Soykırıma karşı bir direniş efsanesi: Hannah Szenes

- Fidan YILDIRIM
165 görüntüleme

Hannah Szenes, 17 Temmuz 1921’de Macaristan’ın Budapeşte kentinde, varlıklı, tanınmış ve asimilasyona uğramış bir Yahudi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Daha altı yaşındayken kaybettiği babası Bela Szenes tanınmış bir gazeteci ve oyun yazarı, annesi Katharine ise zarif bir ev kadınıydı. György adında bir de erkek kardeşi vardı.

Katolik ve Yahudi öğrenci de kabul eden, Protestanlara ait kız öğrenciler için bir özel okulda eğitimine başladı. Yahudi öğrenciler, Katolik inancından olanların üç katı okul ödeneği ödemek zorundalardı. Hannah, “yetenekli bir öğrenci” olarak görüldüğü için, temel ödeneğin yalnızca iki katını ödüyordu. Bu durum ve lise yıllarında yüz yüze kaldığı anti-semitik yaklaşımlar ile Macaristan’daki Yahudilerin içinde bulunduğu güvensiz koşullar, Hannah’ı kendi Yahudi kökenlerini daha fazla inceleme ve öğrenmeye itti. Bu süreçte Siyonist hareketi keşfetti ve Macar Siyonist öğrenci örgütlenmesi olan Maccabea’ya katıldı. Filistin’e gitme hedefiyle İbranice öğrendi.

Hannah Szenes 1939 yılında modern bir Macar eğitimi aldığı okulundan mezun oldu ve Nahalal’daki Genç Kızlar Tarım Okulu’nda okumak üzere İngiliz mandası altındaki Filistin’e gitti. Macaristan’da edindiği günlük tutma alışkanlığını burada da sürdürdü. Tarım üzerine iki yıl eğitim gördükten sonra 1941 yılında Caesarea’daki Spot Yam Kibutz’una (topluluk) katıldı. Meşhur Bela Szenes’in kızı olarak bilineceği Macar kökenlilerden oluşan bir Kibutz’a katılmaktansa herhangi biri olarak yer alacağı bir Kibutz’a dahil olmayı yeğlemişti. Kibutz’un mutfağı ve çamaşırhanesinde çalıştı. Karşılaştığı zorluklara günlüğünde yer verdi.

Hannah: Israr, irade ve cesaret  

1943 yılında Hannah, İngiliz Kadınları Yedek Hava Gücü’ne 2. sınıf bir pilot olarak dahil oldu. Yahudi Bürosu yetkilileri, Avrupa’da kuşatma altındaki Yahudilere yardım sunmayı amaçlayan gizli bir askeri projede yer alması için Hannah’a öneri götürdüler. Hannah Szenes, daha sonra İsrail Savunma Güçleri’nin temelini oluşturacak olan paramiliter grup Haganah (Savunma) ile birlikte hareket eden, özel savaşçılardan oluşan Palmah’a üye oldu. Aynı yıl Özel Operasyonlar Yönetimi- SOE’de görevlendirildi ve telsiz operatörü üzerine bir kurs gördü. Ocak 1944’de de paraşüt eğitimi için Mısır’a gönderildi.

1944 yılının Mart ayı ortasında, çoğunluğu Avrupa kökenli Filistin Yahudisi olan birçok gönüllü Yugoslavya’ya havadan indirildiler. Hannah, Yoel Palgi ve Peretz Goldstein adlı iki görev arkadaşı da 14 Mart 1944’de Yugoslavya’ya Paraşütle iniş yaptılar ve bir partizan grubuna katıldılar. Asıl misyonları için Macaristan’a geçinceye kadar Yugoslavya’daki Nazi karşıtı güçlere yardımcı olacaklardı. Ancak, Almanya’nın Mart 1944’de Macaristan’ı işgal etmesi planlarını bozdu ve birlikte görevlendirildiği arkadaşları, çok tehlikeli olduğunu belirterek planlarını durdurma kararı verdiler. Ama Hannah vazgeçmedi ve Haziran’da Macaristan sınırına yöneldi. Sınırdan geçtikten birkaç saat sonra beraberindekilerle birlikte Macar Jandarması tarafından tutuklandı. Özel Operasyonlar Yönetimi-SOE ve diğer partizanlarla iletişimini sağlayan İngiliz askeri vericisi ele geçti. Hannah cezaevine konularak işkenceden geçirildi; soyulup bir sandalyeye bağlandı, üç gün boyunca dayaktan geçirildi, birçok dişini işkencede kaybetti. Sorgucular, vericinin şifresini öğrenerek diğer paraşütçülerin kim olduklarını açığa çıkarmak ve yakalamak istiyorlardı. Budapeşte’deki bir başka cezaevine nakledilen Hannah sistemli işkencelerden geçirildi ama yalnızca kendi adını açıkladı ve vericinin şifresini söylemeyi reddetti. 

