Sosyal mücadele savaşın en şiddetli alanıdır

- Abdullah ÖCALAN
258 görüntüleme

İnsan sosyal bir hayvandır denilir veya hayvanın en ileri sosyalleşmiş biçimi insandır. Şimdi bu bizden alınıyor, sosyalitemiz parçalanıyor veya var olan sosyalite tamamen düşmanın içinde erimeye, düşmana göre şekillenmeye duyarlı hale getirilmiştir. Onlar bizi kapmak istiyorlar, bütünüyle yaşam, yetişme tarzımız böyle. Mücadelemiz buna karşı, bunun yerine kendi sosyalitesini geliştirmek istiyor. Nedir sosyalitesi? Düşmanın ideolojik, siyasi, askeri, sosyal ve kültürel imhasından uzak, buna karşı direnen, kendi özgür iradesiyle hareket eden bir sosyalite. 

İlk sosyal dersi almasını bilmeyen, neden sosyalite, nasıl sosyalite, nasıl bir topluluk yaşamı, hatta nasıl bir grup yaşamı, bunu beceremeyenler çok gelişkin bir örgütlenme olan ideolojik, siyasal ve askeri örgütlenmeyi de beceremezler. Nitekim beceremedikleri de ortaya çıkıyor. O halde sosyal ders çok hayati bir ders. Bu dersi hem teorik olarak kavramak, hem de pratiğini yaşamak gerekiyor. 

Kendini örgütleyen insan en büyük kuvvettir 

Sosyal düzen nedir? Anlayışlı, saygılı, hoşgörülü hani “yaşama gelme” diye tabir edebileceğimiz askeri kuralları vardır. Düşmana hizmet etmeyen, köhnemiş gericiliğe alet olmayan, biraz özgürce günlük yaklaşımları ihtiva eden bir yaşam tarzıdır. Siz buna gelmiyorsunuz. İlişkilerinizde saygı, sevgi, moral, coşku, anlayış, kavrayış, değer, kıymet ifade etme çok zayıf. Çirkinlik, diken olma, nefret etme var. Aslında neyi, nasıl dayattığınızın pek farkında bile değilsiniz. Çok delice bir yaklaşım. Canı hep bozmak istiyor, dağıtmak istiyor, öfkeli. Neden böyle? Çünkü düşman delirtmiş, düşman onu hayvanlaştırmış. Şimdi bunu aşacağız. “Ben şununla yaşamaya gelmem, şununla görev yürütmeye gelmem” diyene, “o zaman sen iyisini kur” diyoruz, ona da gelmiyor.  Yüzlerce insan var, neden özgür bir yaşam geliştirilmiyor? Savaş istiyorsa en görkemli savaş alanı. Sosyallik istiyorsa en sosyal yaşamın özgürce örgütlenebileceği kişiler. 

Hiç olmazsa insan birbirleriyle mücadele etmesini bilmeli. Düşmana karşı mücadele etmesini bilmiyorsan, önce kendini düzenle. Biraz kendini sosyal yaşama çek, ondan sonra büyük işlerden dem vur. Ne istediğinizi biliyor musunuz? Normal bir yoldaşlık ilişkisine, normal bir yaşam ilişkisine gelemiyorsunuz. Çünkü düşmanın baştan çıkardığı kişilik var. Geleneklere teslim olma var. Bütün bunları bozarız. Oyunu biliyorum. 

Her şeyden önce sosyal yaşam 

İnsanlaşmaya ihtiyacınız yok mu? Sosyal bir birim haline gelmeye ihtiyacınız yok mu? Bir yoldaş gibi birbirini karşılamaya ihtiyacınız yok mu? Morale, saygıya, özene ihtiyacınız yok mu? “Var” diyorsanız neden ele almıyorsunuz, neden geliştirmiyorsunuz?  Toplumu tahlil etmek, atomu analiz etmekten bile daha zordur. Ben hiç olmazsa yaşanılabilir bir düzeye kadar tahlil etmeye çalışıyorum. İnsan umutlarını, tutkularını giderebilecek, temel özelliklerine ihanet etmeyecek kadar değerlendirmeye tabi tutabiliyorum. Herhalde bundan daha asgarisi de olamaz veya bunsuz hiç olmaz. 

