Saralaşan özgürlük oyuncuları

- Zerya GÜL
18 görüntüleme
27 Kasım, Kürt halkının direniş, diriliş ve özgürlük diyalektiğini kuran yeniden doğuş günü olduğu kadar, Kürt kadınının direniş, özgürleşme, güzelleşme diyalektiğini kurarak sürekli yeniden doğuşlara yol alış günüdür. 27 Kasım, Sara yoldaşın ve onun şahsında direnen, yücelen ve yücelten özgür kadın kimliğinin, kadın özgürlük mücadelesinin adıdır.

Bu yücelme, kadının beynini, yüreğini ve bedenini kölelik dayatmalarına karşı, hücre hücre ayaklandıran, ateşleyen bir özgürlük patlamasına dönüşmüştür. Berivanlar’dan Beritanlar’a, Zekiyeler’den Zehralar’a, Zilanlar’dan Semalar’a, Selamet ile Aynurlar’a, Doğalar’a, Viyan ve Avesta ve Sema Koçerler’e 8 Mart’tan 21 Mart’a ulaşan ateşten köprüler kuran; kadının beyin, yürek ve bedeni arasında derinleştirilen uçurumları aşan, yürek ve akıl gücünü buluşturan bir özgürlük gerçekleşmesidir.

Özgürlük oyununu kadınla kuran bir Önder

Saralar ve Saralaşan Delaller, Leylalar, Ekinler, Şirinler, Zeryanlar, Amaralar, Barinler, Hevrinler, Yadê Aqideler ve Zehralar şahsında hedeflenen; direnen, yücelen, etik ve estetik değerlerle kadını, toplumu yeniden buluşturan, yücelten kadın özgürlük ve güzellik çizgisidir. Savaşan, özgürleşen, güzelleşen ve sevgi gücünü geliştiren kadın, erkek egemen sistemin korkulu rüyasıdır. Kadının aşağılanması, ele geçirilmesi, bütün çirkinliklerin ve kötülüklerin kaynağına dönüştürülmesi üzerinden yükselen mülkiyet ilişkilerine, devlet ve iktidarcı sistemin köküne kibrit suyu dökmek anlamına gelmektedir. Bu yüzden, kadını “sosyolojinin özü”, “yaşamın kaynağı” gören; demokratik ekolojik kadın özgürlükçü paradigmanın ve demokratik sosyalizmin özünü kadın özgürlüğüne dayandıran Önder Abdullah Öcalan, komplocu erkek sisteminin hedefindedir. Önderliğimiz Çağdaş Prometheus olarak uygarlık oyununu bozan, özgürlük oyununu kadınla kuran en büyük “düşman” konumundadır.

“Tecride, İşgale, Faşizme Son, Özgürlüğü Sağlama Zamanı” hamlesinin “Kadın Kırımına Karşı Özgür Kadın ve Toplumu Savunma Zamanı” kampanyası/hamlesiyle kadın öncülüğünde geliştirilmesi gereği, bu yaşamsal bağla ilgilidir. Kadınlar, özgürlük oyununun kurucu öznesi olma konumundalar. Sara yoldaş “Hep kavgaydı yaşamım” derken, erkek-devlet-aile bermuda şeytan üçgenine karşı verdiği içiçe geçen kadın özgürlük mücadelesinin diyalektik bağını kurar ve zorluğunu anlatır. Büyük ve küçük devletin egemeni erkek, onun en büyük başbelası, savaş ve direniş gerekçesidir. Varoluş-özneleşme mücadelesinde, en büyük bedeli ödeyecek olanın kadın olduğunun derin tarihsel bilincine sahiptir. Bu yüzden 27 Kasım PKK Kuruluş Kongresi’nde yer alışına kaynaklık eden derin yurtseverlik ve özgürlük bilincini, büyük bir özgürlük mücadelesine dönüştürmüştür.

