Yerel seçimden daha fazlası: 31 Martın gösterdikleriYüksel GENÇ 

- Yüksel GENÇ
371 görüntüleme


Türkiye 31 Mart’ta tarihinin en ilginç yerel seçimlerinden birini yaşadı. Tipik bir yerel seçim olmanın ötesinde Türkiye’de siyasal sistem ve rejim tartışmalarını derinleştirecek sonuçlar barındıran sandıktan çıkanlar, kuşatılmış ve tarafsızlığını iyiden iyiye yitirmiş YSK tarafından henüz resmen tanınmamış olsa da, Türkiye’yi yeni bir sürecin eşiğine getirdi.

Bir yandan otoriter ve parti-devlet yönelimli yeni Türkiye inşaası için seçime vazgeçilmez anlamlar atfeden AKP-MHP ittifakı açısından, diğer yandan bu gidişatta kırılma yaratmak için son şansını kullanan muhalefet açısından yerel seçimden çok daha fazlasını ifade eden, bu yüzden hiç olmadığı kadar çok “stratejik” nitelikler ve “stratejik oy” barındıran bir seçim süreci yaşandı. 

Sandıktan ne çıktı?

Bu denli “stratejik” kılınmış bir seçimin sonuçları da haliyle Türkiye devlet ve siyaset yapılanmasında köklü değişikliklere yol açabilecek nitelikler barındırıyor. Özellikle patriyarkal düzenin yeniden reorganize olduğu, tek adam rejimine has tüm özellikleri taşıyan yeni Türkiye formunda artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak demek mümkündür. 

Peki sandıktan ne çıktı? Seçim sonuçları bize neler söyledi? Özetleyecek olursak;

2002 yılından bu yana iktidarda olan ve gücünü yerelden alan günümüz tek adam rejiminin mimarı AKP; ilk defa bir yerel seçimde başarısız oldu. 1994 yılından bu yana AKP ve geldiği geleneğin yönetiminde olan İstanbul, Ankara gibi belediyeler muhalefete geçti. 

İlk seçim yenilgisini 7 Haziran 2015 yılındaki genel seçimlerde yaşayan, daha sonra tartışmalı 16 Nisan referandumu ve 24 Haziran genel seçimleri ile eski oy oranını yakalayamayacağı anlaşılan AKP, en büyük ikinci düşüşü bu seçimlerle tattı. 

Bu durum “AKP kaybedeceği seçime girmez” algısını yerle bir etti. Ancak tarafsızlığını yitiren YSK edimleriyle ve iktidarın talepleriyle Türkiye’nin bir hukuk devleti olmaktan ne denli uzaklaştığı da gözler önüne serildi.

Otoriter parti-devlet inşasında yaşanan kırılmanın en önemli nedeni olarak Kürtler öne çıktı. Kazanmak için %50+1’in yeterli olduğu sistemde Kürtler kilit seçmen oldu. Tüm siyasi aktörler Kürtler’siz seçim kazanamayacağını deneyimledi. Bu sonuç Kürt sorununun çözümünde yeni bir eşiğe de işaret ediyor. 

Kürtler, AKP-MHP ittifakına kaybettirdi

Özellikle HDP’nin “Bölgede Kayyumlara, Batı’da AKP-MHP ittifakına kaybettirme” stratejisine destek veren seçmenler sayesinde; İstanbul, Ankara, Antalya, Mersin, Adana gibi büyük şehirleri ve pek çok önemli ilçeyi kazanan CHP’nin de, buraları kaybeden AKP’nin de artık Kürtleri hesaba katmadan köklü siyasal dönüşümler yapamayacağı anlaşıldı. Ayrıca ülke nüfusunun ve ülke kaynaklarının büyük kısmını barındıran bu kentlerin kaybı ile AKP iktidarında kan kaybının yaşanacağını öngörmek mümkündür.

Özellikle Bölgedeki sonuçlar halkın kayyum siyasetini reddettiğini gösterdi. Devlet gücünü elinde bulunduranlar ile halkın meşruluk alanlarının ciddi anlamda ayrıştığı gözler önüne serildi. 

