‘Sanata belediye ile başlamadık’

- Türkan ARSLAN
275 görüntüleme

7 Haziran seçimleriyle başlayan, tartışmalı 15 Temmuz darbesi ve son yapılan referandumda halkın iradesini oy saymaya tenezzül bile etmeksizin gasp edilmesini takiben Türkiye’de bir dikta rejimi giderek kurumsallaştı.

GULE OZALP ULUSOYİçeride ve dışarıda siyaseten iflası yaşayan AKP iktidarı, kendileri açısından çıkış yolu gördükleri diktatörlük rejimini uygulamaya koymuş bulunmaktadır. Atanan kayyumlar, OHAL ve KHK’ler bu yönetim biçiminin belirgin araçları olarak öne çıkmaktadır. Kendisine muhalif olarak gördüğü her bireyi, her kesimi, her grubu ’terörist’ ilan ederek zindanlara tıkayan, KHK’lerle işsiz bırakan faşizm gerçeği buldozer gibi toplumun üzerinden geçmektedir.

Böylesi bir sürecin hedeflerinden biri de Amed Şehir Tiyatrosu oldu. Belediyeye kayyum atanması üzerine, halkın iradesini gasp eden bir zihniyetle sanat yapılmayacağı yönünde bir duruş geliştiren Amed Şehir Tiyatrosu oyuncuları kayyum emir komutasındaki şehir tiyatrolarından ayrılarak kendi olanaklarıyla yeni bir yapılanmaya gittiler. Kayyumun işine son verdiği isimlerden biri de tiyatrocu Gule Özalp Ulusoy. Sürece, yaşanılanlara ve sanatın tavrına ilişkin Gule Özalp Ulusoy ile konuştuk…

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Gule Özalp Ulusoy bugünlere nasıl geldi? Tiyatro ile nasıl tanıştı? Neler yaşadı?

AMED SEHIR TIYATROSU4Maraş Elbistanlıyım. Aleviyim. Babamın ölümünden sonra ailem Malatya’nın Doğanşehir ilçesine yerleşiyor ve ben 1973 yılında Doğanşehir’de doğdum. Sekiz kardeşin üçü erkek, evin en küçüğüyüm. Daha sonra ekonomik nedenlerden dolayı Karadeniz’e göç ettik ve yaklaşık sekiz yıl Trabzon ve Rize’de yaşadık. Tekrar ekonomik nedenlerden dolayı 1992 yılında İstanbul’a göç ettik ve lise öğrenimimi burada tamamladım.

Tiyatroyla nasıl tanıştım, aslında küçükken okul piyeslerinde rol alıyordum ama Mezopotamya Kültür Merkezi’ne (MKM) gelmem aslında tamamen ulusal bilinçle ilgiliydi. Tamamen kendi anadilimle sanat üreten ve topluma yayan ve toplumun moral ve motivasyonunu doruğa çıkaran bir kurum ve bu kurumdaki her üretimin halkla buluşması bende heyecan yaratıyordu. Amacım gelip oyuncu olmak değildi, sadece bu kurumda ben ne yapabilirim, neresinden tutabilirim diye geldim ve bugüne kadar da devam etti. 1996 yılında MKM’de ‘Teatra Jiyana Nû’da (Yeni Yaşam Tiyatrosu) kursiyer olarak başladım, daha sonra profesyonel olarak 2008 yılına kadar da çalışmam devam etti. 2008 yılında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatro’sunda çalışmaya başladım. Neler yaşamadık ki! Çok zorlu ve çok inançlı bir yola girdiğimin farkındaydım. Zorlu diyorum, çünkü gerçekten Kürt tiyatrosu çok bedeller ödeyerek bugünlere geldi. Kolay olmadı tabii; baskılar, gözaltılar, tiyatro salonumuzun mühürlenmesi, arkadaşlarımızın tiyatro oyunundan alınıp tutuklanması ve daha bir sürü şey. Tabii bir yandan bunları yaşarken bir yandan da daha iyi üretimlerle halka iniyorduk ve halkın sahiplenmesi de bize güç veriyordu. Bu sayede bu günlere geldi.

Amed Belediyesi’ne atanan kayyumun almış olduğu karar ile işinizden oldunuz. Toplumun seçilmişlerinin tutuklanması, yerlerine kayyum atanması ve bunun sonuçları üzerine neler söyleyebilirsiniz? Diğer yandan işinden KHK ile atılan ve açlık grevi yaparak buna ‘dur’ demek isteyenler var. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça akademisyen kimliği ile 105 gündür açlık grevindeler, tutuklandı ve cezaevine konuldular? Toplumsal bir duyarlılık yaratabilirler mi?  Ne denebilir?