Özneleşmek sürekli bir oluşum halidir

Sara’nın destanlaşan zindan direnişçiliği; gerilla ordulaşmasının, serhildanların, kadın ordulaşmasının, partileşmesinin ve kadın konfederalizminin temeli olur. Özneleşmek, özgürlük enerjisinin akışkanlığında sürekli bir oluşum, bir devrim halidir. Varlıklaşma, büyük bir bilinçlenme hareketi ile beyni ve yüreği aydınlatma faaliyeti içinde zindanda-dağda-ovada direnişin yükseltilmesiyle içiçe gelişir. Saralaşan kadın militanlığı, gerilla kimliği, milyonların beyni ve yüreğini özgürleştiren toplumsal direnişin kaynağı olur. Amed’den Botan’a, Kobanê’ye, Halep’e, Efrin’e, Serêkanê’ye, Cizre’den Nusaybin’e, Sur’a, Heftanin direnişçiliğine uzanan ulusal birlik ve demokratik uluslaşmanın öncülerini yaratır. Saralaşan Fikriler, Halitler, Dervişler, Zinarlar, İlamlar, Rüstem, Esmer ve Nucanlar’la özgür toplumsallığın öz kimliği tamamlanır, özgürlük sosyolojisinin aşk işçiliğini temsil eder.

Varlık-bilinç-form kazanmanın, yani büyük aydınlanmanın, büyük direnmenin, büyük örgütlenmenin kadın özgürlük mücadelesiyle özdeşleşmiş olması, anlamlıdır. Xwebun -kendi olma-olmanın özgür kadın kimliğiyle özdeşleşmesinin, anlamlı yaşam gücü ve kaynağı olmasıyla bağı var. Kendini bilen ve yaratan kadın, bütün toplumsal yaratımların kaynağına dönüşmektedir. Kendini bilen kadın, kendini bilen erkeğin, kendini bilen toplumun öncüsü, öznesidir. Kendini bilen ve gerçekleştiren kadın, bütün özgürlüksel gerçekleşmelerin kaynağıdır. Kadının yaşamla, toplum ve doğayla kopmaz bağı, özgür doğasıyla buluşan kadının, özgür toplumsallığın ve özgür eşyaşamın merkezinde yer alıyor olmasını koşullar. Bu diyalektik bağ, Kürdistan’da kurulmuş ve bütün diyalektik bağlantıların anası rolünü oynamaktadır. Saralar’ın katledilmesi, özel olarak kadın özgürlük mücadelesinin ve öncülerinin, bu öncülükle bütünleşen toplumsallaşma düzeyinin hedeflenmesi, devletli sistemin varlık-yokluk gerekçesidir. Bu yüzden hiçbir direniş odağı, mevzisi bırakmamacasına “süpürme, çöktürme operasyonları”nı kurgulamakta, saldırganlıkta sınır tanımamaktadır.

Devletleşmiş erkek aklı ve kini

“Erkeği öldürme” ve özgür erkekliği yaratma mücadelesinde devleti, iktidarı ve zorbalığa dayanan maddi ve manevi yapısallıklarını aşan Önder Abdullah Öcalan’ın kadınla yoldaşlaşması, dost olması, erkek egemen sistemin feleğini şaşırtmıştır. Bu şaşkınlıkla kalmamış, tıpkı Nuh Tufanı gibi bir tufanla, bütün dünyayı yerle bir etme, yaşam emarelerini ortadan kaldırma, toplumları teslim alma savaşına girişmiştir. Kadınla yoldaş-dost-arkadaş olmak, özgürleşmek isteyen Kürtlük soykırıma uğratılarak, bütün insanlık, yaşam değerleri, özgürlük inancı-aşkı cezalandırılmak istenmektedir. Önderliğe dönük komplo, derinleştirilen tecrit, Saralar’ın katledilmesine kilitlenmiş devletleşmiş erkek aklı ve kini etrafında örülen çeteleşen devlet gerçeği ve uygarlık faşizmi, en geri, krizli ve zayıf dönemini yaşamaktadır. Komplo, Kürt soykırımı, kadın kırımı ve doğa-toplum-tarih kırımı ve katliamı etrafında Ortadoğu’da yoğunlaşan 3. Dünya Savaşı, kara faşizmin ve çeteleşen devlet gerçeğinin arkasında bu zayıflık ve yarattığı korku yatmaktadır.

Özneleşen ve tarihleşen, tarihi ve toplumu etik ve estetik rönesansıyla buluşturan kadın; faşizmin her tür saldırganlığına karşı, “Özgürleşme zamanı”nın direniş öncülüğünde ısrar eden kadındır. Direnen ve yaşam gücünü, sevincini temsil eden kadın; kadın ve toplum kırımına karşı, “Özgür kadın ve toplumu savunan” kadındır. Kürdistan özgürlük mücadelesi ve kadın özgürlük hareketi böyle bir özsavunma gücü ve direnişini, başta Kürdistan olmak üzere, özel savaş yöntemleriyle -savaş, ekonomi, faşist baskılar vb nedenlerle- dünyanın dört bir yanına savrulan Kürtler’in olduğu her yerde sürdürmektedir. Rojava devrimi, bu mücadelenin ürünü olarak, bir kadın devrimi olarak gelişmiştir.

