Yaşamı uğruna ölecek kadar sevenler

- Abdullah ÖCALAN
240 görüntüleme

14 Temmuz direnişçilerinin anısına bağlı kalabilmek çok büyük bir meseledir. Parti yoldaşlığı, dava arkadaşlığı, eğer kendi en temel direnişçilerinin gerçeğini bütün yönleriyle kavrayamıyorsa, o zaman kendilerine en büyük kötülüğü ediyorlar demektir. 

Şunu çok açıkça söyleyebiliriz ki, partimiz içinde büyük direniş şehitlerimizin anısına layık olamama, onu kendi her türlü yetmezliğine perde yapma, direniş şehitlerinin büyük bir çağrı anlamına gelen bu büyük gün kararlarını bir türlü kavrayamama, kavransa bile gereklerini yerine getirememe ve sanki bu normal kabul edilebilecek bir yaşammış gibi davranma, büyük direniş şehitlerinin özellikle yaşamlarını daraltma, giderek sanki anıları silinmiş gibi hafıza kaybı içine girme, şehitlerin anısıyla kendini güçlendirme şurada kalsın, onun mirasıyla geçinip gitme durumları vardır. Biz her zaman şunu söyledik; eğer görevlerimize biraz böyle bağlı kalabilmişsek ve eğer halen direnişten vazgeçmiyorsak, burada rol oynayan en temel husus; kesinlikle bütün direnişçilerin ve özellikle de direniş şehitlerinin anısına gösterdiğimiz bağlılıktır. Mümkün olduğu ölçüde kendimizde onu hissetmek ve ona helal getirmeden başarıyla yaşatılmasına güç getirebilmektir. 

Yaratılan değerler şehitlerin mirasıdır

Sizin de kendinizi sorumlu hissedeceğiniz değerler var. Ben ısrarla, neden kendinizi çok güçlü ve yeterli eğitmek zorundasınız diyorum? Neden bütün görevlere asgari düzeyde başarıyla karşılık vermek durumundasınız? İşte o direniş şehitlerini ve bütün direnişçileri biraz daha fazla anlayabilmek ve biraz onlara saygılı olabilmek içindir. 

Yaratılan değerler var. Bu değerler büyük direniş şehitlerinin mirasıdır. Çünkü çok şehit verildi, çok büyük direnildi ve değerler de büyüyor. Anlaşılmayacak hiçbir yönü yok bunun. Bunun içinde yeni bir insanlığı yaratmak vardır; bunun içinde bir halkın kesin bağımsızlığını sağlamak vardır; bunun içinde özgürlüğün ve emeğin karşılığını vermek vardır. Değerler bunun değerleridir. Devrimci teori, ondan kaynaklanan politika, her türlü kural ve yaşam gücü bunun içindir.

Benim, direniş değerlerine birinci sırada bağlılığım vardır ve asla çiğnetmem. Fakat yalnız başıma benim bu değerleri çiğnetmemem yetmiyor. Tepeden tırnağa kadar bütün partililerin, savaşçıların aynı tutum içerisinde olması gerekiyor. Çok gençsiniz. “Ben mutlaka bir başarı için yaşamak zorundayım, benim bu yaşamıma bazı başarılar sığdırılmak zorundadır” demeyecek misiniz? 

14 Temmuz’u anıyoruz. Bugün, bir grup zindan direnişçisi kendi şahıslarında, bir halkın bütün özgürlük umutlarını son kırıntısına kadar yok etmek isteyen düşmana karşı, kendilerinde somutlaştırdıkları PKK direnişçiliğini gösterdiler. Bu, tartışmasız bir gerçektir. En zor dönemde, 1980’lerin başlarında, ayakta olan ne varsa tümüyle imha eden ve kasıtlı olarak bir daha yeşermemesi için bütün tedbirleri arkasına alarak yüklenen bir imha politikasına karşı, gereken her türlü direniş gösterildikten sonra, en son kendi bedenlerini eriterek, kendi nefeslerini o biçimde tüketerek son yolu deniyor, en güçlü direniş eylemine karar veriyorlar.

