Tutkularım bir dünya kadar büyüktür

- Abdullah ÖCALAN
222 görüntüleme

Gerçeği görmek insanı dehşete düşürüyor. Benim bütün gücüm aynı zamanda zorluklarım, gerçeğe bakmaktan korkmamam, gerçeği öğrenme ve onu değiştirme hevesimdir. Bu, beni sürükleyen tek dürtüdür. Ama sizler, görmemekte inat etme içindesiniz. Bu, size rahatlık veriyor. Ne rahatlığı? Gerçek emrediyor; savaşacaksın! Ama sizler “düşünce gereksizdir” diyorsunuz. Düşünce gereksiz olduktan sonra düşmanı, halkın tarihini göremezsin; göremedin mi, ne için savaşacaksın ki! Savaş tatmin olmayanın veya büyük arayışların, tutkuların peşinde koşanın eylemidir. Savaşın kendisi, onun ordusu, büyük değerlere sahiptir. Oysa tutkular, arayışlar bir dünya kadar büyük olmalı.

Amerikan ordusu dünyaya sahiptir. Vietnam ordusuna bakın ülkesini kurtarmak istiyordu, Amerika’yı yendi. Onun da amacı büyüktü, ülke kazanmak istiyordu. Giap başlangıçta hiç de savaştan anlamıyordu. Ama halk savaşının önderlik sorumluluğu kendisine verildiğinde dünyanın en büyük tekniğine, sayı gücüne rağmen, Vietnam gibi en yoksul, en zayıf, en tekniksiz küçük bir birimiyle Amerika’yı dize getirdi. Amaç, Giap’ı oraya sürükledi, götürdü. Savaşa vücut veren bunlardır.

Başaramamanız mümkün değildir

Neden bizlerden büyük komutanlar çıkmıyor? Çünkü sizler çok azla yetindiniz. En değme Kürt ağası şu anda ne yapıyor? Kendini kırk türlü satıyor, düşmana bağlanıyor, işbirlikçilik yapıyor. Bir korucu da bir maaş için aynı şeyi yapıyor. Bu, tehlikelidir. Bu, sömürgeciliğin veya düşman savaşçılığının olsa olsa bir işbirlikçiliği olabilir. Halk savaşçılığı kesinlikle böyle olamaz. Peki, bunu nasıl yırtacaksınız? İşte düşünme gücüne, amaca bağlanma gücüne, sahip olma gücüne; “bütün halkıma sahip olacağım, bütün güzelliklere sahip olacağım; onlar için büyük bir savaş gerekiyorsa onun da ustalığına soyunacağım” vb. iddialara sahip olun, başaramamanız mümkün değildir.

Ben nasıl başardım? Söylediğim diyalektik gelişmeyle oldu. ‘Neden benim bir ülkem olmasın’ sorusunu çokça sordum kendime. Daha büyük amaçlar olamaz mı dedim ve hiçbir şeyi beğenmedim. Bu beni amacın büyüklüğüne, duyguların, arzuların büyüklüğüne götürdü.

Müthiş bir arzunuz olacak

Düşünüyorum da, “Nasıl Yaşıyorum?” veya savaşa nasıl yaklaşıyorum? Bana olan bu bağlılığınızı çözmek gerekiyor. Bu, ayıplı olanın, çirkin olanın bağlılığıdır. Bunu redediyorum, benim böyle arkadaşlarım olamaz. Bunu iliklerinize kadar hissetmeniz gerekiyor. Arkadaşlarım için yapamayacağım hiçbir şey yoktur. Ama beni böyle kendi zaafları için kullanan zihniyetten nefret ettiğimi de bilmek zorundasınız. Köleler, zavallılar, ağlayanlar, sızlayanlar, çirkinler bana hiç yaklaşamaz. Bunu iliklerinize kadar hissedeceksiniz. Ben oyunun büyüğünü, küçüğünü ayırt etmem. Yaşamın büyüğü, küçüğü benim için yoktur. Basit bir oyun da benim için çok değerlidir. Basit bir tarla işi de çok kutsaldır. Hepsini severim. Ama onu insan gibi yapmak, benim için çok zorunludur.