Bir de bu yönüyle büyük devrim gerçeğimiz var. Böyle bir sosyaliteye ulaşmak, bunu böyle gözetmek, buna böyle bir anlam verebilmek tanım düzeyinde çok yakıcı. Sosyal alan değerlendirmesini bu yüzden ihmal edemeyiz. Aile toplumunu, klan-kabile, aşiret toplumunu bu tanım çerçevesinde dikkatle ele alacağız. Birey ilişkilerini, hatta sosyal ilişkileri bu tanım çerçevesinde irdeleyeceğiz. Ne kadarı düşman, ne kadarı köhnemiş; yaşam vaat etmeyen toplum kalıntılarına yönelip, ne kadar özgürce ifadeye göredir hususlarını sıkı sıkıya gözeteceğiz. 

***

Sosyal terbiye; düşmanın olası bütün etkilerine karşı olmak kadar, fosilleşmiş toplumsal kalıntılara da karşı duran, çözüm gücü olabilen ve en önemlisi de devrimin amacı olan, siyasi, toplumsal, ekonomik, kültürel, kısacası sağlıklı yaşanabilir bir toplumun gereklerini kendi kişiliğinde somutlaştırmaktır. Sosyal terbiye budur. Sosyal militan diyorum. Sosyal militan; ne teslimiyetçidir, ne bozguncudur. Yoldaşlarıyla uyum içindedir, ama çok dinamik, tamamen ilkeleri gözeten bir uyumdur. Yine mücadele eder, ama bozgunculuk olsun, örgüt bağları zayıflasın diye değil. Örgüt bağlarıyla, örgüt ilkeleriyle ters düşen ne varsa onları gidermek için, yani kişiye hakim olan yanlış tutum ve davranışları gidermek, kişiyi tekrar doğru yaşamla bütünleştirmek için mücadele eder. Yoksa canını çıkarmak, bir kusurda bir insanı boğmak, bir hatada, bir zayıflıkta onu bitirmek için değil. Tam tersine, onu güçlendirmek içindir. Eleştiri veya mücadele ilkesini kendi aralarında, sosyal, siyasal yaşamlarında uygularlar. 

Halkçı emeğe bağlı sosyalist tarz  

Yedi yaşındaki çocuk gibiyim. Çocukluk özlemlerine, yaşam tarzına ihanet etmemek benim en temel bir özelliğimdir. Bu basit bir şey değildir. Bunun anlamı nedir? Yedi yaşından itibaren toplumsal egemenlik ilkesi, her türlü sömürücü, baskıcı sınıfın, düzenin dayatmaları o kişiyi, o çocuğu bastırır ve ne kadar saf, doğal istemleri varsa ortadan kaldırır. Aslında daha o dönemde özgür kalmak isteyenin aleyhine savaş kapatılmıştır. 

Bir insan, doğal olarak hiçbir zaman kötülükte ısrar etmez. Bir çocuk hep güzellik ister, hep sevgiden, hep onurludan yanadır. Kötülükler toplum tarafından çok erkenden dayatılmıştır. Tabii onun da arkasında her türlü sömürücü, baskıcı sınıfın izleri vardır. Benim de kendime esas aldığım böyle bastırmayı kabul etmeyen bir kişiliktir. O günden bugüne kadar ben bunu başardığımı söyleyebilirim. Aslında çok ilginç bir tarzdır. 

Şu anda benim çocuklarla anlaştığım kadar büyüklerle anlaşamadığımı herkes bilir. Çocukların ne müthiş arkadaşım olduklarını biliyorsunuz. Neden? Çünkü doğam onların doğasına çok benzer.