AMED SEHIR TIYATROSUKayyumun uygulamaları tamamen hukuksuz ve keyfidir. Düşününki bir toplumun bütün kazanımları yerle bir ediliyor, tamamen hukuksuz bir şekilde yediden yetmişe herkes cezalandırılıyor ve bu durum karşısında toplumun diğer bir kısmı kör ve sağır! Bu tablo insanda aidiyet duygusunu da kaybettiriyor. Kendi içinde farklı çatışmalar yaşıyorsun, insanlar bu yapılanları nasıl görmezden gelebilir, nasıl sessiz kalabilir, nasıl bu gidişatın yanlış olduğunu dile getirmez? Bunları soruyorsun kendine. Öncelikle Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın insani taleplerinin karşılanmamasından dolayı başlattıkları inançlı eylemlerini destekliyor ve bu kararlılıklarından dolayı saygı il selamlıyorum. Çünkü benim için bir insanın bedenini açlığa yatırması kutsal bir şeydir. Maalesef bu eylem için yeterli bir kamuoyu oluşturulmadı bence. Çünkü bu eylemin kararlılığı sadece kişisel bir kazanım değil, aynı zamanda toplumsal bir kazanımdır. Haksız ve hukuksuz bir şekilde işlerinden edilen insanlar için toplumsal bir eylemdir. Olaya buradan bakmak gerekir.

Tarihte tekçi, faşist dikta anlayışına karşı bir meydan okuma olarak gelişen kurumlaşmalar, alternatif oluşumlar var. Amed Şehir Tiyatrosu bu anlamda nasıl bir misyon sahibi, neyi amaçlıyor, Kürtlerin ve ezilenlerin sanatına neler katabilir sizce?

Kısaca şunu söyleyebilirim; Kürt kültürü sanatı her zaman var olmuştur, bütün baskılara rağmen, dilin ve kültürün yasaklanmasına rağmen bugünlere gelmiştir. Annelerimiz ninnileriyle, denbêjlerimiz kılamlarıyla, çîrokbêjler masallarıyla bu dili bugüne kadar yaşatmışlar. Bu dil ve kültür yeniden can bulmuştur. Biz Amed Şehir Tiyatrosu’nu kurarken de bu kültür ve sanatımızı topluma yayma, halkla buluşup yola devam şiarı ile yol aldık. Yani bizi can damarlarımızdan kesmek isteyenlere bir cevaptı. Aslında Kürt kültürü ve sanatı belediyelerimiz yokken de vardı ve hep var olacak. Çünkü MKM gibi temeli sağlam bir mirasımız var. Kökleri güçlü bir gelenekten geliyoruz.

 Türkiye’de dikta rejimi kendisini kurumsallaştırıyor. Aydına, sanatçıya, yazara, gazeteciye nefes aldırmayan, alan bırakmayan bir faşizm var. Sanatçılar ne yapmalı, bu konuda mesajınız var mı? 

Son iki yılda yaşMANSETadıklarımız gerçekten toplum olarak unutulması güç ve travmatik olaylardır. Türkiye hak ihlalleri ile bana göre her anlamda on yıllarca geriye gitmiştir. Hatta diyebilirim ki 12 Eylül
faşist cunta rejimini de geçmiştir. Gerek hukuk anlamında gerek demokrasi, gerek insan hakları bakımından bu böyle. Günümüz Türkiye’sinde artık yargı bağımsız değildir, yasama sadece yürütmenin tekelindedir, Parlamento ise devre dışıdır, yani işlevsizdir. Yürütme ise; tamamen kendi çıkarları için çalışan ve hatta bir kişiye bağlı tek adam rejimi ile yürüyor. Özcesi bugün Türkiye maalesef tek kişiyle yönetiliyor. Bunun telafisi bir hayli zaman alacaktır diye düşünüyorum. İnsanlar işsiz bırakılarak açlıkla terbiye ediliyor, ‘suçlu’ görülen birey sadece cezalandırılmıyor, bütün aile fertleri suçlu olarak mimleniyor. Bu bir hak ihlalidir. Gerçi adaletin olmadığı bir yerde haktan bahsetmekte biraz abes kaçıyor. Sanatçılar olarak biz bugüne kadar doğru olduğuna inandığımız her şeyin arkasında kararlılıkla durduk. Her zaman ezilen halkların yanında yer aldık. Biz işimizden atılınca AMED Şehir Tiyatrosu’nun kuruluş aşamasında bizimle dayanışan çok değerli sanatçı dostlarımız oldu. Özellikle Türkiye cephesinde de sanatçı kardeşlerimizle omuz omuza halaya durup, sanatın ve sanatçının hiçbir zaman alternatifsiz olmadığını gösterdik. Dayanışma ruhunun insanda daima inanç ve umudu diri tuttuğuna ve özgüven yarattığına inanıyorum. Ve herkesin bu duyarlılıkla yaşanılanlara yaklaşması gerektiğini düşünüyorum.       

Teşekkür ediyoruz

Ben çok teşekkür ederim. Çalışmalarınızda başarılar diliyorum. ')}