Uluslararası toplum harekete geçmeli!

- Newaya Jin
42 görüntüleme
2016’da Unite Union ve GMB tarafından Britanya Parlamentosunda başlatılan “Öcalan’a Özgürlük” kampanyası sürüyor. Unite Union Uluslararası Sekreteri ve Öcalan’a özgürlük kampanyasının aktif yürütücülerinden Clare Baker kampanyanın etki ve sonuçlarına dair sorularımızı yanıtladı.

Kampanyanın odak noktasının Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü olduğunu hatırlatan Clare Baker CPT, BM ve Avrupa Konseyi gibi ilgili mekanizmaları rolünü oynamaya çağırdı. Tecridin Türkiye için bir leke olduğunu ifade eden Baker, sessiz kalan tüm ülkelerin de bu suçun ortağı olduğunu vurguladı. Kürtler ile ilgili politik sorunları gündeme getirmeye devam edeceklerini ifade eden Unite Union Uluslararası Sekreteri, eğer Türkiye mevcut politikalarında ısrar ederse Türkiye-İngiltere arasındaki ticaret anlaşmasına karşı da kampanya başlatacakları bilgisini paylaştı.

 

İşçi Sendikası (Unite Union) ile GMB tarafından ortak başlattığınız “Öcalan’a Özgürlük” kampanyasının gelinen evrede geniş çevrelere ulaştığını görmek mümkün. Kampanyanın yürütücüleri olarak siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Konuya dair girişim ve çabalarınız nasıl bir ilgi gördü?
Evet “Öcalan’a Özgürlük” Kampanyası, Unite Union ve Hizmet ve Kamu İşçileri Sendikası (GMB) tarafından 2016’da başlatıldı ve aralarında  İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TUC), Hukuk Firmaları Sendikası (The Trade Union Law Firm Thompsons)’ın da içinde bulunduğu 15 ulusal sendikanın katılımı ile büyüdü. Kampanyanın eş başkanlığını İşçi Sendikası uluslararası direktörü Simon Dubbins ve İngiliz İşçi Partisi Lordlar Kamarası (Labour Peer) Üyesi Christine Blower yapıyor. Kampanyanın odak noktası Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü – elbette aynı zamanda bölgede barışı da savunuyoruz-, Türkiye’deki Kürt siyasi tutukluların serbest bırakılması, Kuzey Suriye’deki özgür Kürt kantonlarının işgaline son verilmesi ile birlikte Türk ve cihatçı işgal güçlerinin bu kantonlardan çekilmesi çağrısında da bulunuyoruz. Kampanya, kamuoyunca da oldukça tanınmış yüksek etkide bir dizi etkinlikler içeriyor; 2018 Durham  Madencileri Galası’nın uluslararası temasıydı ve o zamandan beridir de bu şekilde devam etmektedir. Durham Madencileri Galası, Britanya’daki en eski ve en büyük işçi sınıfı etkinliklerinden biridir, her organizasyondan gelen katılımcıların kendi bayraklarını taşıdıkları ve kendi müzikleri eşliğinde şehir boyunca yürüyüş yaptıkları bir etkinliği içeriyor.  Yürüyüş, politik ve dünya dayanışma konuşmalarının yapıldığı büyük bir mitingin düzenlendiği geniş bir alana doğru ilerler. Gala’ya yaklaşık 150-200 bin kişi katılmaktadır ve bu nedenle kampanya görünür hale gelmiştir. Kampanya adına mitinge katılanların ve önde gelen diğer konuşmacıların çoğu, konuşmalarında Sayın Öcalan’ın serbest bırakılması ve Kürtler ile dayanışma ihtiyacından bahsettiler. Önümüzde uzun bir yol var 2018’de her ne kadar Türk Büyükelçiliği Londra Belediye Başkanı’na ve kampanyaya bağlı sendikaların genel sekreterlerine baskı yaparak durdurmaya çalışsa da, Londra Belediye Binası’nda bir etkinliğe de ev sahipliği yaptık. Tüm genel sekreterler, büyükelçiliğe, etkinliği iptal etme baskılarını kararlılıkla reddettiklerine ilişkin yazı yazdılar ve sendika hareketinin Sayın Öcalan’ın serbest bırakılmasına neden destek verdiğini açıklamak için büyükelçilikle görüşmeyi teklif ettiler ama henüz bir davet alamadık. Britanya’nın en büyük ikinci işçi sınıfı etkinliği de Tolpuddle Şehitleri Festivali’dir ve bu etkinliğin de 2019’daki uluslararası teması “Öcalan’a Özgürlük” kampanyasıydı. Durham gibi bu festivale katılan yaklaşık 100.000 kişi Kürt kültürünü görerek kampanyayı desteklemişlerdir. 2019’da ayrıca Britanya sendika konfederasyonu (TUC) konferansında tüm delegeler destek ve dayanışma amacıyla Sayın Öcalan’ın fotoğraflarını kaldırarak bir eylem gerçekleştirdik. Basit bir eylem gibi görülse de, küresel olarak sendikal hareket üzerindeki etkisi itibariyle büyük yankı yaptı. Kovid-19 pandemisi, birçok benzer kampanyayı olduğu gibi bu kampanyayı da büyütme olanaklarımızı tersinden oldukça etkiledi. Ancak geçen yıl Güney Afrika, Fransa, İspanya ve İzlanda’dan sendikaların katılımıyla online bir mitinge öncülük ettik. Öcalan’ın özgürlüğü için kısa bir sürede uzun bir yol kat ettik. Başardığımız işten ve Kürtler’in karşı karşıya olduğu duruma ilişkin yaptığımız girişimlerden gurur duyuyoruz, açıkçası önümüzde daha uzun bir yol var.
Sınırlarötesi saldırganlık tecrit ile bağlantılı