Şimdi size bakıyorum, bu kadar kötü halinizle bana nasıl yaklaşıyorsunuz! Bilmelisiniz ki, yiğitlikten dem vurmak kolay değildir. Kolay değil bizim şerefimizle birlikte yaşamak, onu taşımak. Yaşamı, bütünüyle biraz tanıyan arkadaşlarım için yapamayacağım fedakârlık yoktur.

İliklerinize kadar kendinizi hazır hissedeceksiniz. Müthiş bir arzunuz olacak, güzel olmayı isteyeceksiniz.

Güzel bir yaşamın militanlarıydılar

Bazı PKK şehitlerini hatırlayalım. Örneğin Agitleri, Kemal Pirleri. Ben tek bir kelime konuşmadığım ve tek bir kelimelik eleştiri de yapmadığım halde Kemal her zaman nasıl yaşamak gerektiğini çok iyi bilirdi, çok iyi hissederdi. Hakiler de öyleydi. PKK’nin diğer şehitleri Mazlumlar, Hayriler de öyleydi, hepsi bilirlerdi. Agit de öyleydi, gerillada da olsa nasıl yaşamak istediğini biliyordu ve kendini yaşama kesin vermişti. Zaten büyüklükleri de bundandır. Ancak bunlar benim çevremde yer alabilir.

Çok güzel bir yaşamın ve savaşımın militanıydılar. Kimse onların büyüklüğünü tartışamaz. Ama büyüklükleri sadece ve sadece benim biraz hissettiğim, hiçbir zaman söylemediğim, ama bir emir gibi telakki ettikleri yaşam tarzıma biraz anlam vermeleriydi. Kendimi fazla açmak istemem, ama anlayan böyle anlamak zorundadır.

Fikri, zikri olmayan, kimseye bir şey veremez. Yalvarmak iyi bir meziyet değildir. Şikayet etmek, çaresizlerin mesleğidir, yiğitlere yaraşmaz. Bıktırıcı olmak, itici olmak insana ait özellikler olamaz.

‘Kördüğümleri çözmeye geldim?

Kendimi ve sizi anlamaya çalışıyorum. Vicdansız mısınız desem, bayağı duygusalsınız. Çaresiz mi desem sözüm ona savaşa girmişsiniz. Savaşa girmek, çare var demektir. Silahı eline almak, kördüğümü çözmeye geliyorum demektir. Eline silahı alan, yalnız kaba silahı değil, komuta silahını, önderlik, yöneticilik silahını, baş hesap üzerinden komutan olma yetkisini ele alır. “Ben çözüm gücüyüm. Kördüğümleri çözmeye geldim, engelleri aşmaya, yenmeye geldim” demektir. Komutan çok beğenilen, birimin ruhu ve canı demektir.

Benim kabul etme ölçülerim var, onların beni kabul etme ölçüleri var. Daha fazla ayağa kalkan bir halk, daha fazla halkı çeken bir önderlik, benim için oldukça önemlidir. Kendi kendime her gün bu kadar çekiciyim, beğenilmez durumum var diyorum. Çok seviyorsunuz, bana saygı duyuyorsunuz. Ben çok az, sevip-sayıyorum da, çok arzuluyorum da, ama yine çok yetersiz diyorum.

Çok açık, insanı etkilemek benim hoşuma gider. Zaten yaşam biraz da budur; yönetebilmektir. Ölümüne yönetiyorum, yine çok yetersiz görüyorum. Yaşama o kadar bağlıyım ki, bana bu yaşam, bu insan yaşamı evrende korkunç geliyor. Büyük heyecan duyuyorum.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ‘Nasıl Yaşamalı’ kitabının II. Cildi’nden derlendi.