Türkiye siyaseti “ YSK eliyle darbe” denen yeni bir durumla tanıştı. Özellikle KHK’li belediye başkanlarına mazbatanın verilmemesi bu durumun tipik göstergesi oldu. Ayrıca İstanbul seçim sonuçlarına ilişkin AKP’nin süregiden itiraz ve sayım isteklerine boyun eğen YSK’nın tutumu sayesinde toplumda “sandıkla gelenin sandıkla gitmeyeceğine” dair algıyı daha da güçlendirdi.  Bu algının büyük riskli zamanları da bağrında taşıdığını söylemek gerekecek. 

Özetle 31 Mart seçimlerinde; tek adamlığa, otoriterliğe karşı demokrasi umudu kazandı. Ancak o demokrasinin inşaasının zorlu olacağını gösteren riskler de bu seçimin hemen akabinde yüzünü gösterdi. Öte yandan yukarıdaki sonuçlardan da anlaşılacağı üzere hiçbir yerel seçimde olmadığı kadar çok bu seçim güçlü bir teşhir işlevi gördü. 

Peki neyin teşhiri?

Türkiye’de son yıllarda inşaa olan tek adam rejiminin veya diğer deyişle parti-devlet yapılanmasının boyutlarının, devlet gücünü elinde bulunduranlarca hukuksuzluğun nasıl sistem haline geldiğinin, gücün meşruluğu ile halkın meşruluk alanları arasındaki farkın, liberal demokrasinin en vazgeçilmez görünümünü teşkil eden seçim sonuçlarını kolaylıkla tanımayabilecek bir tahakkümün varlığının, Türkiye’nin demokratik bir gelecek şansının Kürtler ile mümkün olduğunun, “Yeni Türkiye” formunun güncellediği patriyarkal toplum düzeninin kadın kazanımlarına dönük tahripkarlığına kadınların güçlü itirazlar barındırdığının… vs…

***

Açılan gedikler

Şimdiye kadar anlattıklarımız Türkiye siyaseti ve rejimindeki erkek karakterinin ne denli tahkim edilmiş olduğunun da göstergesidir. Kuşkusuz otoriter, tek adam rejimlerinin karakteri katı bir erkeklikten müteşekkildir. Zira iktidarın kendini yenilmez varsaymasındaki en önemli güvence de; ataerkil değerlerin, baba kültünün, lider fetişizminin yaşamın tüm alanlarında düzenleyici ve inşaa edici gücüydü. Ancak son seçim sonuçları iktidar açısından bu inşada büyük gedikler açtı.

Bu gedikler nasıl açıldı? 

Kadınlar uzun yıllar sonra AKP’nin birincil seçmeni olmaktan uzaklaştılar. AKP’ye oy veren kadın oranı yıllar sonra ilk defa erkeklerden daha az bir orana ulaştı.

Erdoğan üzerinden oluşmuş lider kültünün kadınlar arasında sorgulanmasında ciddi artışlarla karşılaşılmaya başlandı. 

Ataerkilliğin, egemen erkek düzeninin gündelik hayatı en açıktan kuşattığı yerellerde özellikle muhtarlıklarda kadın muhtar sayısında önemli artışlara rastlandı. Örneğin Doğubeyazıt’a bağlı Hasankeyf Mahallesi’nde 12 erkek adayla yarışan ve muhtar seçilen Mesmegül Özdemir, Batman’ın ilk kadın muhtarı Fatma Türkan, Diyarbakır Şehitlik mahallesinin muhtarı Sadiye Sebat, Elazığ merkez ilçenin ilk kadın muhtarı Seda Gündoğan, Manisa Hafza Sultan Mahallesi muhtarlığını kazanan Zuhal Güneş, Edirne’nin tek kadın muhtarı Nesrin Çağlar ve daha onlarcası mahalle yönetimlerinde kadınların etkin rol alacağını göstermektedir.

Kadın temsiliyeti büyük oranda arttı

Partilerdeki erkek egemenliğine, pozitif ayrımcılık konusundaki negatif tutuma ve kadını “sembolik temsil” olarak düşünmeyi aşmayan erkek yaklaşımlarına karşı bir önceki döneme göre il, ilçe, belde belediye başkanlığına çok daha fazla kadın seçildi. 31 Mart yerel seçimlerinde resmiyette görünmeyen HDP’nin eşbaşkanlık sistemini değerlendirmeyecek olsak bile; Türkiye genelinde YSK tarafından kabul edilen kadın belediye başkanı sayısı 45‘dir. 