Bu direnişin, devletli sistemin kendini ideolojik, politik, askeri, ekonomik vb sistemsel olarak  yenilemesine, militarizme ve milliyetçiliğe dayanan faşizmine karşı zenginleştirilme ve sonuç alma zamanıdır. Stratejik düşünme-örgütlenme-eylem-demokratik toplumsallığın inşasının diyalektik bağını doğru kurmayan her yaklaşım, liberalizmin bireyci saldırılarına kapı aralayan, kapitalist modernist sistemi rahatlatan ve daha kapsamlı saldırılarına zemin hazırlayan bir rol oynamaktadır.

Doğru zamanda ve zeminde örgütlenmek

Önder Abdullah Öcalan, özgür kadın ve toplum direnişi etrafında kenetlenmek, ahlaki ve vicdani varoluşumuzu, toplumsallığımızı savunmaktır. Dört duvardan oluşan ev-aile-erkek zindanını parçalayan kadın varoluşu ve özgürlük eğilimine karşı, kadını yeniden eve kapatmanın dinci, cinsiyetçi, milliyetçi, bilimci yöntemlerine tutunan uygarlık erkeğine karşı, özgür erkeklikten ve kadınlıktan yana olmak, özgürleşme ve özsavunma zamanının anahtarıdır. Örgütlülüğü dağıtılan her birey ve toplum, devletli sistemin köleleştirme saldırılarına karşı, en savunmasız konumu ifade eder. Önemli bir örgütlenme, bilinçlenme ve eylemli direniş geleneğine sahip Kürdistan halkı ve kadınlarının, bu saldırıları boşa çıkarma gücü, deneyimi ve yeteneği mevcuttur. Önemli olan, doğru zamanda ve zeminde, doğru yöntemle bu gücü harekete geçirmektir.

Örgütlenen kadının örgütlenen toplum, özsavunmasını geliştiren ve devletli sistem saldırılarını boşa çıkaran kadın ve toplum olduğunu bilen iktidar sistemi, kadın öncülüğünü, örgütlülüğünü hedefleyerek, dağıtmak amacındadır. Ne istediğini, nasıl yaşamak istediğini bilen, ret ve kabul ölçüleri netleşen ve sistem karşıtlığında ısrarlı olan kadının “düşman” ilan edilmesi bu yüzdendir. DAİŞ tecavüzcülüğü, katliamcılığı ve formüle edilen saldırganlığının, çeteleşen devletçi sistemin sistematik doğa-kadın-toplum kıyıcılığının arkasında bu düşmanlık yatmaktadır. Özgürleşme ve özvarlığımızı savunma hamlelerinin bu saldırganlığı boşa çıkarması da sistematik düşünce, örgütlenme, eylemlilik ve toplumsal inşadan geçiyor. Önderlik paradigması, özgürlük sosyolojisini geliştirmenin devrim zamanlarını ve direniş biçimlerini çağdaş formülasyona kavuşturan, sistematik düşünce-yaşam-örgütlenme düzeyini ortaya koyan, özgürlük manifestomuzdur.

27 Kasım, özgür kimlik, yaşam ve ülke manifestosuyla bu direnişin temelini attı. Özneleşen kadına dayanan toplumsallaşma, demokratik uluslaşma ve ulusal birlik ruhu özgürlük sosyolojisi ile şekillendi. Önderlikle özgürleşmek ve İmralı sistemini aşmak, ahlaki ve vicdani varoluşumuzu anlamlandırmak, örgütlenme ve özneleşme bağını güçlü kurarak, kendimizi anlamlandırmaktan geçiyor. Anlamlı yaşam ve direniş bağını kurmaktan, 27 Kasım ruhuyla özneleşmede ısrarlı olma, özgürlük oyununun iyi bir oyuncusu-militanı-halkı olmaktan geçiyor. Oyun kuruculuğa devam ederek, kurnazlık, komplo ve kötülükte ısrarlı egemen erkekliği boşa çıkaralım…