Yalnız değilim Anne…

- Jiyan TEKOŞİN
205 görüntüleme

TURKEY-KURDS-UNREST-CURFEW

(Kürdistan’da katledilen çocuklara…)

Her yer karanlık; odalar, tüm evler ve sokaklar… Dışarıda yoğun bir koku dolanıyor. Yanımızdan her kim geçiyorsa elleriyle yüzlerini kapatmakta. Sanki alışık olmadıkları bir kokudan kaçar gibi! Nedir  böylesine insanları kaçırtan?

Buralar hiç bu kadar sisli, duman içinde olmamıştı. Sanki her tarafta tandır yakan anneler var, öylesine dumanlar yükseliyor bu şehirden. Ama tandır olsaydı güzel ekmek kokuları yükselirdi Sur’dan, tıpkı eskisi gibi. Peki bu soğuk kokular da neydi, insanları böylesine uzaklaştıran… Yaklaşık yirmi günden fazla oldu bu karanlık odadayım. Bir türlü çıkamıyorum. Sanki kollarım, bacaklarım, beynim benden ayrı hareket ediyormuş gibi. İsteğim dışında kalıyor hepsi. Anlayamıyorum… Bu soğuk oda beni korkutmaya başlattı. Etrafımda kimseyi göremiyorum. Birileri var ama onların yüzlerini seçemiyorum. Yine karanlık…

Hiçbir şey duyamıyorum. En son kulaklarım mermi sesine tanık oldu ve sonra sağırlaştım sanki. Önceden kulaklarım keskindi, hangi ses olursa olsun iyi duyabiliyordum. Kör, sağır oldum… Bu etraftaki karanlık, soğuk hava beni korkutuyor. Peki, annem nerede? Beni hiç yalnız bırakmayan annem bu defa yoktu. Kendimi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim. Yalnızlık ne kadar da soğuk…

Sanki etrafta birileri belirledi. Yüzü  maskeli birileri içeriye girdi. Ha bire etrafımdan uykuda olan ve yüzlerini seçemediğim insanları alıp götürüyorlar. En son biri gelip beni kaldırıyor. Hissedemiyorum… Bedenim benden ayrılmış gibi. Anlatılmayan bir duygu içerinde kalıyorum. Sonra dışarıda beliriveren çığlıklar kulaklarımı açıyor. Şimdi duyabiliyorum. Annem çığlık atıyor ismimi söyleyerek. “Anne ben buradayım” desem de beni duymuyor. Annem ve buradaki herkes çığlık çığlığa. Peki neden? O soğuk odadan çıktığım için mutlu olduğumu söylemek isterdim  ama dışarısı daha da soğuk ve ürpertici. Yoldan geçerken oyun oynadığımız sokaklara bakıyorum. Her taraf yıkılmış gibi. Tanıyamıyorum kaldığım yerleri. Çocukluğumun mekanı ne de çabuk değişti. Yoksa ben mi büyüdüm anne?

Sur’dan yavaş yavaş çıkarken içimden bir şeylerin koptuğunu hisseder gibiyim. Sanki ruhum orada kalmak istercesine beni itekliyor. Ayrılsam bir daha gelemeyecekmişim gibi… Bir daha o sokaklarda oyun oynayamacakmışım gibi… Surlara bir daha çıkabilecek miyim?

Uzaklaşıyorum… Doğduğum şehirden, güzelliklerden, yarım kalan çocukluğumdan, yarım kalan gülüşlerden ve yarım kalan sohbetlerden. Uzaklaşıyorum; arkadaşlarımdan, sokaklarda içimize çektiğimiz tandır ekmeği kokusundan, bilyelerimden… Her uzaklaştığımda gerçekler biraz daha keskin vuruyor yüzüme, tıpkı kıyıya vuran keskin dalgalar gibi. Yüreğim neden bu kadar yanıyor anne? Doğduğum yer neden böylesine karanlıklarla kuşatıldı? Oysa bu şehirdi bizleri biz eden. Bu şehirdi bizleri koruyan. Acaba yine görecek miyim? Uzaklaşıyorum; şehir yavaş yavaş kaybolmaya başlıyor. Ben uzaklaştıkça yüreğim orada kalmakta ısrar ediyor. Durduramıyorum!

Buraları böylesine görmeye alışık değilim. Neden buralar yıkılıyor? Binlerce soru beynime hücum ediyor, cevabını bulamadığım binlerce soru…

Mezarlıkların olduğu yere doğru ilerliyoruz. İlginç, daha önce annem beni asla buralara getirmezdi. Hava soğuk ve karanlık. Üşümeye başladım. Soğukluk yüreğime, ruhuma işlemiş gibi. Sonra birileri eline kazma-kürek alarak yeni bir mezar açıyor. Her bir kazmanın toprağa vurulmasıyla ben daha çok üşüyorum. Bir süre sonra son defa dönüp anneme bakıyorum. Arkada durmuş, gözyaşlarını akıtıyor toprağa. “Anne neden bu kadar çok ağlıyorsun?” diye soruyorum ama sanki beni hiç duymuyor. Oysa annem bana hep zamanında cevap verirdi. Neden bu kadar uzaklaştık anne?

Esen rüzgar, zamanın geçtiğini hissettiriyor. Onu hissedebiliyorum! Soğuk bir rüzgar yüzüme dokundu. Beni alıp götürmek ister gibi bana dokundu. Ne kadar soğuk olsa da ona karşı koyamıyorum. Bırakmak istiyorum o soğuk rüzgara ki alıp götürsün beni. Umut dolu yarınlara, daha aydınlık, güzel bir dünyaya götürsün… Her zaman hayal ettiğim gibi işte. Beyaz bulutlar üstünde, rüzgar eşliğinde Kürdistan’ın güzel yerlerinde dolaşmayı isterdim. Dicle’nin üzerinden Fırat’a geçerken Mezopotamya’nın güzelliklerine tanıklık etmek isterdim. Batman’da, Cizre’de, Nusaybin’de, Van’da yani Kürdistan’ın her yerinden çocukları alıp bulutların üzerinde gezdirmek isterdim. Emin’i, Berat’ı, daha yeni doğan Tahir’i, Helin’i ve daha sayamadığım onlarca çocuğu alıp gitmek isterdim.

Şimdi onların yanındayım. Buralar çok soğuk olsa da merak etme annem, ben yalnız değilim. Benim gibi binlerce çocuk var burada. Hepsi de benim gibi, benim dilimden ve benim canımdan. Merak etme anne; Berkin’le, Emin’le, Miray’la beraberiz, üzülme. Elbet bir gün gelir tüm bu uzaklıkların, tüm bu bedellerin sonu. Güzel, aydınlık, barış dolu günler görecek Kürdistanlı çocuklar…  Ben inanıyorum, sen de inan buna olur mu annem?