Kampanyanın temel talebi 22 yıldır tutsak olan Sayın Öcalan’ın özgürlüğüdür. Ancak Ankara rejimi tecrit koşullarını daha da ağırlaştırarak Sayın Öcalan’ın halkla ve dünyayla bağlarını tamamen kesti. Bu politikayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Erdoğan’ın dayattığı tecrit politikası sadece bir birey olarak Sayın Öcalan’a karşı bir saldırı değil, aynı zamanda Öcalan’ın fikirlerine ve fikirlerinden ilham alan insanları da izole etmeye yönelik bir girişimdir. Kürtler, kadınlar, sendikalar, öğretmenler, gazeteciler, muhalefet partileri ve hatta barış Ankara’nın saldırısı altındadır. Türkiye’deki bu muhalif gruplardan herhangi birinin karşı karşıya olduğu baskı ve Türkiye’nin saldırganlığını kendi sınırlarının ötesine taşımış olması, özünde Sayın Öcalan’ın tutsak edilmesi ve tecrit edilmesiyle bağlantılıdır. İşkencenin suç ortaklığı

Sayın Öcalan’a uygulanan tecrit ve yasadışı uygulamalar özünde işkencedir ve uluslararası insan hakları prensiplerine aykırıdır. Buna rağmen Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) gibi kurumlar 22 yıldır sessiz kalıyor. Bu soruya nasıl bir yanıt oluşturulabilir? Bu sessizlik politik bir tercih olmuyor mu?
Uluslararası toplulukların/mekanizmaların, Türkiye’nin insan, sivil ve işçi hakları ihlallerinin hesabını vermesi için çok az şey yapmasının bir dizi jeopolitik nedenleri vardır. Bunlardan birisi elbette Türkiye’nin Suriye’deki savaştan kaçan binlerce mültecinin karşılaştığı trajik durumu fırsata çevirerek AB’yi neredeyse fidye için elinde tutmasıdır. Özellikle AB ülkelerinin mülteci krizinden duyduğu bu korku, onların Türkiye’ye karşı tepki verme konusunda eylemsiz kalmalarına neden oluyor. Eğer Türkiye jeopolitik olarak önemli bir konumda olmasaydı bunu yapmazlardı. Örneğin Myanmar ve Beyaz Rusya’daki durumu hızlı bir şekilde kınamışlardı. Uluslararası toplumun, Kürt özgürlük hareketini bir terör örgütü olarak tanımlaması, Erdoğan’ın Kürtler’e karşı olan savaşını hem sınırları içinde hem de dışında neredeyse özgürce sürdürmesine olanak sağlıyor. Bu, aslında Türkiye’nin uluslararası toplumun kendisi için sorunlara yol açacak şekilde davranmaya devam etmesine izin vermesi demektir. Örneğin Libya’da, Azerbaycan/Ermenistan durumunda, Kuzey ve Doğu Suriye’de, Irak’taki saldırganlığı, Yunanistan’a olan karşıtlığı, uluslararası sözleşmelere karşıtlığı ve eski DAIŞ savaşçılarını kullanması vb… Bunların hepsi AB için, NATO için, ABD ve bir bütün olarak tüm uluslararası toplum için sorundur, hiç bitmeyen bir sarmaldır ve ancak bu durum Türkiye’den hesap sorulduğunda ve Sayın Öcalan’ın serbest bırakılması da dahil olmak üzere ciddi bir barış çabası ile sona erdirilebilir. Öcalan’ın BM tanımlarına göre tecrit edilmiş olması bir işkencedir, uluslararası toplumun Türkiye’yi bu tecride son vermeye zorlamaması onları bu işkencenin suç ortağı haline getiriyor.

