Spor mu, bildiğiniz gibi değil…

- Newaya Jin
329 görüntüleme

Ortak aktivite yapmanın aracı ve aynı zamanda bir eğlence alanı da olan spor, yaşam kalitesini yükseltmek ile birebir ilintili bir alan. Beden ve ruh sağlığı üzerinde direk bir etkiye sahip olan sporla birlikte çeşitli hormonlar salgılanır. Bu da kişinin kendini daha çok mutlu hissetmesine ve özgüveninin gelişmesine vesile olur. Kimi tezlere göre ise spora başvuran insanların çoğu kendine özgüveni yüksek olanlardır. Çünkü spor yapmak, başarıya inanmak ve inisiyatif almaktır. Peki biz kadınlar ekmek ve su kadar ihtiyacımız olan sportif aktiviteleri hangi ölçüde yapıyoruz? 

Mevzu bahis spor olunca ilk akla gelen nedense kilo konusu oluyor. “10 günde forma girmek için yapılması gerekenler”,  ‘Vücut tipinize göre diyet listesi” vb… başlıkları uzatmak mümkün. “Güzel, bakımlı, narin ve zayıf ol…” klişeleri henüz küçük yaşlardan itibaren kız çocukları üzerinde basınç oluşturmaya başlar. Kimse “önce sağlıklı ol kızım” demez. Oysa sağlıklı bir bünye olmadan narin bir vücudun ne anlamı olur ki?

Nasıl sağlıklı olunur?

Sağlık, öyle durduk yerde kendi kendiliğinden bozulmaz. Hareketsiz bir bünye vücuttaki yağ oranını dengeleyemez, toksinleri bünyeden arındıramaz, kasları çalıştıramaz ve böylelikle kronik hastalıklara davetiye çıkartır. Hele bir de stres yüklü bir hayatınız varsa ve vücudunuzdaki negatif enerjiyi dışarı atamıyorsanız, bu psikolojik ve fiziki hastalık olarak size geri döner. 

Gündelik hayatta çevremizdeki kadınlardan çeşit çeşit ağrı şikayetlerini duymak mümkün. Bu şikayetlerin farklı birçok sebebi vardır elbet. Fakat temel faktörlerden biri hareketsizlik, yani sportif aktivitenin olmayışıdır. Bu gerçeği deneyimleyerek öğrenebiliriz. Ağrılardan kurtulmak, vücudu esnetmek, rahatlatmak, deşarj olmak ilaçlarla değil ancak sporla başarılabilir. Bu, tıp alanında deneyimlenerek ulaşılmış bir sonuç aynı zamanda. 

Tam da bu noktada sporun sağlık üzerindeki pozitif etkisinin bilincinde olmak önemli. Çünkü gündelik spor ve egzersizler birçok hastalığın dermanı. Diğer bir deyişle spor, sağlıklı yaşamın biricik garantörü. “Her şeyin başı sağlık” diye bir söz vardır. Sağlığın da başı spor olsa gerek. Fakat sporu hayatında alışkanlık haline getirenlerin oranı çok düşük seviyede. Kimileri ise hobi olarak görüp dönemsel olarak hayatına alıyor. Kimileri de enerji tüketimi, vücut geliştirme, dönemsel geçici heves olarak yaklaşıyor.

Spor dallarında cinsiyetçilik

Spor en çok da kadınların yaşamında olması gereken bir aktivite. Durum ise bunun tam tersi. Dünya genelinde ama özellikle de biz Ortadoğu toplumlarında spor özelde erkekler ile bağdaştırılır. Kadınlar açısından ise ayıpsanan, ötelenen hatta tabu olan bir alan.

Birçok coğrafyada yüksek oranda spor aktiviteleri kadınlara hala “tabu” iken, bazı coğrafyalarda ise kadınlar “pasif” kimi spor dallarında görünür olmaya başladı. Kimi alanlara girebilmesi için de kadınların yoğun bir cinsiyetçilik mücadelesi vermesi gerekiyor. Evet yanlış duymadınız toplumsal cinsiyetçilik mücadelesi. 

Revaçta olan futbolu baz alacak olursak, kadınlar genelde sahalardaki erkek oyuncuları tribünlerden alkışlayan tezahüratçı pozisyonunda. Sahalara indiğinde de “rüştünü” ispatlamak zorunda. Örneğin geçtiğimiz günlerde İspanya’da rakiplerinden dördüncü golü yiyen kadın futbol takımı oyuncuları kendi kulübünün erkek oyuncularının sözlü saldırısına uğradı. “Sahadan çıkın gidin”, “evinize, mutfağınıza dönün” vb.. laflar sadece hakaret değil, spor alanındaki cinsiyetçilik kodlarının da çıplak ifadesi. 

