Savaş ortamlarında kadının öldürülmesi ön son seçenek

- Filiz Gazi
203 görüntüleme

Çok verilen bir örnektir. Köyde birçok erkek bir kadına tecavüz eder. Üstüne üstlük birbirlerinden haberdardırlar ama sessiz bir anlaşmayla suçu aralarında pay etmişlerdir. Onların açısından bakıldığında rahatlatıcı bir durumdur bu. Çünkü dünya ne kadar zıvanadan çıkarsa çıksın suç ağır bir şeydir. Bu yükü omuzlayan da yaşanılan toplumun düzenidir ve paylaşılan kötülük bu sayede nasılsa aklanıp paklanacaktır. O köydeki her adam da bilir bunu. Yalnız değildir, yalnız değillerdir. Yani en amiyane tabirle suçu işleyen erkeğin kafası rahattır, bilir arkası sağlamdır.

Köydeki bu durum yani konuşmaya dahi gerek duyulmadan sessizce sağlanabilmiş bu anlaşmanın “başarısı”, düzeni bozamayacak kadar düzene ait olmasından ileri gelir. Toplumun kusacağı bir durum yoktur ortada. Çünkü yine o toplumun esas öznesi erkeklerdir. Kurallar onlar tarafından belirlenir. Yasaklar onların çizdiği çizgiler içerisinde kalır. Cezalar kendilerinin belirlediklerine yönelmiştir.

Bu klasik örneğin, devlete ait kurumların ve yasaların işleyişiyle ortak olduğu yanlar var. Hatta hemen bütün ülkelerdeki erkek düzenin anlaşılmasını sağlayacak küçük bir örnek olduğu da söylenebilir. Muhtemeldir ki bu köyün tecavüzcülerine çeşitli sorular sorma fırsatınız olsa tecavüzü kınayan, yanlışa yanlış diyen cümleler duyacaksınızdır. Aynı şekilde yasalar da çok yanlış şeyler söylemezler. Suç kapsamları geniştir ve toplumun refahı için yazıldıkları söylenir. Gel gör ki bir işe yaradıkları söylenemez. Yazılmış olsun diye yazılmışlardır. Formaliteden yani.

Bugün Türkiye genelinde devletten korunma talebi istemesine rağmen öldürülen kadınlar olduğunu biliyoruz. Herkeslerce bilinen bir “öldürülme süreçleri” var yani.  Bizzat kolluk kuvvetlerinin de buna tanıklık ettiği. Boşanmak isteyen ya da birlikteliğine son vermek isteyen kadınların sokak ortasında, evlerinde rahatça öldürülmelerinin nedeni patriyarkal düzenin erkeğin sırtını hiçbir şekilde yere koymaması. Yukarda bahsetmeye çalıştığım şey: Devletin kurumlarından, her çeşit kültürde farklı versiyonlarıyla karşımıza çıkan erkek dayanışması.

Birleşmiş Milletler’in, IŞİD saldırıları altındaki Êzîdî Kürtlerin yaşadıklarını anlattığı raporunda 5 bin erkeğin IŞİD tarafından katledildiği, 5 ile 7 bin kadının ise kaçırıldığı ifade ediliyor. Kıyaslama yaparak anlatmak kulağa nahoş gelebilir ama şöyle bir gerçek var: Kadının bedeni onun hemen öldürülmesine müsaade etmeyecek kadar erkekler dünyasında kullanılabilir bir işkence alanı. Özellikle savaş ortamlarında kadının öldürülmesi en son seçenek. Bedensel işkenceyle haz vermelerinin yanında uzun vadede üzerlerinde ticaret de yapılabiliyor.

Yine aynı rapora göre, sadece Telafer kentinde, oluşturulan beş farklı kampta, 3500 kadın ve çocuğun tutulduğu yazıyor. Alıkonulan kadınların çoğu Musul’a götürülmüş. Kadın pazarları oluşturulmuş. İnsan hakları gözlemcisi Suzan Aref, Musul’da kadın fotoğraflarının sergilendiği bir ofisin açılmış olduğundan bahsediyor. Êzîdî kadınlara, Hıristiyan kadınlara ayrı fiyatlar verilmiş. Müşterileri var yani ve bütün müşterilerinin IŞİD üyesi olmadıklarını da rahatlıkla söyleyebiliriz. Yine bir erkek dayanışması. O kadınların akıbetleri ne olacak kim bilir. İntihar etmeyi tercih etmeyen ve bahsettiğim sebeplerden dolayı öldürülmemiş kadınlar ömürleri boyunca savaşın izini taşıyacaklar. Fiili savaşın sonlanmasıyla bitecek bir şey değil yaşadıkları, yaşayacakları.

Savaş ortamlarında özellikle kadın ve çocukların en zayıf kurban oldukları gerçeği, görsel hafızamıza da yer etmiş. Bu yüzden olsa gerek yerde sürünme talimleri yapan, eli kalaşnikoflu, savaşçı kadın fotoğrafları ilgimizi abartılı bir şekilde çekiyor. Modern hayatta kullanılan estetik anlayışının orada da devam ettiğini görmek kimi kez rahatsız edebilir ama anlaşılabilir bir şeymiş gibi geliyor. Kadının makûs tarihi açısından bakıldığında, gurur duymak ne kadar romantik bir davranış olarak kabul edilebilir ki? Kaldı ki romantiklik de olabilir bunun adı. Görsel kodlar alışana kadar en azından bu böyle devam edecekmiş gibi.

Erkek dayanışmasına karşılık, Rojava’da gerçekleştirilen kadın devrimi bu yüzden önemli. Kobanê’deki kadın savaşçılar bu yüzden dikkatleri üzerlerine çekiyor. Akışa ters giden bir şeyler var oralarda çünkü. Umarım, “olur mu olur” dediğimiz, ama bir yandan mucize olarak düşündüğümüz çoğu şeyin gerçekleşiyor olması birçok mücadeleye emsal teşkil eder.