Şervano

- Roni EYLEM
147 görüntüleme

Mehmud Berazi’nin Şervano parçasını dinleyen her Kürdün yüreğinin kabardığını tahmin ediyorum. Halkının gökkuşağı, kurtarıcısı olan kahramanlarını anlatan bu ezgi hepimizin yüreğine su serpti. Ruhumuzun içinden geçenin böylesine sade ve güzel dile dökülüşü aynı zamanda sanatçının nasıl olması gerektiğine dair bir cevap. Ne de olsa Kürdün sırtını dayayabileceği bir dağları, bir de şervanları var. Şervanların direnişi sayesindedir ki şimdilerde dünyanın her yerinde Kürtler’in sembolleri dalgalanıyor. Oradan akan onur sel olup akıyor.

Rojava küçük ama ruhu, yüreği büyük bir yer. ‘Başka bir dünya mümkün’ün ezgisi tüm kıtaları kaplamış durumda. Çünkü bu devrim sadece Kürtler’in değil, tüm sistem dışıların devrimi. Bugün sokağa çıkan sosyalistler, ekolojistler, feministler, yurtseverler bu devrimin yelpazesinin göstergesi.

Cenneti bahşedenler

Türk faşizmi ise saldırdıkça küçülüyor, küçüldükçe tiksindirici bir hal alıyor. Faşizmin 9 Ekim’den bu yana Kuzey Doğu Suriye halklarına karşı gerçekleştirdiği saldırılarının çirkinliğini dünya toplumları tüm çıplaklığıyla gördü. Suriye Gelecek Partisi Eşbaşkanı Hevrin Xelef’in dünyanın gözü önünde nasıl hunharca katledildiğine ne yazık ki insanlığımızdan utanırcasına şahitlik ettik. Bu çetelerin öfkesi, vahşi saldırıları elbette kadın yüzlü devrimedir. O kadınlar ki, direnişleriyle tüm dünyaya ilham ve ışık oldular. Sinemalara, romanlara, resimlere eşsiz duruşlarıyla tema nakşettiler. Zehir, kölelik ve ölüm saçan DAİŞ karanlığını yendiler, yırttılar. O çöllerde güler yüzleriyle ellerinde su dağıttılar, çocukları kucaklayarak cenneti bahşettiler.

Sela, al-yıldız ve kılıç   

Türk faşizmi kötülük ve çirkinlik adına ne varsa hepsinin toplamı. Sela, al-yıldız ve elinde kılıçla yoğrulmuş vahşi bir erkeklikle bürülü bir gerçeklik. Bu kepazelik, pespayelik bu güzellik ve kutsallık karşısında kendini kaybetmiş ve tanınmaz haldedir. Kadınların ve çocukların bedenlerini parçalayarak kazanacaklarını düşünüyorlar, düşüncesizler. Kızların örüklü saçlarıyla, omuzlarında silahlarıyla, dağların kokusunu taşıyan kefiyeleriyle analarının cenazesini taşıdıkları bir toprağın suyunun asla kurumayacağını bilemezler ki. Bilemezler ki yanan bedenlerin ruhlarının semalaştığını, öfke ve intikam tecelli ederek özgürlüğe dönüştüğünü…

Basıncısının lüks bir otelin önünde sınırı kamerayla işaret ederek ateş altında olduğunun yalanıyla adeta eşek gibi tepinerek, yırtınarak, arsızca bombardıman haberi veren bir ülkenin ne halde olduğunu varın siz tasavvur edin artık. Oysa dünya onların yalanları etrafında dönmemekte. Ne kadar anırsalar da dünya onlara terörist diyor, onları işgal, talan ve yıkımla suçluyor. ‘Mehmetçik’ ve çeteciklerinin SS subaylarından bir farkları yok. ‘Barış Pınarı’nı Adnan Oktar’ın kedicikleri gibi süslemeye çalışan Buket Aydın, Nazlı Çelik, Ece Üner gibi kokanaların ne kadar rezil olduklarını anlatacak bir kelime daha icat edilmemiş. Ancak okkalı bir tükürük makyajlarını akıtır. Press yeleklerinizle sesini bile duyduğunuzda kendinizi nereye koyacağınızı bilemediğiniz bombardıman seslerinin altında sahiciliğin sesi olanların gazabı üzerinizden eksik olmayacaktır.

Saraydaki deccal

Savaş uçaklarınızın bombardımanı altında toz toprak içinde yüreklerini ellerinde taşıyarak dünyaya hakikati duyuranların ahı umarım ayağınızı taşa değil de karşıdan gelen Hakan Fidan’ın bir havanıyla makyajınızı karaya çalar. Ne de olsa Ece de orada alışveriş yapamaz.

Bir ulusun cümbür cemaat kafayı sıyırması mümkün müdür? Kendini Tarkan sanarak dünyaya had bildirenleri, sözde başkomutanın korkusundan ‘Mehmetçik’ vakfına bağışta bulunanları, gazanız mübarek olsun narası atanları nereye koymak lazım? Saraydaki deccal bu hokkabazları oynata dursun, günün sonunda kendileri çalıp kendileri oynayacak gibi görünüyor. KKTC’nin Cumhurbaşkanı bile ‘Barış Pınarı’ndan akanın su değil kan olduğu tepkisinde bulundu.

Topyekünden yekyeküne

Ezcümle Türkiye’de faşizm sadece Erdoğan ve şürekasıyla sınırlı değil. Bugün oluşturulan iklimle toplum yirmi dört saat milliyetçilikle yatıp kalkmakta. Kimileri susarak kimileri de savaş çığırtkanlığı yaparak Kürtler’in kıyımına onay vermekte. Sanatçısı, sporcusu, gazetecisi, köylüsü, şehirlisi, iş insanı, esnafı, sağcısı, solcusu külliyen ‘Mehmetçik’ olmuş vaziyette. Korkunun iliklere işleyen hali milliyetçilik ve allahu-ekber ile birleşince tam bir keşmekeşlik ortaya serilmekte. İşin komedyası bu topyekün halin yekyeküne dönüşmesidir.

Çetelerin reisi başkomutan edasına girse de dünyadan tecrit olmuş halde. Kapı kapı dolanarak meşruiyet dilenmekte. Kırmızı bereli komando elbiseleriyle poz veren Çavuşoğlu’nun “dünyada bu kadar PKK hayranı olduğunu bilmiyorduk” ifadesi bu çöküşün itirafıdır. Kürtler’in eşsiz direnişi NATO gibi kurumların dibini çatırdattı. Bir de deli Trump ve halife El Erdoğan sayesinde NATO’nun itibarı ve işlevi zaten beş paralık oldu. Kürtler’in onur direnişi ve insanlığın vicdanı sayesinde dünyanın özgür toplumları yeni ve özgür birlikteliklere gebe.