Sürpriz! Annemiz bizi beyninde taşıyor

- KAKTÜS
219 görüntüleme

Bazen insan yaşadığı hisleri tarif edemez. Bunun nedeni yaşanılanın tarifsiz olması değildir, kafanın çalışmamasıdır. Zekanın devir daim etmesindeki kopukluktur. Sigorta atması gibi. Ya da zekanın kısa devre yapması da olabilir. Yoksa malzeme denilen beyin ve sıvısı olduğu gibi yerinde duruyor. Tek eksiklik zekadaki kısa devrenin giderilip aklın devreye konulması… Gerçi bunun için bazılarının çok çabalaması lazım. Çünkü nötr durumdalar. Aslında böyle kalmaları daha iyidir. Ama nerdeee? Ağlasalar ağlamalarına, gülseler gülmelerine katılamazsınız. Öfke ve kızgınlıklarını hiç görmek bile istemezsiniz. Surat eski DGM, gözler yeni OHAL mahkemeleri… Tek celsede, görüntü o biçim yani…  Yanında limon yesen, şeker-şerbet kalır. Gerisini varın siz düşünün. Akıl küflenmesi ile düşünce zehirlenmesi arası bir şey. Kopmuş yani…

Akıl, zeka demişken, geçenlerde bir arkadaşım anne ile çocuk arasındaki olağanüstü bağın derinliğinden söz etti. Dondum kaldım. Bu nasıl olabilirdi? O an sanki zekamda kısa devre oluştu. Beynim algı hatası sinyali gönderdi. Tekrarlattım, şöyle dedi: “Kadınlar, çocuklarının genetik kodunu beyinlerinde taşırlarmış.” Bir daha afalladım.  Nasıl yani? Kadınlar çocuklarının bir kopyasını beyninde mi taşıyor? Bu nasıl oluyor? Genetik kod ne ya? Aklım hangi sözcükte dondu kaldı? Kadınlar doğurdukları çocukları aynı zamanda kafasında mı taşıyor? Nasıl yani? Doğan her çocuk aynı zamanda annesinin beyninde mi? Annemiz bizden bir parça mı taşıyor? Biz aynı zamanda iki ayrı yerde miyiz? Bu nasıl bir şey? Annemiz bizi hem doğurup hem de aynı anda kafasında nasıl taşıyor? Hani o iç güdü dedikleri şey bu olabilir mi? Düşünsenize annemiz genetik kodumuzu kafasında muhafaza ediyor. Bu inanılmaz bir şey. Bu hayatın sırrı! Evrenin sonsuzluğu, yeniden doğuş gibi bir şey… Yani ölümsüz müyüz biz? Biri bir şey desin STAR aşkına!..

Şimdi Canlar, normal bir insanda 23 çift kromozom vardır. Her bir kromozom hücresine ait bir DNA vardır. Her bir DNA parçasına gen denir. DNA genetik talimatları taşıyan bir nükleik asittir. Bu nükleik asitler bilgi taşır ve saklarlar. Bu bilgiyle protein ve RNA gibi hücreler yeniden inşa edilir. Her bir nükleik asit ise polimerleri oluşturur. Her bir polimer milyonlarca nükleik asitten oluşur. İki polimer ise bir DNA eder. Ben ne diyom anam?!? Bir kere genetik biliminden hiç haz etmem. Dünyanın başına bir felaket gelecekse ya genetik bilimden ya teknolojik bilimden ya da ikisinden birden gelecek. Aha buraya yazıyorum. Sonra söylemedi deyin.