Sayın Öcalan’ın, kadın/birey/toplum/emek sömürüsü üzeri kendini sürdürülür kılan kapitalist modernite ve patriarkaya alternatif geliştirdiği demokratik modernite seçeneği bu ‘sessizlik tercihi’nin nedenlerinden biri değil mi? Tecrit ve esaretin sürdürülmesinde devletler arası ortak bir konsensüsten bahsetmek yerinde bir tespit olmaz mı?
Sayın Öcalan’ın Rojava’daki yeni topluma ilham veren kadın özgürlüğüne ilişkin fikirleri, Türkiye hükümetinin mevcut gidişatıyla tamamen çelişiyor. Türkiye, -kadın haklarının çiğnenmesiyle birlikte- dini ve sosyal açıdan daha muhafazakâr hale geldikçe, Öcalan’ın kadın özgürlüğü ve demokratik modernite fikrinden esinlenen alternatif toplum, aslında Erdoğan için doğrudan bir provakasyon etkisi yapıyor. Rojava’nın sınırları üzerindeki varlığı ve ülkenin Güneydoğusundaki eş başkanlık sistemi Ankara için bir tehdittir ve bu nedenle Erdoğan agresif bir tepki vermektedir. HDP saldırı ve baskıya uğruyor, seçilen eş başkanlar tutuklanıyor, hapse atılıyor veya sürgüne gönderiliyor ve onların yerine hükümet tarafından kayyumlar atanıyor, Kuzey ve Doğu Suriye’ye saldırıyor, işgal ediyor ve etnik temizlik yapıyor. Ancak son birkaç aydır Türkiye’ye yönelik eleştirileri görmeye başladık; örneğin AİHM’in Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılmasına karar vermesi, Belçika mahkemesinin PKK’yi terör örgütü değil de, iç savaşın bir tarafı olarak tanımlayan kararı ve dolayısıyla Cenevre Sözleşmesine tabi olması, yine Avrupa Parlamentosunun Türkiye’ye Kuzey ve Doğu Suriye’yi terk etmeleri gerektiğini söylemesi vb…  Erdoğan buna agresif bir şekilde yanıt vererek Kürtler’i kriminalize etmeye ve onlara karşı savaşını sürdürmeye devam etti ve mülteci tehdidini kullandığı son Bloomberg Sözleşmesinde, AB’ye Suriye’deki Kürtler’i PKK ve dolayısıyla ‘terörist’ olarak tanımasını ve işgal altındaki toprakları ele geçirmek için finanse edilmesini istiyor. Sayın Öcalan’ın tutsaklığına ilişkin konuya geri dönecek olursak; uluslararası toplum, Sayın Öcalan’a dönük tecrit ile Türkiye’nin uluslararası hukuku ihlal etmesine izin veriyor. Ankara’nın Öcalan’ı takip edenleri suçlu saymasına ve ardından bunu, Türk hükümetinin açık otoriter eğilimlerine karşı çıkan herkesi kapsayacak şekilde genişletmesine izin veriyor vb. Öcalan’ın tutsaklığı ve Kürt sorununa barışçıl bir siyasi çözüm her zaman dile getirilmezse Türkiye yoluna bu şekilde devam edebilir.

