Seni görüyorum ha!

- KAKTÜS
195 görüntüleme

Seni görüyorum ha!

Bütün diktatörler dünyaya bir tek isimle hükmetmek isterler. O da kendi isimleridir. En küçük diktatör ise aile reisidir. Aile reisinin diktatör koltuğuna, divanına ya da sandalyesine talip olan ise yeni doğmuş bir erkek bebektir. En küçüğü diyorum dikkat ederseniz. Çünkü o da kendini algılamaya başladığı an bir gün aile reisi olacağını varsayar. Onun durumu tıpkı kedinin aynada kendini aslan görmesi gibi bir şeydir. Düşünsenize “yaşar mıyım o güne kadar?” diye aklından bile geçirmez. Gerçi geçirmesine gerek bile yoktur, çünkü o “er” olarak doğduğundan otomatik olarak diktatörlüğe giden yolda tek reistir ve mutlak anlamda diktatör olma yolunda ilerler. Diyeceksiniz, “bu ne büyük acımazsızlık, küçük çocuk ayol bu?” Evet, doğru, küçücük çocuk. Nasıl yetiştirirsen sana öyle ‘meyil’ eder diyeceğim. Gerçek nedir? Bu benim için kocaman bir soru. Çünkü erkekler köşeye sıkıştıklarında hemen “bizi yetiştiren de bir kadın” deyip işin içinden çıkıyorlar. İş çıkmaza girdiğinde inanın erkekler kadar çabuk sıvışan kimseyi görmedim. Ne diyordum? 

“Kadınlara el vermek haramdır”

Bir ara, küçük bir çocuk babasıyla birlikte derneğe gelmişti. Sevimli mi sevimli bir çocuk. Böyle kucağınıza alıp sevmek isteyeceğiniz türden bir sevimliliği vardı. Birkaç kadın arkadaş sevgisini göstermek için yanına gidip, şaklabanlık yaptılar. Sonra biri elini uzatıp, “merhaba, senin adın ne?” dedi. Çocuğun o an tüm bakış açısı değişti, gözlerinde o fer kayboldu. Sevimlilik adeta tüm yüzünden çekildi, yerine ne gelip oturdu bilemiyorum ama o bakışlar, o göze gelip oturan karanlık inanılmazdı. Hemen “ben kadınlara el vermem, kadınlara el vermek haramdır” dedi. Tepeden aşağıya buz gibi bir su indi. Herkes şöyle bir dondu kaldı. Ben diyeyim 3, siz deyin 5 yaşlarında bir çocuktan bu sözlerin çıkabileceğini hayal etmek mümkün mü? Kadınlar şok! Sonra bir toparlandılar. Ama olan olmuştu. O koca kadınların kalbi kırılmıştı. Üstelik 3-5 yaşındaki bir velet yüzünden. Bir de bunların büyümüş hallerini düşünün!?! Çocuk daha dinden anlamazken bunu yapıyor, bir de bunların dindarlarına bakın siz. Uzağa gitmeye gerek yok, tipik AKP iktidarı işte. Siyasallaşmış islam gerçekliğinin küçük maketi yani. İnancı gereği kadına elini vermez ama, taciz eder, tecavüz eder, kadını tecavüzcüsüyle evlendirir. Öldürmeye gerekçe arar. Öldürdüğü kadının parçalarını evin odalarına dağıtır. Yakar, yıkar. “Vurun kahpeye” diye yırtınır. “Çıplak kadın, kabuğu soyulmuş karpuz gibidir” deyip erkekliği şaha kaldırır. Tabi işin sonuçları sokağa dökülme, toplumsal infial olunca mesele hemen “birlik ve beraberliğe” getirilir ve her şey “beka” olayında kapanır. Neden? Çünkü görüşleri ne olursa olsun erkekler geriliklerde anlaşmışlardır. Tıpkı mecliste kadın aleyhine olan yasaların şip-şak çıkmasındaki ortaklık gibi…

Erkek özgür olmaktan çok korkuyor!

Bazılarının ne dediğini duyuyorum. “Abartıyorsunuz. Zaten kadınlar abartmayı pek sever.” Öyle mi? Size bir şey diyeyim sevgili kadınlar, erkekler kadar gerilikte, olumsuzlukta, çirkeflikte birbirini kollayan kimse yoktur. Zaten erkeklerin gelişmeyişinin de tek nedeni budur. Türü ne olursa olsun birbirilerinin yanlışlarının, hatalarının üstünü örtmek erkekliğin şanındandır. Bir çeşit kutsal vazife gibi de düşünebilirsiniz.  

Aslında kollayan erkek biliyor yapılanın yanlış olduğunu, savunulacak herhangi bir yanının olmadığını. Hatta savunduğu kişiyi günahı kadar da sevmez. Ama söz konusu olan erkekliktir. Şimdi işin teferruatına inip erkeği bu noktaya getiren zaaflar çizelgesine de bakmak gerekir. Lakin o kadar çok ki, hepsini aynı anda söyleyip onların rahatlamasını istemeyiz. Yavaş yavaş, acele yok. Zamanı geldikçe erkek için teferruat olanın kadının hayatını nasıl etkilediğini, zehir zemberek ettiğini anlatırız. Eee bizim için zehir olan onlar için şerbet olacak değil tabi… 

Sadete gelirsek, dünyamızın cidden kötü olmasının nedenlerinden biridir erkeğin, erkekliği olumsuzluk noktalarında koruyup, kollaması. Başka bir değişle erkeğin zaaflarına yenik düşmesi, iradesizliği ve dışa vuran kötülüklerinin dizginlenememesi… Kontrolsüzdür erkek. Ama bize erkeklik hakkında öğretilenler ise tersidir. Erkek dediğin kontrolü, güçlü, iradeli, özgür, ağırlığı olan, zaaflarını saklayabilen falan filan… Zaaflarını saklama kısmı hariç diğerleri boş. Ve erkek cidden özgür olmak niyetinde değil. Mesele de buradadır. Özgür olamıyor çünkü zaaflarına yeniktir. Düşünce yapıları ne olursa olsun bir erkeğin yaptığı olumsuzluk tüm erkekleri bağlar ve bu noktada üstü örtük bir “koruma ağı” devreye girer. Bu “koruma ağı” çok çeşitlilik arz ettiği için genelde fark edilmez. Ama eril sistem varlık nedenini beşikteki erkek bebekten, il valisine, ordan devletin zirvesine ve yasalara kadar her şekilde koruma altına almış. Bu “koruma ağı” içerisinde üstü örtülemeyen suç yok gibidir. Sonra da kalkıp bize, “özgür kadın nasıl olunur, nasıl mücadele eder?” edebiyatı yaparlar. Neden? Çünkü kendi “özgür” ve bilinçli ya. Kendine fazla gelen aklıyla kadını özgürleştirmeye çalışıyor. Aslında mesele şudur: Erkek kadın kadar kendini tanımıyor. 5 bin yıldır aynı çizgi üzerinden yürüyor ve ilerleyemiyor. Ve erkeğin zaafları mitolojideki Pandora’nın kutusu gibi. Özgürlük ve umut hariç, o kutudan erkekliğe dair her türlü kötülük dışarıya saçılmış. İddia ediyorum; erkek gerçek anlamda özgürlükle hiç tanışmamış. Ve özgür olmaktan çok korkuyor! Ama ne demişler, korkunun ecele,  pardon umuda geçerliliği yok. Er ya da geç ruhunuz, bedeninizden özgür olduğu anda anlayacaksınız. Ve ben sizi göreceğim. Lakin ne fayda!..