Onu çözemeyeceklerini gören Macaristan yetkilileri, Hannah’ın annesi Katharine’i tutuklayıp karşısına çıkardılar ve eğer işbirliği yapmazsa annesini öldüreceklerini söylediler. Katharine, kızının Filistin’den ayrılıp Macaristan’a geldiğinden habersizdi, onu beş yıldır görmemişti. Hannah’ı işkenceden gözleri morarmış, ön dişi kırılmış halde karşısında görünce şok yaşadı ama kendisini çabucak toparladı. O da kızı gibi, işkencecilerin istedikleri doğrultuda davranmayı reddetti.  

Hannah ve annesi üç ay aynı cezaevinde kaldılar ama ara sıra birbirlerine anlık bakışlar dışında bir paylaşım olanakları olmadı. Eylül 1944’de aniden salıverilen Katharine zamanını kızı için yasal bir destek bulabilmek için uğraşmakla geçirdi. Hannah, Macaristan vatandaşı olduğu için ajanlık yapmak suçlamasıyla yargılanacaktı.

Hannah’ın birlikte Yugoslavya’ya paraşütle indiği iki arkadaşı da Macaristan’a girişlerinden birkaç gün sonra tutuklanmışlardı ama Hannah’ın nerede olduğundan haberleri yoktu. İçlerinden yalnızca Yoel Palgi savaştan sağ kurtuldu. 

Hannah cezaevindeyken bir ayna vasıtasıyla pencereden sinyaller yollayarak diğer hücrelerdeki tutuklularla iletişime geçti. Belli saatlerde pencereye kalın harfler yerleştirerek ve Davud’un Yıldızı’nın resmini tozla çizerek onlarla haberleşti.    

Bir efsane olarak İsrail’de yaşatılıyor

Hannah Szenes 28 Ekim 1944 günü, ihanet suçlamasıyla mahkeme önüne çıkarıldı. Belli aralıklarla üç ayrı duruşma olarak süren yargılama boyunca davasını etkili konuşmalarla savundu. Mahkeme heyetini savaşın sonunun yakın olduğu ve yaptıklarının hesabını verecekleri konusunda uyardı. Ancak ajan olduğu suçlamasıyla ölüm cezasına çarptırıldı. Mahkemenin cezanın infazı konusunda çok istekli olmamasına karşın yetkili Albay Simon, Hannah’ın mahkemedeki konuşmasını kişisel bir hakaret olarak değerlendirip 7 Kasım’da hücresine gelerek önüne iki seçenek koydu: Ya affedilmesi için yalvaracak ya da ölüm mangasının karşısına çıkarılacaktı. Hannah kendisini yargılama hakkına sahip olmadıklarını düşündüğü yargıcılarından af dilemeyi reddetti. Annesi ve yoldaşlarına hitaben kısa notlar yazıp bırakarak aynı gün; 7 Kasım 1944’de cellatlarının karşısına çıktı. Son anlarında katillerinin gözlerine dimdik bakabilmek için gözlerinin bağlanmasını kabul etmedi. Kurşunlanarak öldürüldüğünde daha yirmi üç yaşındaydı. Cesedi, bilinmeyen kişiler tarafından Budapeşte Yahudi mezarlığında toprağa verildi. 

Hannah Szenes’in annesi Katharine, Budapeşte’de Sovyet Ordusu Ocak 1945’te gelip kendilerini kurtarıncaya kadar saklandı. Kurtuluştan sonra Filistin’e göçerek orada hayatta kalan oğlu György ile buluştu. Kızı Hannah’ın efsaneleşmiş yaşamı ve ölümünün izinde bir yaşam sürdü. Kızının günlüğünün, şiirlerinin ve oyunlarının basılmasını sağladı. Hannah son gününe kadar günlük tutmaya devam etmişti. “Temmuz ayında yirmi üç yaşıma girmeliyim, oyunda bir sayıya oynadım, zar yuvarlandı, ben kaybettim” yazmıştı bir sayfasında. Bir başkasında ise şöyle yazılıydı: “Sıcak gün ışığını sevdim.” Günlüğü 1946 yılında İbranice basıldı. 

1950 yılında Hannah Szenes’in bedeninin kalıntıları İsrail’e getirilerek, Kudüs’deki askeri mezarlığın paraşütçüler bölümüne defnedildi. Aynı yıl kurulan bir Kibutz’a onun anısına ‘Yad Hannah’ adı verildi. Mezartaşı ise, Kasım 2007’de İsrail’e getirilerek Sdot Yam’a yerleştirildi. Soğuk Savaş sonrasında bir Macaristan askeri mahkemesi resmi olarak Hannah Szenes hakkındaki kararı mahkum ederek onu temize çıkardı. İsrail’deki akrabaları 5 Kasım 1993’de bu konuda bilgilendirildiler.

Hannah Szenes’in bazı şiirleri bestelenip tanınmış sanatçılar tarafından okundu. “Hannah Szenes Efsanesi” adlı bir tiyatro oyunu 1964 yılında Los Angeles’da sahnelendi. 1988 yılında “Hanna’nın Savaşı” adıyla yaşamı filmleştirildi. 2008’de de yaşamı ve ölümü bir belgeselde işlendi.