklenti tükense bu kadar kırılıp, dökülüp, erimez, yere yapışmazdık. Sorun beklentili ruh halimizde. Ruh halimizi derhal sorguya almalıyız. Onca şiddet, onca ezilmişlik, onca tüketilmişliğe rağmen, “bir umut, ya insafa gelirse” mi diyeceğiz?

Madem sönmüyor, ateşi harlandıralım

Bakın söylemedi demeyin, aha buraya yazıyorum: İki kadın tartışmasında ya da kavgasında asla bir erkeğin rengini anlayamazsınız. Durup öylece bakar, sonra duruma göre renk alır, olay sonlanınca da renk vermeye başlar. İşte o an anlarsınız… Fakat geç kalırsınız. İçiniz acır, canınız yanar. Umutlar mum gibi erir. Neden mi? Çünkü, güvendiğiniz dağa kar yağmıştır ve içiniz üşüyordur. Ama ablanın biri ısınmanın yolunu bulmuş? Gözümsün valla! Yürü, sonuna kadar arkandayım… Kimse çıkıp, “öyle olmaz, o da bir şiddettir” gibi laflar etmesin, yeminle yanan düşünce dalgalarımın her birini size ok gibi fırlatırım. Ben yanıyorsam siz de yanın derim, bilmem anlatabiliyor muyum?

Şimdi diyeceksiniz neler oluyor? Özsavunmanın alası oluyor. Amasya’nın Merzifon ilçesinde yaşayan A.T adındaki bacım uğradığı şiddet karşısında çileden çıktı. Canı çok ama çok yandığı anlaşılan bacım şairin, “Ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa…” şiirinin dizelerinden esinlenmiş olacak ki, kendisine şiddet uygulayan eşine molotofkokteyli özsavunmada bulunmuş. Ne yapsın kadın, yangın sinede olunca hangi su söndürebilirdi ki? “Madem sönmüyor, ateşi harlandıralım” demiş. Yani “şiddetse şiddet, öyle değil, böyle uygulanır” demek istemiş olabilir. Biz işin içeriğini tam olarak bilmiyoruz. Ama haberin veriliş biçimi müthiş öğretici. Her kadın bu işi nasıl yapabilir, haberden rahatlıkla öğrenilebilir. Haberde “Eşinden şiddet gördüğünü öne süren kadın, iki arkadaşıyla birlikte maske takarak eşinin iş yerine molotofkokteyli attı” cümlesi çok dikkat çekici. Neymiş, demek ki şiddet gördüğümüzde ilk elden kendimizi savunmalıyız. Bugünün işini yarına bırakmamalıyız. Bırakınca içimiz yanıyor. Bu kez de kocayı yakmak istiyoruz. O yüzden bence ilk etapta yumruğu çakın, çenesi yamulsun. Eğer yapamıyorsanız, molotof da idare eder. Tek sorun cezasının ağır olması, sanırım müebbet miydi, neydi ya? Ama en önemlisi de tek başınıza yapmayın, mutlaka yanınızda arkadaş bulundurun. Böyle arkadaş yoksa hemen edinin.

Devlet zaten ahlaksız

Evet devam edelim, izlenen kameralardan elde edilen bilgilere göre, “İş yerine gelmeden önce şahıslar önce aracın plakalarını sökmüşler. Sonra maske takmışlar. Maskeli kişilerden biri ateşlediği molotofkokteylini iş yerinin camından içeriye atmış.” Şimdi buradan ne öğreniyoruz. Bir kere arabanın plakasını açık etmeyeceksin. İkincisi maskesiz olmaz. Üçüncüsü, molotof her yerden atılmaz. Açık bir pencere, kapı, mümkünse kilit kullanın. Ne de olsa evden biri, anahtar mutlaka bulunur. Yani sağlam iş yapın. Fakat siz siz olun, kamera önünde bu işleri yapmayın bacım. O ne öyle, dibine kadar acemilik ya. Ama sözünün sahibi kadınsın, dediğini yapmışsın. “Eşim beni darp etti. Kendisine ‘İş yerini yakacağım’ dedim. Arkadaşlarımı aradım ve yaptık.” Yaa, işte bu!

Şimdi insanın sorası geliyor, A.T’yi bu noktaya ne getirdi? Dayak cidden cennetten çıkma mı? Öyleyse niye mutlu değil de ölüyüz? O nasıl cennetlik dayaktır ki cehennemi yaşatmak istiyoruz? Eee tabi sen, kadın katillerine “iyi hal indirimi” uygula, şuna, buna “iyi çocuklardır” de, onlarca çocuğa tecavüz eden adamı “rızası vardı” diye salıver. Dayakçı kocayı “eşidir, sever de, döver de” de, sonra kadının parçaları bulunsun. “Bağırsaydın” deyip küçücük çocukları, tecavüzcüleriyle mahkemelerde buluştur, çocuk kalp krizi geçirip ölsün… Hiç kimse de çıkıp, “ya kendimizi bu ahlaksızlara karşı koruyalım, özsavunmamızı yapalım” deyip sokağa çıkmasın. Şimdi ne diyeceksiniz? Devlet zaten ahlaksız.  Ama onu yönetenler daha da ahlaksız. Yargı desen hali hal değil. Durum ortada; “İyi hal”cilerle yatan… kiminle kalkar belli değil. “Ya suyundan ya huyundan…” demişler. Artık işler karışık, ahlaksızlık, çürümüşlük, küflenmişlik çeneyi geçmiş. Dikkat ettiniz mi, her konudan konuşanlar, özsavunmasını yapan kadını konuşmuyor, gündem bile yapmıyor. Korkuyorlar? Cidden, kadın özsavunmasını geliştirir diye korkup bu benzeri haberleri yaygınlaştırmıyorlar. Ama yemezler. Anam-bacım, bundan böyle değil molotof, sana tokat atana sen bir roket at. Bilsin şerefsiz ne yaptığını… De hayde, STAR esirgesin sizi tüm kötülüklerden. Tanrıçaya emanet olun!..