Tek umudum çocuklarımı görmek

- Dilar ROJEM
287 görüntüleme

Sînûne nahiyesine bağlı Gulbelê köyünden olan Êzîdî Kürt kadın Nofa Selim İsmail, IMG-20180412-WA0002Şengal katliamı gerçekleştiği esnada DAİŞ tarafından kaçırılarak, 9 ay boyunca tutsak kaldı. Katliamdan sonra bir daha göremediği iki oğlu, ailesi, kardeşleri ve akrabaları olan 8 erkeğin akibetini ise halen bilmiyor. Uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından Almanya’ya gelen Nofa Selim İsmail’in tek isteği ölmeden önce çocuklarını görebilmek.

Nofa Selim İsmail esaret süreci ve sonrasında yaşadıklarını Newaya Jin’a anlattı.

DAİŞ’in esareti gibi ölümle her gün ölümle burun buruna olduğunuz zor bir dönemi yaşadınız. İlk güne dönersek, nasıl eşir düştünüz? 

DAİŞ, üç ayda 8 kez saldırı yaptı. Böyle bir katliamı tahmin etmediğimiz için ilk başta kaçmadık. Kendi köyümüzde, meramızdaydık.  3 Ağustos’ta Şengal tarafına saldırdılar. Biz o zaman Şemal tarafındaydık. En fazla saldırı ve zulüm olduğu yer Hardan ve Xane Sor tarafıydı. Çünkü her ikisi de DAİŞ’a yakın olan kesimlerin köylerine yakındı.

Saldırılar yoğunlaşınca köyün içine gittik. Halkın hepsi köye kaçtı. Bir gece köyde kaldık. Şengal katliamı başladıktan sonra ertesi gün, yani Ağustos ayının dördünde dağa kaçtık. Fakat bir gece sonra geri döndük. Geride bir yaşlı anamızı bırakmıştık. O yaşlı anamız için geri döndük. Onu da alıp tekrar dağa döndük. Dağda saklandık.

Arap bir kirvemiz vardı. Bir gece dağda saklandıktan sonra kirvemiz, eşimi aradı. Telefonda konuştular. Kirvemiz, “Ben gelip, sizi kurtaracağım” dedi. Arabasıyla Şerefdin’nin yakınlarına kadar geldi. Kirvemiz, Rabia Araplarındandı. Zobayanlardan. Hepimiz yola indik. Biz kadınlar kirvemizin arabasına bindik. Erkekler de bizimkilerin arabasına bindi. Rabia’ya doğru yola çıktı. Kirvemiz bizi, DAİŞ’in eline verdi. DAİŞ, bizi önce Rabia’da tuttu, Sonra da Telafer’e götürdü. Telafer’de bizi önce Êzidî kadın ve çocukların yanında bırakmadılar. Kendi noktalarında gözaltında tuttular. Gözaltı süremiz dolunca onların yanına verdiler. Orası bir okuldu. O okulda kadın ve çocuklar o kadar fazlaydı ki, ne gece ne gündüz oturmaya yer yoktu.

Orada yaklaşık olarak ne kadar insan vardı? Bir sayı verebilir misiniz?

Sanırım 5 binin üzerinde insan vardı.

Hepsi Şengal halkından mıydı?

Evet, hepsi Şengal halkındandı. Kulbetul Şemal’den… 27 ya da 28 gün o okulda kaldık. Daha sonra bizi Telafer’e bağlı Kesra Mihra köyüne götürdüler. Orada çok zorluk yaşadık, rezil olduk. Hem de çok… Ne yemek vardı, ne yıkanmak. Bitlendik. Benim ve kızımın başına bit düştü. Üç ay banyo yapmadık. Elbiselerimiz bedenimize yapıştı. Giysilerimiz de kirden yırtıldı. Kesra Mihra’da tam 5 ay kaldık. Orası bir Şia köyüydü. Şialar köyden kaçmıştı. DAİŞ her şeye el koymuştu. Buradan da bizi Musul’a Hayrıl Erebi’ye götürdüler. Oradayken bir gün geldiler ve hangi kadının altın ya da değerli bir şeyi varsa, çocukların neyi varsa el koydular. Çocukların kulağındaki küpeden, insanların altın dişine kadar ne varsa aldılar. Yüzüklerini, alyanslarını zorla alıp götürdüler. Sonraki gün de gelip içimizden bazı kadınları seçtiler. Yaklaşık 400-500 kadını Suriye’ye götürdüler. Kalanları tekrardan Telafer’e, Ayn Xedra’ya getirdiler. Üç ay Ayn Xedra’da kaldık. Daha sonra oradan kaçmayı başardık. Kaçtığımız gün tam olarak dördüncü ayın 30’ydu.