Ulusal ve uluslararası bazı gazetelere verdiğiniz ilanlarda Sayın Öcalan’ın özgürlüğünün “kapanan barışın kapılarını açmanın” temeli olduğuna işaret ettiniz. Yine, “doğruyu söyleme gücüne ve ayrıcalığına sahip olanlar”ı sorumluluk almaya çağırıyorsunuz. Bu çağrının muhatabı tam olarak kim/ler?
Tüm hükümetleri harekete geçmeye çağırıyoruz; çok uzun süredir hükümetler ve uluslararası kuruluşlar, Türkiye’nin baskıları ve uluslararası hukuk ihlallerine yapılan vurgulara, sürekli kınamalara ve CPT ile AİHS tarafından sunulan raporlara rağmen, Türkiye üzerinde herhangi bir baskı uygulamadı. CPT ve AİHM raporlarının AB’yi harekete geçirdiğini ve en azından Sayın Öcalan’ın tecridinin sona erdiğini görmek isteriz. Avrupa Parlamentosunun Türkiye’ye Kuzey ve Doğu Suriye’yi terk etmeleri gerektiğini söylemesinden memnunuz ancak, eğer Türkiye terk etmez ise, bu durum eylemler ile desteklenmelidir.

Sayın Öcalan, “Medeniyetin temel çelişkisi cinsiyetler çelişkisidir” diyor ve kendisini kadınların iyi bir dostu olarak tanımlıyor. Hem kampanyanın sendikal hareketin kadın yapıları içindeki izdüşümünü hem de Sayın Öcalan’ın kadın özgürlüğüne dair fikirlerine ilişkin de görüşlerinizi öğrenmek isteriz?
Kampanyayı sendikal hareketin kadın yapıları içinde inşa ediyoruz. Pek çok ulusal sendikamız var ve şimdi sendika üyelerinin Sayın Öcalan’ın özgürlüğünü anlamalarını ve aktif olarak desteklemelerini sağlamak için çalışmalıyız. Britanya’da yaşamanın ve çalışmanın kendileri için neden önemli olduğunu anlamaları gerekir ve sendikal hareketin içindeki kadınların Öcalan’ın kadın özgürlüğüne dair fikirlerini ve Rojava’daki kadın devrimini anlamalarını sağlamak bunun harika bir yoludur. Kürtler’in eşitlik sistemine bakıyoruz ve biliyoruz ki bu sistemden öğrenebiliriz, arzu ettiğimiz bir sistemdir ve bunu ortaya çıkaran kadınlar her zaman büyük bir ilham kaynağıdır.

Bundan sonra kampanyayı nasıl bir strateji ile ilerletmeyi hedefliyorsunuz? Bu ve benzeri kampanyalar durumu değiştirmede nasıl bir yaptırım gücüne sahip?
Asıl amacımız Sayın Öcalan’ın özgürlük ve barış görüşmelerinde tam rol oynamasıdır. Bizler, Kürtler’in ve bölgede eşitlik, barış, sosyal adalet, demokrasi ve ekoloji değerlerimizi paylaşanların hakları için mücadele etmeye devam edeceğiz. Kısa ve orta vadede pandemiden çıkışla birlikte kampanya hakkında İngiltere sendikal hareketlerinde ve yine küresel ve Avrupa sendikal hareketlerinde farkındalık yaratmaya devam edeceğiz. Kürtler’in karşı karşıya olduğu politik sorunların gündeme getirilmesinin önemli olduğunu biliyoruz. Milletvekilleri ile Sayın Öcalan’ı, Kürtler’i ve Rojava’yı gündeme getirmeye devam edeceğiz.  Yine eğer Türkiye insan ve işçi ihlallerini gidermemekte ısrar ederse Türkiye-İngiltere arasındaki ticaret anlaşmasına karşı da kampanya başlatacağız.

Son olarak; bir süre önce “sosyal” medya platformları üzerinden Sayın Öcalan’ın sağlığı ve güvenliğini hedef alan kimi iddialar ortaya atıldı? Bu iddialar sonrası Kürt halkı ve dostları alanlara akın etti. Buna dair neler söylemek istersiniz?
Evet Sayın Öcalan’ın sağlığı ile ilgili ortaya atılan bu söylentiler bizi de çok endişelendiriyor. Dünyanın dört bir yanından birçok kişinin Öcalan’ın avukatlarının İmralı’ya gidişine izin verilmesi çağrısına bizde katılıyoruz. CPT ve Avrupa Konseyi’ni, avukatlar ile ailenin derhal İmralı’ya gidişine izin verilmesi konusunda ısrar etmeye çağırıyoruz. Devam eden tecrit Türkiye için bir lekedir ve devam etmesine izin veren tüm ülkeler suç ortağıdır.