Aslında en büyük mücadeleyi vermek isteyen yoldaşlardır. Hayriler’i, Kemaller’i biz çok iyi tanıyoruz. Mücadele tutkusuyla dolu olan arkadaşlarımızdır. Devrimci pratik, onlar için yaşamın kendisidir. Hayri, nefes nefese örgüt çalışmalarını, propagandasını yaşayan, bunun dışında tek bir boş günü bile olmayan büyük bir kişiliktir. Kemal, tepeden tırnağa kadar her şeyini partinin hizmetine sunmuş, her şeyi ile partinin mücadele çizgisini yaşayan, yine partinin yaşam tarzını nefes nefese götüren bir kişiliktir. Bu konuda çok şey söylendi, daha birçok şey de söylenebilir ve söylenecektir de. 

Bir direnişçi nasıl yaşar?

Kendini, partimizin gerçeğinde, en zor koşullarda ve olanaksızlıklar içinde oldukça yetiştirebilmiş, bundan vazgeçmemeye en büyük direnişle karşılık vermiş yoldaşlarımızdır. Bunu defalarca kanıtlamış kişiliklerdir. Böylesi bir direniş kararlılığına, bu kişilikler önderlik etmiştir. Burayı çok iyi anlamak gerekir.

Bir direnişçi nasıl yaşar? Onlar, o amansız Diyarbakır Zindan direnişçiliğinin birkaç yönünü, tüm işkencelere göğüs gererek yaşadılar. Onun her dakikası bile bir yıl kadar uzun ve kahredicidir. Partinin adını biraz daha söyleyebilmek ve mücadelesini biraz daha uygun koşullarda sürdürebilmek için, birkaç yıl süren bu anları böyle değerlendiriyorlar. 

Mazlum’un kibrit çöpüyle eylem düzenlediğini biliyoruz. Newroz ateşini yaktı. Bunları yeniden neden hatırlatıyorum? Çünkü, zafer kazanacak silahlar var elinizde, zafer için her şeyi sunan özgür dağlar var, ordu gücümüz var. Bir kibrit çöpünden direniş imkanını ortaya çıkaran ve can bedenini eriterek direnişi sürdürmek isteyen kimdir, bunun karşısında en büyük savaşım değerlerini kullanamayan kimdir? 

“Umuttan vazgeçilemez

Bir kere daha 14 Temmuz direnişçiliğinden çıkarılacak bir anlam olacaksa, bu sadece zindan direnişçileri için değil, sadece bir örgüt için de değil; direnişçilerin şahsında parti ve bütün bir halk için öngörülen imha politikalarına, toptan silme planına karşı geliştiğindendir. İyi biliyoruz ki, düşmanın planı budur. Bütünüyle tarihin karanlıklarına gömülmek istenen bir halkın kimliği ve PKK’de temsil edilen bir direniş olanağıdır. PKK direnişçiliği de eşittir; bir halkı mümkünse yeniden tarih sahnesinde özgürce yaşatmaktır. Bu anlamda ezilen zindan direnişçiliği ve ezilen PKK; tümüyle bir halkın ezilmesi ve tarih sahnesinden gitmesi olur. Bu kesin bir gerçektir de. Bu direnişçilik biterse halk da biter. Bunun böyle olduğunu tarih şimdiden söylüyor. PKK’nin direnişçiliği bugünkü durumuyla da bunu herkese kabul ettirmiştir. 

Tam böyle bir noktada “direnmek yaşamaktır” sloganını, şiarını kendilerine tatbik edenler ortaya çıkıyor. Bu, tamamen bir halkın en soylu umudu oluyor, yaşam çağrısı oluyor. “Umuttan vazgeçilemez, partiden vazgeçilemez, kendimizi eritiriz ve yaşama çeviririz” deniyor. İşte Mazlumlar’ın Newroz direnişçiliği, işte 14 Temmuz direnişçilerinin kararı, işte Ferhatlar’ın kendilerini meşale etmeleri tamamı tamamına böyledir. 

Onlar, bir halkı aydınlatan meşale, yaşam umudu, yaşam tarzı oldular. Bunu iyi anlayacaksınız. En az olanla nasıl savaşıldığını, en zor koşullarda ve zeminde nasıl savaşıldığını göreceksiniz. Bir mezar kadar bile olamayan hücrede direndiler. Siz o büyük özgürlük dağlarına mı sığamadınız? Tek kişilik hücrelerde eylem yürütülebilirken, o dağlarda mı eylem düzenleyemiyorsunuz? Nefes alınamayacak yerde tek başına zafer görevini yürütenler varken, binlerin bulunduğu ortamda mı görev yürütemiyorsunuz? Onlar bir zaferi kesinlikle barındıran eylemi düzenliyorlar, siz bu kadar olanaklarla sıradan bir başarıyı mı düzenleyemeyeceksiniz? O zaman bu büyük direniş şehitlerinin anısına bağlı olduğunuzu nasıl söyleyebilirsiniz? 