MANSET-1Nasıl kaçtınız?

Bir gün DAİŞ’liler gelip içimizden bazılarını seçeceklerini söyledi. Hepimiz kolumuza eşyalarımızı alıp dışarı çıktık ve caddede beklemeye başladık. Ortam çok karışıktı. Kadınları, genç kızları ve çocukları ayrı ayrı seçtiler. O esnada ben de görümceme dönüp, “Kaçalım” dedim. “Eğer şimdi kaçmazsak gittik artık, kurtuluşumuz yok” dedim. Ayıklama bitince DAİŞ’liler arabalarına bindi. Geriye kalan herkese de yerlerine dönmelerini istendi. DAİŞ’lilerin dikkati dağılmıştı. Biz de o karışıklıktan yaralandık. O anda ben, kızım, görümcem toplam 12 kadın ve çocuk eğilerek çıkıp yandaki eve girip saklandık. Gece yarısına kadar orada kaldık. Dışarıdan sesler geliyordu. Gürültü vardı, çok kalabalıktı. Çocukların çığlıkları vardı. Silahların sesi her yerde yankılanıyordu.

Bende telefon vardı ama çekmiyordu. Konuşmak için yüksek bir yere ihtiyaç vardı. Bir sandalye vardı, bize uzaktı. Ben görümceme “Git bir bak, kimse var mı” dedim. Görümcem gitti ve döndü. Korkudan titriyordu, “Ben bakamadım, korktum” dedi. Bu kez ben yanımdaki arkadaşımla gittim. Sandalyeye çıktım. O sandalyeye çıktığımda ben de korkudan tir tir titriyordum. Telefonla şu an burada olan görümcemle konuştum. Ona dedim, “Biz kaçtık. Onların elinden kurtulduk. Bize bir çare!..” Ama kendimizi o köyden kurtarmalıydık. O yüzden gece yarısı gizlice köyden ayrıldık. Üç saat boyunca o açık arazide, çorak toprakta yürüdük. Fakat hiçbir yeri tanıyamadık, çıkaramadık nerede olduğumuzu. Mecburen tekrardan o gece Telafer’e döndük. Vardığımızda dünya aydınlanmıştı.

Bu kez avlu duvarları yüksekçe bir yere girdik.  İki gündür açtık. Kızımın açlıktan öleceğini sandım. Gözlerinin altı simsiyah olmuştu. Açlıktan konuşamıyordu. Ne su, ne yemek…

Girdiğimiz yerin çatısına çıktım gizlice. Oradan dışarıyı seyrettim. İnsanların hali hal değildi. Akşama kadar o çocuklarla aç, susuz bekledik. Aynı gün görümcem ardı. Orada olan Arap biriyle iletişime geçmişler. Akşam saat 8’de arabayla gelip alacağını söylemiş. Bize bir yer söyledi. Oraya gittik.

Adam arabasıyla geldi. Arabadan inince kapılarını açık bırakıp oradan biraz uzaklaştı. Arabaya bindik, fakat esaret sürecindeki olayın tekrarlanacağından korkuyorduk. Kaygılıydık.  Adamın boğazına yapıştım ve bizi teslim etmemesini söyledim.  “Beni öldürseler, sizi bırakmayacağım” dedi. Bizi evine götürdü, yemek verdi. Daha sonra bizi bir mağaraya götürdü. Ertesi gün bize kahvaltı ve öğlen yemeği getirdi. DAİŞ’in çok fazla devriye gezdiğini, o yüzden gün ortası evden çıkmaya korktuklarını söyledi. Gitti ve üçüncü günün akşamı geldi.

Ben çok iyi Arapça biliyorum. Bize, “Siz altı saat yürüyebilir misiniz” diye sordu. “Yürüyebiliriz” dedim. O gece bizi evine götürdü. Yemeğimizi yedik. Sonra arabayı getirdi ve bizi bindirdi. Biz yürüyerek gideceğimizi sanıyorduk ama arabayla gittik. Çok iyi oldu. Yol boyunca sadece bir buçuk saat yol yürüdük. Harda Köyü yakınına gelince arabadan indik. Bir Arap, peşmerge noktasına kadar bize eşlik etti.

Peşmerge noktasına ilerlerken karşıda hiçbir hareketlilik olmadı. Peşmerge bize doğru gelmedi. 