Konuya dönecek olursak; bir kadın çocuğunu 9 ay 10 gün rahminde taşıyorsa, ona kendi zekasını veriyorsa, kendi kanıyla besleyip, her türlü duygusuna ortak ediyorsa, o da yetmiyor, bir de çocuğunun genetik kodunu kendi bedenine geçirip, beyninde taşıyorsa neden soy babaya dayandırılıyor? Sebep? Burada yeni yaşamın taşıyıcısı olan kadın. Erkek neyin taşıyıcıdır? Hele cevap verin. Babanın tespiti için çocuğun DNA analizine gidilirken, kadın DNA’sı incelendiğinde çocuğun tespiti yapılıyor. De haydi çözün, çözebiliyorsanız bu düğümü… Ama öyle Büyük İskender gibi sahtekarlık yapıp, düğümü kılıçla kesmeyin. Gerçi sizin o hileleriniz olmasaydı esameniz okunmazdı. Siz hile ve kurnazlığın bir eserisiniz. Biliyorum şu an sinirleniyorsunuz ama, yaptıklarınızın yanında benim söylediğim devede bit kalır. Biliyorsunuz bir bit verisi yalnızca 0 ve 1’lerden oluşur. Bir harf veya rakam oluşturmak için 8 bitlik bir veriye ihtiyaç vardır. 8 bit bir bayt eder. Dolayısıyla sahtekarlığınızı isterseniz bit, bayt, kilobayt, megabayt, gigabayt ve terabayt ile de ölçebilirsiniz. Ama o zaman deveyle mi kıyaslamak lazım, bilemem.

Düşünsenize erkek, çocuğun oluşumunda payı olduğunu fark ettiği an durup, oturup bir düşündü: Çocuklar onun “tohumları” sayesinde oluyordu. O olmasaydı çocuk olmayacaktı. Dolayısıyla soy oluşmayacaktı. O zaman soy ona dayanıyordu. “Tohumlarıyla” can verdiğine göre muhtemelen tanrı da oydu?!? Geriye ne kaldı, klan! Tanrı olduğuna göre klanda onundu. O zaman ataerkil çağın başlamaması için ne gibi bir neden olabilirdi ki?!?

Ve erkek, dünyaya o gün çaktığı kazağın üstünde bugün otururken, kazığın nereye kadar dayandığını hala fark etmiş değil. Ama ‘zararın neresinden dönülürse kardır’ demişler. Yani hala erkek için bir umut var. Tabii o da istiyorsa. Yoksa kimseyi zorla tedavi edemezsiniz. Adam oturup, kalkıp, “dölüm de, dölüm” diyor. Bir dölünün de sorumluluğunu üstlenmiyor. Gerçi kendi yaptıklarının sorumluğunu üstlenmiyor, dölününkini nasıl üstlensin? Ona sorsan yerle-göğün yaratıcısı zaten. Ama “hani benim genetik kodum” diye sor, Harran ovası gibi açıkta kalır. Sığınacak bir ağaç bile bulamaz. Bırak ağacı bir fide bile bulamaz. Sonra da çıkıp aklıyla, yaratıcılığıyla övünür. Wıışşşş, kıvrak zekanızın sarmalına gelip, düşüncenizde boğulasınız. Aklınız ile zekanız arasındaki elektrik kesile inşallah…

Tüm dinlerde tanrının, insanı kendi suretinde yarattığı söylenir. Ama bir insan bir diğerinin suratına baktığında gayri ihtiyari “meymenetsiz” dediğini duyar gibiyiz. Doğdum, doğalı birinin diğerinin suratından memnun kaldığını görmedim. Hep kusur, hep kusur… Peki ya anne? Günümüzde çok az annede kusur vardır. Aha o da ataerkil sistemin yarattığı kirlilikten ileri geliyor. Bir gün o da ortadan kalktığında ana-kadının güzelliği herhangi bir söze yer bırakmayacaktır. Aha buraya yazıyorum…

Ana-kadın hakkında öğrendiklerimiz şimdi bile bizi büyülerken, özgür bir dünyada kadının evrenin ta kendisi olduğunu öğrendiğimizde ne yapacağız? Kutsallığını kabul edip, ondan sonsuz yaşamın sırlarını mı isteyeceğiz? Peki o, bizi buna layık görecek mi? Bilemiyoruz. Şimdilik bildiğimiz ana-kadınların her doğumla birlikte yeni yaşamın genetik kodlarını alıp, yola devam ettiğidir. Yani ana-kadın aynı anda hem geçmişi hem geleceği bağrında taşır. Bununla neler yapabileceği ise henüz bir sırdır. Bunları düşündükçe tüylerim diken diken oluyor. Ya Star, bu nasıl bir şey ya… Bir gün çıkıp, “anne, genetik kod şifrem lazım, bir gönderir misin?” diyecekler. Düşündükçe zekam kısa devre yapıyor. “Genetik kodun ne senin yavrum? Yoksa henüz doğmadın mı?..”