Başka bir örnek, dört yılda bir düzenlenen FİFA Dünya Kupası ve UEFA maçlarında tüm dünya nefesini tutup sahadaki 11 “adam”ın top peşindeki koşuşunu izleyip nihayi “zaferi”ni bekler. Holiganlığın tavan yaptığı bu dönemlerde onbinlerce kadın “fuhuş” amacıyla ithal edilir. 

Bu örnekler futbolda kadının konumunu anlamak açısından yeterli. Bu kodlamalara göre kadının yeri yeşil sahalar değil, onun kenarındaki tezahürat tribünleri veya erkek oyuncuları “motive” etme odalarıdır. 

Sadece futbolda değil, kadınların boks yapması, tenis, futbol oynaması, aerobike, yüzmeye gitmesi hala “tabu.”  Sağlığın ve hayatın doğal bir rutini olması gereken bu aktiviteler erkeklere mübah görülürken, kadınlar için en ağır “suç”, “günah” ve “iffetsizlik” göstergesi. 

Bir egzersiz programımız var mı?

Bu cinsiyetçi toplumsal baskıyı bir tarafa bırakacak olursak, biz kadınlar sporu hangi düzeyde yaşamımızın vazgeçilmezi kılabildik? Sporun sağlığımız üzerindeki etkisinin ne kadar bilincindeyiz? Günlük bir egzersiz programımız var mı? Efor yoğunluğunu nasıl dengeleyebiliriz? Tüm bu soruların cevabını hala almadıysanız o zaman harekete geçme zamanı. İmkansız değil, sadece alışkanlık haline getirmek gerekiyor. 

Bir şeyin alışkanlık haline dönüşmesi 21 gün sürüyormuş. 21 gün boyunca herhangi bir sportif aktiviteyi hiç bırakmadan devam edin. Emin olun ki bir süre sonra hayatınızdaki vazgeçilmeziniz olacak. Spor yapınca beyin yağlı, ağır, sağlıksız yiyecekleri kabul etmez. Metabolizmayı da buna göre yönlendirip çalıştırır. 21 gün sonundaki değişimi görecek ve daha çok hevesleneceksiniz. 

Kimileri belki “gündelik hayat uğraşları zaten yoruyor, bir de sporla mı uğraşacağım” serzenişinde bulunabilir. Tam da bunun için spor gerekli aslında. Günlük olarak yapacağınız 15 dakikalık veya 30 dakikalık egzersizler ile gündelik uğraşların üstesinden daha kolay gelebilir, stressiz bir gün geçirebilirsiniz. 

Dövüş sporları kadınlar için elzem

Kimi spor dalları aynı zamanda savunma rolü de görüyor. Son dönemde boks, tekvando, karate ve türevleri olan dövüş sporları trend olmaya başladı. Kadınlar için elzem olan dövüş sporları hem öz savunma hem de sağlıklı yaşamın vazgeçilmezi aslında. Çünkü kadınlar hala evde, sokakta, bazen de işyerinde kaba şiddete, tacize maruz kalabiliyor. Kadınlar olarak dövüş sporları ile hem kendimizi savunmayı öğrenebilir, hem de  günlük egzersiz ihtiyacını yerine getirmiş oluruz.

Fitness, aerobik, bir yere varılmayan koşu bantları, ağırlık çalışma sehpası, elektronik bisiklet pedalı çevirmek gibi salon sporları can sıkıcı gelebilir. Zaten spor yapmak için özel bir salon da gerekmiyor. Pekala evimizde, herhangi bir açık hava alanında da spor yapmak mümkün. Örneğin vücudu esnetmek için yogayı, denge için pilatesi, öz savunma sporlarını, koşuyu ya da yüzmeyi tercih edebilirsiniz. Yeter ki size iyi gelecek olan yeni bir motivasyonu bulup bunda ısrarcı olun. Çünkü hiçbir zaman geç değil, özellikle de spor için hiç geç değil. 

Spordan önce ve sonraya dikkat…!

Önemli birkaç uyarı olarak; Yoğun bir egzersizden sonra kendinize zaman vermelisidir. Yorucu bir egzersiz programı vücudu gergin bırakır ve sonradan beyniniz olduğundan daha aç hissetmenizi sağlar. Spordan sonra hızlı çalışan vücudunuzun sakinleşmesi için biraz bekleyin. Egzersizde harcanılan kalorileri geri almamak ve kas kaybına uğramamak için spor sonrası alacağınız besinler çok önemli. spordan önce yemek yediyseniz en az 1 saat sonra egzersiz yapabilirsiniz. 

Sporda su tüketimi çok önemli. Yoğun tempolu bir spordan sonra terleyerek kaybettiğiniz suyu geri almalısınız. Bu vücudunuzun kendisini metabolize etmesi için çok önemli. Şekerli içeceklerden uzak durmalısınız. Spordan sonra bitkin hissetseniz bile uyumak istemine karşı gelmelisiniz. Tersini biliyor olsanız da, spor sonrası uyku, vücudun rahatlaması ve gevşemesini bentler.