1Bir Ezidî vardı orada. Ailemizi aramak için ondan telefon istedik. O da akrabalarımızı aradı. Onlarla konuştuk. Gelip bizi aldılar. O gece akrabalarımızda kaldık. Ertesi sabah Sînûne’ye gittik. Büyük bir otobüs getirmişlerdi. Bizim dışımızda da DAİŞ’in elinden kurtulanlar olmuştu. Biz 12 kişi kurtulmuştuk ve DAİŞ’ten kaçmayı başaran 13 kişi daha vardı. Onlarla birlikte otobüse bindik. Hepimizi Duhok’a getirdiler.

Peşmergelerin yaklaşımından söz ettiniz. Şengal katliamı sırasındaki tutumları nasıldı? Bu konuda neler söyleyebilirsiniz? 

Gerçek neyse onu konuşmak lazım. Peşmerge bizim için hiçbir şey yapmadı. Peşmergeler kaçtı. Bizi savunmuş olsalardı Êzidîlerin başına bu felaket gelmeyecekti. Gerçek budur. PKK olmasaydı bu kurtulan Êzidîler de kurtulamayacaktı.

Katliamdan sonra Şengal halkı direnişe geçerek, öz savunma güçlerini ve halk meclislerini oluşturdu. Fakat halen DAİŞ’ın elinde olan Êzidîler var. Êzidî toplumuna çağrınız nedir? Ne söylemek istersiniz?

Katliamdan sonra Êzidîler direnişin ve birliğin önemini anladılar. Şu an Êzidîlerin hepsi birlik olmuş. Êzidîlerden tek isteğim, bu esirleri, DAİŞ elindeki kadınları kurtarmaları. Çocuklarım ellerinde, ailemin tümü ellerinde. Sadece benim ailemden 8 kişi ellerinde. İki oğlum, eşim, onun üç kardeşi, yeğenim ve kuzenim, hepimizi birlikte yakaladılar. Gözümün önünde çocuklarımı kelepçelediler.

Şimdi nerede olduklarını biliyor musunuz? Hiç haber aldınız mı? 

Akibetleri hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Hiç haberim yok. O zaman yanımda kalan oğlum çok küçüktü. Onu da Arap sandıkları için almadılar. Bir tek o kurtuldu. Yaşananları hatırlıyor ve onun etkisini yaşıyor. “Bütün kardeşlerimi götürdüler onlar olmadan yaşam hiç güzel değil. Tek başıma kaldım” diyor. Tek umudum ölmeden çocuklarımı görmek. Allah’tan başka bir şey istemiyorum. Sadece bir kez görsem yeter. Her sabah gözlerimi açtığımda çocuklarım için ağlıyorum. Ta ki gözlerimde yaş kalmayıncaya kadar. Sonra yataktan kalkıyorum. Bir annenin 4 yıl boyunca çocuklarını görmemesi, onlara ne olduğunu bilmemesi kolay değil. Benim gibi çok sayıda Êzîdî aile var biliyorum. Belki bu acıyı yaşayanlara göre durumu iyi olanlardan biriyim. Bilemiyorum.

Şu an Almanya’dasınız. Burada akrabalarınız da var. Ama Alman devleti şu an ailenizden herhangi bir erkeğin sizinle kalmasına izin vermiyor. Bunun nedeni nedir? 

Misafir olarak bırakıyorlar. Eşimin kuzeni ve babamın kuzeni iki kez bizi ziyaret etti. Erkek kardeşim bizi ziyaret ediyor. Kuzenim geliyor. Fakat burada kalmalarına izin vermiyorlar.

Peki eşiniz gelecek olursa, onunla birlikte kalabilir misiniz?

Hayır, izin vermiyorlar. Eşim benimle kalamaz. Sadece ben değil, benim gibi gelenlerin hepsinin durumu böyle. Zaten bir çok kadının eşi Irak’ta. Kadınların eşlerini buraya kabul etmiyorlar. Sebebini bilmiyorum. Neden böyle yaptıkların anlamıyorum. Ama “Biz sizi buraya getirdik. Sizin sağlığınız, ruh haliniz iyi değil” diyorlar. Doğru hepimizin ruh sağlığı iyi değil. Ben iki buçuk yıl önce geldim. Bu süre boyunca sürekli doktorların gözetimindeyim.

Son olarak ne söylemek istersiniz? 

Şu an tek istediğim şey ölmeden çocuklarımı görebilmek. Tek dileğim bu. DAİŞ’in elindeki esirlerin kurtarılması için herkesin sorumlu yaklaşmasını istiyorum.