‘Yeni bir paradigma şart’

- Laura CORRADI
18 görüntüleme
Abdullah Öcalan’a uygulanan ağırlaştırılmış tecrit bizlere Onun fikirlerinin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Benzer örnekler Güney Afrika’da Apartheid rejimi döneminde Nelson Mandela, İtalya’da ise Mussolini faşizmi zamanlarında Antonio Gramsci (İtalyan Komünist Parti Lideri) şahsında yaşandı.

 Antonio Gramsci de onlarca yıl cezaevinde tecrit altında tutuldu. Onun yazıları da 50 dile çevrilip yayınlandı. Dünya çapında fikirlerine çok önem verilen bir lider. Şu anda ise aynı muamele Abdullah Öcalan’a da yapılmakta. O da bir adanın ortasında küçük bir odada ağır tecrite alınmış durumda. Fakat fikirleri ise dünyayı gezmekte.

Örneğin birçok farklı dile çevrilen Bir Halkı Savunmak (Beyond State, Power, and Violance) kitabı bir şaheser niteliğinde. Demokratik konfederalizme dair fikirleri Ortadoğu coğrafyasında yaşanan kaos ve savaşlara da bir çözüm perspektifi değerinde. Ve bu perspektif stratejiktir zira farklılıkların bir aradalığını kapsamakta. Tüm renkleri, etnik grupları, inançları kapsayan yeni bir politik sistem modeli sunmakta. Farklı düşünce ve yaşam tarzlarını kapsayarak bir bölgeyi konfederaleştirmiş oluyorsun.

Yeni yeni devletçikler kurmak çözüm değildir

Bu yeni sistem modeli aslında geleceğin çözümüdür. Çünkü farklı bir çözüm seçeneği yok. Yeni yeni devletçikler kurmak bir çözüm değildir. Kolonyalizmden kurtulan birçok ülkeye devlet kurdurtuldu fakat dış devletlerin egemenliğinden kurtulamadılar. Bundan dolayı yerelin iradesine dayalı konfederal sistem tek çözüm modelidir. Abdullah Öcalan’a dayatılan tecrit politikasının birebir bu proje ve fikirler ile bağı var. Çünkü hegemonlar Ortadoğu ve dünyada barış ve huzur yerine kaos ve krizleri tercih etmekte. Ortadoğu ve dünyanın farklı coğrafyasındaki savaşları kendi faydalarına gördükleri için, toplulukları daha fazla birbirine düşmanlaştırma politikalarını benimsiyorlar. Kürt halkı bulunduğu her coğrafyada ( İran, Irak, Türkiye, Suriye) demokratik konfederalizmin ilk tohumlarını atmakta. Beraber yaşadığı birçok etnik topluluğa da bunu yaymakta. Bu anlamda Abdullah Öcalan’ın sunduğu bu çözüm projesi aslında tüm dünyaya bir hediyedir.

Fikirleri dünyamızda, kalbimizde geziyor

Feministler olarak Abdullah Öcalan’ın beğendiğimiz bir başka fikri ise kadının bilgeliğine, kapasitesine ve öncülük gücüne dair tanımlamalarıdır. Bu konu, özgürlük ve adalet için mücadele veren herkes için ilham vericidir. Bu anlamda Abdullah Öcalanın fikirleri cezaevi duvarlarını aşmış durumda. Dünyamızda, kalbimizde ve aklımızda geziyor. Abdullah Öcalan`ın sayesinde biz şuan dünya çapında alternatif bir yaşam arayışında olan farklı topluluklar ile ilişkiler kuruyoruz. Özetle, Abdullah Öcalan’ın birçok alana dair fikirleri sadece akademik ve epistemolojik açıdan önem arz etmiyor, pratik çözümleri de bağrında taşımakta. Tüm bu nedenlerden dolayı biz Abdullah Öcalan’ı özgür istiyoruz. Çok uzun zamandır cezaevinde bulunuyor. Bu büyük bir adaletsizliktir -ki zaten tutuklanması da adaletsizlikti-. Türkiye’ye teslim edilmesi de zaten illegal bir şekilde gerçekleşmişti. Onu artık özgür istiyoruz, Ona kendisinin ve fikirlerinin ne denli önemli olduğunu söylemek istiyoruz.