Bu seçimde de bir klasik bozulmamış kadın aday sayısı ile partilerdeki erkek egemen karakter parelel yol almıştır. 8263 belediye başkan adayının sadece 652’si yani %7,89’u kadındı. Toplam 61 kadın seçildi. AKP 25 kadın aday gösterdi, bunların sadece 8’i kazanabildi. CHP 44 kadın aday gösterdi bunlardan sadece 10’u belediye başkanlığını kazandı. 2 bağımsız, geriye kalanı ise HDP’nin eşbaşkanlık sistemi içinde resmiyette YSK’nin kabul ettiği belediye başkanlarıdır.  MHP sadece bir beldede kadın başkan çıkartabildi, İyi Parti’den kazanmış tek bir belediye başkanlığının olmaması bu partilerdeki yerleşik egemen erkekliğin düzeyi ile ilgilidir. Seçim sonuçlarına bakıldığında ise, partilerin genelde kadınların seçilme şansının az olduğu yerlerde onları aday gösterdiğini söylemek yanlış olmaz. Buna rağmen demokrasi, çoğulculuk ve kadın rengi üzerine kurulu bir kampanya dili ile karşılaşıldı.

Kadın öncülüklü mücadele

Bir kadın partisi olmanın gereğine uygun olarak HDP, adaylıklarda yine eşbaşkanlık sitemini uygulamakla birlikte 319 adayın 172’sini yani yüzde 45’ini resmi olarak kadın aday olarak gösterdi. Bu rakam tüm partilerin oranının toplamından katbekat fazladır. Ayrıca kazandığı 54 belediyenin de eşbaşkanları bulunurken YSK tarafından tanınan belediye başkan sayısı 24 ile en yüksek kadın belediye başkanı çıkaran parti konumundadır. HDP uyguladığı politikalarla Türkiye’de kadın öncülüklü dönüşümün hala kilit partisi konumundadır.

Bu seçimin bir diğer değerli mirası Bilecik’in Pazaryeri ilçesinde bağımsız aday olarak girdiği seçimi kazanan Zekiye Tekin’dir. Mobing’e uğradığı için ayrıldığı belediyeye başkan olarak dönen Zekiye Tekin şahsında; erkek egemen yerel idareciliğe karşı kazanılmış bir zafer, egemen yerel idarecilikte açılmış büyük bir gedik vardır. 

Toplumsallaşmayan hiçbir rejim meşru ve kalıcı değildir. Toplumsallaşmanın önemli göstergelerinden biri ise rejimin kadınlar arasındaki benimsenme düzeyi ile ilgilidir. Yerelde ve gündelik hayatta oldukça güçlü olan tüm erkek egemen bariyerlere, AKP iktidarının yeni rejimin yeni toplumunu sağlayacak şiddette tahkim ettiği ataerkilliğe karşın; kadınların köy muhtarlığından Büyükşehir Belediye başkanlığına kadar uzanan silsilede edindiği başarılar tam da bu toplumsallaşmada kırılma yarattı. AKP ve inşaa sürecindeki yeni rejim için geriye gidişin sürdürülebilir olmasındaki asıl güç ise tam olarak buradadır. 

Bu tür rejimler kuşkusuz kırılmalarının faturasını birilerine çıkarmak isteyecektir. Hele hele Türkiye’deki gibi yeni rejimin sahiplerinin hala iktidar olduğu ülkelerde geçiş süreci sanıldığından daha fazla güçlükler taşıyacaktır. Burada faturanın Kürtler’e ve kadınlara çıkması oldukça muhtemeldir. O yüzden yeni durum karşısında Kürtler ve kadınlar yine kader ve mücadele ortaklığı yapmak durumundadır.

Unutmayalım; bu yerel seçimle durdurulan sadece siyasal ve idari alanda otoriter, parti-devlet düzeninin inşaası değil, toplumda inşaa olunan ve güncellenen patriyarkal düzenin kendisidir. Şimdilik bu riskler sadece durdurulmuştur. Tümden bitmesi için ise tahrip olmuş siyasal ve toplumsal zemini fırsata çevirip demokratik, çoğulcu, eşit, adil ve kadın özgürlükçü yeni bir toplumsal sözleşme zorunludur.