Yeni toplumun militan savaşçılarıyız

- Abdullah ÖCALAN
31 görüntüleme
Kadın sorunu sosyal bir konu gibi gözüküyor, ama birçok siyasi mücadele ve savaşımın üzerinde etkili olmuş ve onlardan etkilenmiş siyasi bir konudur. Din sorunu gibi kadın sorunu da hayli karmaşık konulardan biridir. Denilebilir ki, kadın ve din konusu sosyalist toplumda bile tam çözümünü bulamamıştır. Dolayısıyla, bu sorunları salt bir değerlendirmeyle tam olarak ortaya koymak söz konusu olamaz. Ama yine de, devrimci bir hareketin her konuya ilişkin olduğu gibi bu konuda da söyleyeceği sözler vardır.

Mutlaka bir açıklaması, bir perspektifi olacaktır ve bu onun konuya özgü yaklaşımını da belirleyecektir. Din ve kadın sorununa düşmanın ve küçük-burjuva akımların da bir yaklaşımı vardır. Din konusu yoğun tarihi bir bilinci gerektirir. Aynı zamanda, felsefeye ve bilimsel sosyalizme de güçlü bir yaklaşımı gerektirir. Hazır reçete çözümlerine sarılmak, kesinlikle fazla ilerletici olmayacaktır. İki konuya da devrimimizin başarısı açısından çok dikkatlice eğilmemiz gerektiğini söylüyoruz. Devrimciler sorunlara cesur yaklaşırlar. Bilimsel yaklaşırlar. Biz de böyle yaklaşmaya çalışıyoruz. Kürt toplumu ve Ortadoğu toplumları üzerinde bu iki konunun çok ağırlıklı bir etkisi vardır. Kadın köleliğinin ve dinin sınıf sömürüsü ve toplumsal baskının hizmetinde kullanılışı oldukça güçlüdür.

Aile ve kadın problemi çözümsüzlüğü

Ortadoğu halklarının devriminde bu iki soruna getirilecek sağlıklı çözüm, devrimin gelişimi üzerinde çok büyük etkide bulunacaktır. Dolayısıyla çözüm, yalnızca bir halkın hayati çıkarı açısından değil; enternasyonalist yanı da çok ağır basan karakterdedir. Bu konulara yaklaşırken, şahsi prestij açısından ve “ben ne olacağım, benim tanrılarım, benim ailem, kadınım, kadınlarım” biçiminde yaklaşmamak gerekir. Tersine, “neydi bu tanrılar, kimdiler, niçin ortaya çıktılar, dinimizin başına neler geldi, aile neydi, iliklerimize kadar işlemiş olan bu aile neyi temsil ediyor, nereden nereye geldik” sorularının cevaplandırılması gerekir.

Bunlar insanlık tarihi kadar eski ve onunla başlamış sorunlardır. Doğru çıkış yaptırarak güçlü insanı, yeni insanı yaratmaya çalışıyoruz. Kadın çözümlemeleri, emperyalist metropollerde ve sosyalist ülkelerde halen önemli siyasal hareketlerin bir çıkış noktası olabilmektedir. Yeni sol, barış ve yeşil hareketlerinde bile kadın sorunu önemli bir yer tutuyor. Kürdistan toplumu açısından mesele daha fazla kördüğümlüdür ve o oranda da siyasal boyutları vardır. Sorunun karmaşıklığı ve kapalılığından ötürü, birçok güç sosyalizmin bakış açısıyla yola çıkmasına rağmen, sorunu basma kalıpçı ele almaya ya da onu es geçmeye çalışmaktadır. Bunlar kesinlikle yanlış yaklaşımlardır. Ne burjuva liberalizminin kof yaklaşımlarını ve ne de feodal etki altındaki “hiç dokunmayalım” türünden yaklaşımları kabul edebiliriz. Çoğunuzun güçlü bir çözümlenmeye ulaşmamasını da aile ve kadın problemi karşısındaki çözümsüzlüğüne bağlıyorum. Aslında orada yenilgi vardır. Yenildiğiniz için siyasi kişiliğe ulaşamıyorsunuz. Siyasi bir militan ve yengiyi mümkün kılacak kişiliğe ulaşamamanızın nedeni budur.

Devrim potansiyeli devrim aleyhine kullanıldı

Türkiye’de 12 Eylül faşizmi, kadın sorununu en ters ve faşizme en çok hizmet eder biçimde gündemleştirdi. Sorunu sadece karşı-devrimin hizmetine sunulmasında değil, karşı-devrimin etkisinin geliştirilmesi için ne lazımsa öyle yapmada, tahrik etmede ve kullanmada çok etkili oldu. Özellikle devrimin, sorunu çözümlemede geliştirmesi ve mücadeleye seferber etmesi için takınması gereken tutumu boşa çıkarmada da 12 Eylül rejimi bunu bilinçli olarak kullandı. Böylece, devrimin önemli bir potansiyeli devrimin aleyhine kullanılmış oldu. 12 Eylül faşizminin bu kadar güçlü bir şekilde ayakta tutulmasında aile-kadın sorununun tersyüz edilmesinin payı çok büyüktür. Hatta belki de baş sıralarda yer alıyor. O halde, bizim için meselenin önemi daha iyi anlaşılmakta ve henüz işin başındayken doğru devrimci yaklaşımı zorunlu kılmaktadır. Eğer ben bu sorunun çözümünde devrimi esas almasaydım, cesur davranmasaydım, geleneklerin ağır etkisi altında hareket etmiş

olsaydım çoktan iflas etmiş olurdum.