Kuşkusuz, bu büyük direnişin içinde büyük anlamlar var. Sorumluluk anlayışı, partiye sahip çıkma anlayışı en yüksek düzeyde temsil ediliyor. Dikkat edin; düşman “her şey bitmiş, her şeyden vazgeç ve yaşa” diyor. Onlar bütün bunları reddediyorlar ve umudun en az olduğu, olanağın en az olduğu yerde “kendimizi kahramanca adarız” diyorlar. Onların bu gerçeğine bakın ve bir de kendinize bakın; bu kadar direniş ve savaşım değerleriyle siz sonuna kadar savaştınız mı, kendinizi sonuna kadar verebildiniz mi? O zaman bu çağrıya, bu büyük karara ters düşmüş olmuyor musunuz? 

Bir direniş gününe karşılık vermek demek; böyle bir çağrıya uyum gücü göstermek demektir. Sonuna kadar partiye sahip çıkma, sonuna kadar göreve bağlı kalma ve gerekirse kendini katık ederek zaferi kesinleştirmedir. Bu koşullarda zafer budur ve bu sağlanmıştır. 

Zafer yürüyüşü

Bütün bunlar ne anlama geliyor? Büyük günler, büyük karar günleri sıradan geçirilemez; kesin kavranılmayı, özümsenilmeyi ve emir olarak günlük işleme tabi tutulmayı ister. 14 Temmuz direniş kararı, parti ve halk olarak varolma kararını verebilmek, en zor mücadele aracını, yani kendini eriterek bu kararı hayata geçirebilmek, bu anlamda tarihin belki en son imha edici gücüne karşı yenilmemek ve teslim olmamaksa, bundan çıkan çok önemli diğer bir sonuç; ölümden zaferi yaratmak, yani yaşayanları kesinkes direniş içinde tutmaktır. Bu direnişten çıkan “direnmek yaşamaktır” şiarı; en zor direnerek en iyi yaşayabilirsin demektir. Bu kararı ortaya çıkarmıştır. Yani bizim savaş tarzımızı, yaşam tarzımızı ortaya çıkarmıştır. 14 Temmuz’un kararlılığı karşısında sizler nasıl sonuç çıkaracaksınız? En çarpıcı soru budur. 

Bu halkın bir savaşımı var ve mutlaka başarıyla yürütülmelidir. Bu halkın üzerinde büyük bir imha siyaseti var ve mutlaka boşa çıkarılmalıdır. Buna PKK öncülük etmiştir ve mutlaka başarıyla götürmelidir. Bütün bir geleceğin en sağlıklı yorumunu yapabilirsiniz. Çünkü en özgür durumdasınız. En özgür olan en iyi düşünür. 

Söz ve katılım, karar ve eylem 14 Temmuz direnişçileri anısına bir kez daha bu temelde veriliyor. Şimdiye kadar çok söz verildi, çok karar geliştirildi. Bu her zamankinden daha fazla bir parti kararı, bir halk kararı, bir savaş kararıdır. Bu karar her zamankinden daha fazla başarıyla ve bütün gerekleriyle yerine getirilmelidir. Her zamankinden daha fazla iç ve dış engelleyicilere karşı büyük bir sabır ve inatla yürütülmeli, yaşama geçirilmelidir. Bu karar, her zamankinden daha fazla zafere ulaştıracak bir karardır. 

Bir kez daha bu büyük direniş davasının sahiplerine ve giderek çığ gibi gelişen bütün direnişçilerin en başta da şehitlerin kararına, bu temelde şahadetlerine, yaşamlarına, savaşımlarına bağlılığımızı gösteriyoruz. En başta gerilla savaşı olmak üzere, bütün görev sahalarımızda başarıyı kesinleştiren çözümleme derinliği kadar, uygulama ustalığıyla da işlerlik kazandırıyoruz. Ve bu kesin başarıya götürecektir. 

Bu yürüyüş, her zamankinden daha fazla zafer yürüyüşü olacaktır. 

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 

14 Temmuz 1994 tarihli çözümlemelerinden derlenmiştir.