Kürt kadın mücadelesi hayatımı değiştirdi

Kürt halkı ile 1985’te henüz öğrenciyken tanıştım. İtalyaya farklı nedenlerden dolayı göç eden Kürtler vardı. Kimileri Güney Kürdistan’dan Saddam Hüseyin rejiminin, kimileri Türkiye, İran ve Suriye rejimlerinin inkarcı ve asimilasyonist politikalarından dolayı kaçıp gelmişti. O zaman Kürt kültürü ile Akdeniz kültürü arasındaki benzerliği fark etmiştim. İlişkilenmede ve bakış açılarında ne denli ilerici olduklarını gözlemledim. Günümüzde ise birçok konuda öncülük etmekteler. Örneğin jineolojî gibi. Rojava’ya gittiğimde jineolojîye daha fazla ilgi duymaya başladım. Jineolojî özellikle sosyal değişimi gerçekleştirmek için kilit noktalara dikkat çekmekte. Birçok çelişkinin kaynağında aslında cins çelişkisi yatmakta. Bu çelişki çözüldüğü oranda adaletsizlik gibi birçok sorun da çözüme kavuşacaktır. O vakit daha adaletli bir dünya için mücadele koşulları da artacaktır. Bu anlamda etnik, dil ve renk mücadelesi cins bilinciyle bağlantı halinde yürütüldüğü oranda önemlidir. Rojava’da Kürt kadınlarının bu alanlara dair fikir ve çalışmalarından çok etkilenmiştim. 2014/15’te, zehirli eril zihniyeti yenip yeni bir sistemi inşa eden Kürt kadınlarının mücadelesi ve özgürlük ölçüleri temelinde yeniden örülen kadın-erkek ilişkilerine dair görüşlerimi yazmaya başladım. Bana çok ilham veren bu konular hayatımı da değiştirdi. Tıpkı Black Woman Feminizm ile Angela Davis gibi, Kürt kadınları da bana çok ilham verdi. Black Women Feminizm ile 1990’ların başında Kaliforniya’da okurken tanışmıştım. 15 yıl sonra da Kürt kadınlarıyla tanıştım.

Zehirli şiddet türeten erkek egemen zihniyeti

Kürt kadınları şahsında cins mücadelesinin herkes için önemli olduğunu gördüm. Çünkü savaşın kalbinde, en problemli alanlarda bile bu mücadele durmadı. Kürt kadınları bir taraftan DAIŞ’ın barbar saldırıları, Türkiye rejiminin şiddeti ve görünür olmayan birçok şiddet türüne karşı savaşırken öte yandan ise cins mücadelesini her alanda sürdürdü. Abdullah Öcalan’ın bir belirlemesini hatırlatmak istiyorum: “Erkekler kadınlara güvenmeli, çünkü kadınlar daha bilinçlidir. Çünkü erkekler güç savaşımının içerisindeyken kadınlar yeni yaşamların inşası için çalışmaktaydı.” Kadınlar yaşam içerisindeki önceliklerini daha iyi sıralayabiliyorlar. Daha batılı bir açıklama yapmam gerekirse, kadınlar yaşamı ve çocuklarını düşünürler, erkekler gibi egolarını değil. Erkeklerin kadınlara hükmetme istemleri vardır, zehirli bir şiddet salgılarlar. Öcalan da erkek egemen zihniyetin zehirli şiddet türettiğini belirtir.  Abdullah Öcalan’ın “İçinizdeki erkek egemen zihniyeti öldürün” çağrısı aslında tüm insanlık için büyük bir iyiliktir, cins mücadelesi yolunda ilham vericidir. Abdullah Öcalan teorilerinde çok açık görüşlüdür. En önemlisi de bu teoriler pratik ve yaşamsaldır.

Yeni bir paradigma şart

Jineolojî’yi ve çalışmalarını çok beğeniyorum, olanağım olsa bu komiteye dahil olmak isterim. Çünkü tarihi, ekonomiyi, politiği ve dünyayı yeniden tanımlamak, yazmak bugün ihtiyacımız olan şeydir. Bu açıdan Abdullah Öcalan sadece Kürt halkının lideri değil, bizim de liderimizdir, alternatif bir dünya isteyen herkesin lideridir. Kapitalizmi, neo-liberalizmi, patriyarkayı, ırkçılığı, fundamentalizmi aşmak isteyen herkesin. Hepimizin farklılıklarımızla yaşaması için dünyaya yeni bir paradigma şart. İşe, bulunduğumuz yerleri ekolojikleştirmek ve belki de dünyada yeni yerleşim yerleri keşfetmekle başlamak gerekecek. Biz insanlar doğanın bir parçasıyız, bir piramidin en üst noktası değiliz. Büyük bir yaşam zincirinin halkasıyız ve bundan kaynaklı doğayı manipüle etme hakkımız yoktur. Doğayı kendi düşüncelerimize göre kusursuz yapamayız, çünkü doğa zaten kusursuzdur. Bizim yapmamız gereken doğaya zarar veren kendimizi değiştirip çevreye yeniden kendimizi uyarlamaktır. Özellikle de günümüzde yaşanan çevresel yıkım yaşanırken bunu yapabilmek çok önemli. Bunu başarabilmek için Abdullah Öcalan’ın ekolojiye dair düşüncelerini okuyup pratikleştirmemiz elzemdir. Çünkü onun fikirleri daha büyük sorunlar yaşamamızı önleyecektir.

*Calabria Üniversitesinde Cinsiyet (Kesişimsel Metodoloji) Çalışmaları ve Araştırma Bölümü Profesörü