Karşılıklı ilişkiler köleleştirici

Devrimci davranmayı bildiğimiz oranda güçlenmeyi mümkün hale getirdik. Şu andaki konumumuz soruna biraz daha devrimci nüfuz etme kabiliyetine ve çözümü konusunda da gerçekten devrime hizmet etme imkanına kavuşmuş olma konumudur.

Hemen belirtelim; genelde toplumsal bir kurum olarak, ama daha çok da bizim toplumun üyesi, yani birey olarak kadın ve erkeğin aile kurumu içindeki yeri bu konuda çok tüketici, devrimden uzaklaştırıcı, oldukça boyun eğmeye götürücü hal arzeder. İster ana-baba olsun, ister eş olsun ve isterse çocuklar olsun karşılıklı ilişkileri son derece bağımlılaştırıcı, köleleştirici, temel siyasi problemlerden uzaklaştırıcı, son tahlilde devlete boyun eğdirici, bütün enerjinizi yutucu soğuk bir kuyu gibidir. Biz şimdi tamamen yeni toplumun oluşumunun militanca savaşçıları durumundayız. Dolayısıyla belki fazla pratik bir sorun olarak karşımıza çıkmayabilir. Ama unutmayalım ki, böylesi bir dönemde de bizi ancak devrimci bir yaşam idare edebilir. Yine eğer bir toplumu sürüklemek ve toplumun önemli bir kesimini devrime katmak istiyorsak -ki, bunlar olmadan devrimci olmaz- yalnız kendimiz için değil, genelde toplumsal yapı için çözümü gerçekçi bir tarzda dayatmak büyük önemdedir.

Sosyalistçe eleştiri devrimcileştirir

Devrimci siyasal faaliyetlere yönelirken, 1970’ler Türkiyesi’nde bu konuda da en sağlıksız yaklaşımlar söz konusuydu. Türkiye’de solun karakterinde erkeğin maceracı ve topluma yabancı yaklaşımları vardı. Yani maceracılık veya sol, toplumun geleneklerine karşı oluşmayı tam bir marifet biliyor. Basit bir tepkiselliği devrimcilik biliyor. Aileye tepki, yerleşmiş çeşitli geleneklere tepki solculuk olarak anlaşılıyor. Daha sonraki yenilgide kesinlikle bu yaklaşımın payı büyüktür. Maceracı yaklaşımla dine küfür ederek devrim yaptığını sanmak devrimcilik değildir.

Türkiye devriminin faşizme karşı yenilmesinde bu yaklaşımın payı azımsanamaz. Kadın sorununa da maceracı, toplum dışı, son derece havai bir yaklaşım sergilendi. Militanca ve saygıdeğer ilişkiye yol açmadığı için, adına devrimci hareket ve onun militanı dediğimiz herhangi bir gelişmeden bahsedilemez. Toplumdan kolay izole edilmiş devrimcilik ve toplumun temel çekirdeği olan aileden kolay izole olmuşluk faşizmin çok iyi kullanmasına imkan veren olaylar olmuştur. Aileden ve kadının devrimdeki rolünden soyutlanmış bir devrimcilik faşizm karşısında yenilgiye oldukça açık bir konuma gelmiş demektir. Türkiye sol gerçeğinde bu da yaşanmıştır. Ve bu yaklaşımın, tutumun devrimciliğin yenilgisindeki payı az değildir.

Bu anlayış bizim üzerimizde de etkili olmaya çalıştı. Ancak, biz bu konuda da farklıydık. Özellikle din sorununun ağır etkisinde olduğumuz gibi, aile meselesini de basit ele almamaya çalıştık ve soruna hep eleştirisel yaklaştık. Ne din eşittir gericilik diyerek kendimizi basitçe sorunlardan soyutladık, ne de kadın sorunu deyince “boş ver, beni ilgilendirmez” veya “en havai yaklaşımla her türlü sorumsuzluk içinde yaşayalım” dedik. Bu her iki konuda da yanılgılı yaklaşıma girmedik. Böyle davranılmadığı için eleştirisel yaklaşmak kaçınılmaz oldu. Eğer eleştirisel yaklaşım sosyalist temelde olursa mutlaka devrimcileştirir, yenileştirir.

Bu değerlendirme, 1989 Çozümlemeleri’nden alınmıştır.